Erkeklik çalışmaları gerekli mi?

“Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi” (EEİİ) sosyoloji, psikoloji, edebiyat, siyasal bilimler, medya çalışmaları gibi farklı alanlarda çalışan araştırmacıların ve aktivistlerin oluşturduğu bağımsız bir çalışma grubudur. 2013 başında kurulan EEİİ, feminizm, LGBTQ ve toplumsal cinsiyet çalışmaları ve aktivizmlerinin açtığı eleştirel ve ataerkillik karşıtı yollardan ve onlarla dirsek teması içinde ilerleyerek, erkekliklerin eleştirisini yapan herkesi bir araya getirmeyi amaçlamaktadır.”

Erkeklik çalışmaları gerekli, çünkü erkek yazıcılar kadını yazıyorlar ama yazıcıdan alınan çıktılar nedense hep erkek oluyor.

Erkek yazıcıların ki; bunlar mürekkep yerine başka şeyler püskürtmeli printer olmaktadırlar, çalışma mantıkları, püskürtülerinin ya da fışkırtılarının, yazma kafası tarafından kağıt üzerine bırakılmasına dayanır. Bu tip yazıcıların piyasada sadece erkek modelleri bulunup çalışma prensipleri doğrultusunda adları “injector printer” olarak bilinir.

Günümüzden yaklaşık 20 yıl öncesi kullanılan ve çalışma mantığı hiç değişmeden devam eden bir “injector printer” modeli yazıcıdan alınan çıktılardan kadını okumaya çalışmak,  “Erkeklik Çalışmaları” na esas olan çıktıların zilyonuncu kez yeniden okumasından başka bir şey değildir. Çünkü bütün suç, kadına ve kadınlığa dair değişenlerin, daha çok tecavüz, daha çok dayak ve daha çok cinayet olmasını print eden yazıcılar olmalarındandır. İnsanlığı çileden çıkaran şeyde, onlardan alınan çıktılardan okunanlardan başkası değildir. Eski devirlerde bu model yazıcılardan çıktı alınması mümkün olmadığından, kimselerin görmediği, okumadığı, duymadığı ve bilgi sahibi olmadığı zamanlarda kadına ve kadınlığa dair değişen ne varsa tüm sorumlulukta onlara aitti. Yani yazıcılar bir şey yazmadıklarından, bütün kadınlar mutlu ve mesutlardı. Ah şu yazıcılar yok mu, kadını yazmaya başladılar ne olduysa onsan sonra oldu, başlarına gelmeyen kalmadı.

Markası; seçkin aydın, ressam, siyasetçi, TV programcısı, artist, fotoğrafçı ve yazar, modeli de “injector printer” olan “Olgun Yemişlere Bir Roman – İLİK” den alınan çıktılarda, kadınlara dair ne yazıldığını görelim ve “Erkeklik Çalışmaları” nın da baş aktörü olan bu “injector printer” in insanlığa bıraktığı kalıtı, edebiyat dünyasına armağan ettiği eseri okuyalım. Sonrası, kadınların bileceği iş, printerler hakkında en iyi kararı onlar vereceklerdir. Vermeleri içinde harekete geçmelidirler ki adları bugün ben, yarın sen olan istatistiki veriler haline dönüşmesinler.

Bu model yazıcılar, kadınları aşağılamaktan ve onları seks kölesi olmanın ötesinde görmediklerinden, kadınların her yerde ve her zaman kendilerini pazarlayan, satılık birer nesne olduklarına inanırlar.

Asansörde halvet”  fetvasıyla yazıcıdan hızla dökülen sayfaların ilki, “Lamelif’in arada bir başına geldiği gibi vajinası sanki donunu ısırmış, rahat hareket etmesine engel oluyordu.” Cümlesi ile başlıyordu. Sonrakiler ise şöyle devam ediyordu:

Asansörün kapısı “dling” sesiyle açıldı ve Lamelif içeri girince, iki adamı süzdü. İki adamdan birinin “o” bölgesi sanki “gel de beni tut” dercesine belirgin bir havadaydı. Lamelif, elini adamın orasına atıp okşamaya başladı.

Asansörün “dur” düğmesine basıp üçü birlikte halvet oldular. Yazıcıdan dökülen ilk bölümün diğer 36 sayfasında, iki oda bir salon asansör kabinin içinde, Lamelif ve iki adam saatler boyunca denedikleri her türlü cinsel varyasyonu ve adamın kıza arkadan sahip olmadıkça kendisini onunla yatmış saymadığı için “İyi ki İngiltere’de yaşamıyoruz da bu işlerde yasak yok” diyen veciz sözleri yazılıydı.

Baskı hızları çok seri olan “injector printer” modelleri, programlanmış oldukları üzere, nerede olurlarsa, orada kendiliğinden çalışmaya başladıklarından, zamane kızları kudurmuş, ar damarı çatlamış, mağazada alış veriş yapan erkeklere soyunma kabinlerinde saldıran sürtüklerdi. Kısa ama hiç dökülmemiş saçları hafif kırlaşmaya başlamış, fazla kilosu olmayan, 36-37 yaşlarındaki adaleli yazıcının çevresinde pervane oluyorlar, onunla yatmak için fırsat kolluyorlardı.

Markasına yakışır şekilde fotoğraf çekimleri de yapmakta olan yazıcımızın stüdyosuna gelen modeller, temiz ve iyi aile kızı şıllıklardı. İçlerinden geçen bilinçaltı dürtülerle hemen vajinal sularının vanalarını açıverirler, hafif kırlaşmaya başlamış saçları ve orta yaşlarına rağmen, her kızın yeni bir yarak bulmuş olmasının heyecanıyla, kendilerine olan tüm güvensizliklerini üzerlerinden atmalarına neden olurdu.

Yazıcının kafası sağa sola gidip gelirken, kağıt üzerine yemek, içmek, seks ve keyif kelimelerinden başka bir şey çıkmazdı. Hayattaki her hareket bu dörtlüye endeksliydi. Aslında bu absürt yaşamın tam anlamı; “Vajinanın içine hırsla penisten pompalanan kan sayesinde akıttığı spermlerden oluşan, dünyanın en saygın aktivitesiydi.”

Kendisine sırılsıklam aşık olduklarını söyleyenleri “kız arkadaşı” olarak bile görmezdi. Aşk kelimesi onun için çok uzun yıllardan beri içi boşaltılmış bir “kitsch” saçmalıktı. Onların vajinalarını başka erkeklerin ziyaret edip etmemeleri de umurunda değildi. Bu konu “Sana spaghetti yaptım.” demek gibi bir şeydi. Yaşam dertlerine karşı koymanın tek yolu “sosyal çiftleşme” işiydi.

Kendisinin de içinde bulunduğu sahnelerde kameranın çalıştığını unutur ve kendisini o ana kilitlerdi. Böylece bir kızı soyarken veya onunla sevişirken o anda kendisini rol yapan bir aktör olarak hissetmez, kızın “hakkını” verirdi.

Seksten sonra kızın yapıştığı erkek olmak, intihara eş değerdi. Bir kızın “vermesi” için ona “musallat olup” peşini bırakmayanlardan değildi.

Ama hoşuna giden, donuna girmek için ömründen birkaç ay vereceği kızlara hiç rastlamıyor muydu? Tabii ki rastlıyordu. Böyle zamanlarda inadına kızın suratına dönüp bakmazdı. Bu tavır, karşısındaki kızı iyice ezer, hayatından bezdirip, onu her şeye hazır hale getirirdi. Ondan sonrası ise paşa gönlünün keyfine kalırdı.

Taksim Meydanı, her evli kadının, her liseli genç kızın, her sürtüğün, her gün geçtiği bir yerdi. Burası, avının hayat akışı trafiğine uygun, en merkezi noktasıydı.

Öteki kızlar, geceleri televizyon seyreder, çikolata yer, mastürbasyon yapıp, kitap okurlardı ve bu halleriyle, İstanbullu hemcinslerine klinik vaka olarak görünürlerdi.

Aniden karşısına çıkıveren kadının hatırı sayılır kısalıktaki eteğinin daha da yukarı kalktığı ve mükemmel kıçını örten kırmızı donun kabak gibi burnunun dibine geldiğini görünce o anda yapılacak tek şeyin anı yakalamak olduğuna karar verdi. Genç kadın birden mahrem yerlerini mıncıklayan bu davetsiz misafire karşı ne yapacağını bilemedi ve tepki vermeden olayı “yaşadı”.

Bunalım geçiren genç kızlar, yazıcıların sıkıştırmasından keyif alacaklarını düşünerek, içlerinde duyacakları sıcaklığın dolaşımını ve en uygun yerlerine doğru kayışlarını hissederlerdi.

Yazıcılar içinse, bulundukları her yerde karşılaştıkları tüm kadınlar “Domaltılması, arkalarından sertçe kavranarak pompalanması gerekli” yaratıklardı.

Bu yazıcıların çalışma performansları çok yüksek olup, vajina kapılarını paralarcasına aşındırıp, yara bere içinde bırakana kadar çalışmaları ile en çok tercih edilen modellerdi.

Kızların “vermesi” ve erkeklerin “alması” onlar için hayatın tek gerçeğiydi. Bunun dışında olan her şey, detay, süs ve çene düşüklüğüydü.

Yazıcılar için en az bunlar kadar değerli olan futbol maçları, roman konusu bile olabilirdi. Dersini çalışmayan öğrencilerin sınav kağıtlarını boş vermemek üzere maç anlatmalarına benzer şekilde, edebiyat sanatına katkı olarak sayfalar dolusu yazılabilirdi.

İstanbul’un güneşli ve soğuk Pazar sabahlarında, Brunch’a çıkacaklar çoktan evlerini boşaltmış, onlardan çok daha erken saatlerde “cumartesi” gecesinin fahişeleri ve tek kurşunluk yavruları geceyi geçirdikleri evleri kendi arzuları ya da iteklenerek terk etmiş olurlardı.

“Lüks café restaurant” furyasında, zengin kızların boynuna kolunu atarak oturan çocukların “tokmakçı adayı” olup olmamaları yazıcıların ilgilendiği konulardan değildi.

Ama bu yüzden de erkeklerin bir numaraları cinsel fantezileri tecavüz olmaya devam ediyordu. Aynı sebepten yaşanan her tecavüz, gazetelerde skandal veya “korkunç dramatik bir olay” başlıkları altında, timsah gözyaşları eşliğinde, en ince detayına kadar ballandıra ballandıra anlatılıyordu. “Olacak şey değil, vay alçak adam” diyen bir çok yazıcı, sonra elinde gazeteyle tuvalete koşup kapıyı kilitliyordu. Keza mahkeme salonlarında, tecavüze uğrayan kıza her şey detaylı olarak anlattırılırken her kes sus-pus kesilir, kalp atışları hızlanır, yanaklar morarırdı.

Kadınlar için “Hiçbir sikin rütbesi olamazdı.” Her yazıcının kağıdı olabilirlerdi. “Sperm bankasına ne gerek vardı, inşaat işçileri yok muydu?”

Yazıcılara, kıskanç kadın rolü oynamak, denizin ortasında bir köpekbalığına insan hakları evrensel beyannamesini okumakla eş değerdi.

Eğer bir kadın hamile olduğunu ve çocuk beklediğini söyleyecek olursa bu sözlerden çıkacak her anlam, yazıcılar için milyarlarca ışık yılı uzaklık filan değil, tamamen teknik bir hataydı.

Oysa yüzyıllardır, kadın erkeğin üstüne fileyi geçirip, onu ağına düşürmeye çalışırken bunun öncesi ve sonrasında “çocuk” bu operasyonu sağlama alan ana asma kilitti. Yazıcılar asla bu kapanlara girmezlerdi.

Fakat şu gerçeğinde unutulmaması gerekti. Erkek çiftleşmeyi en çok arayan, iliklerinde hisseden, bu yüzden başı dönen, adam öldüren, servetini ortaya koyan bir yapıdan gelmekteydi. Tanrıların akış düzenine karşı koymamak üzere “Bir erkek istiyorsa, ona kesin vermek” lazımdı.

Bu durumda, kadınlar vajinalarının dünyanın sekizinci harikası olduğunu, erkek cinsine kabul ettirme yöntemini benimsemişlerdi.

İşte böylece yazıcıların kafalarındaki büyük sosyo-ekonomik denge kurulmuş oluyordu.

Sonunda her yazıcının mürekkebi biter ve yaşamlarına devam edebilmelerini sağlayacak yeni bir kartuş takılana kadar köşelerinde beklerlerdi. Bir gün “Araç yok mu, hastaneye götürün beni” diye bağırdı; ancak sesini hiçbir kadına duyuramadı.

Kimse onu zorlamamış, bu dünyayı İliği’ne kadar yaşamıştı.

Meraklısına:  http://masculinitiesjournal.org

EX SEVGİLİ

Sevgiliden ayrılmanın da raconu değişti. Yanımdaki masada oturanların konuşmalarını duyuyorum. “Ayrılmışlar kesin. Evleri ‘instagramları’ filan hep ayırmışlar.”  Düşünsenize üç beş sene önce hayatımızda olmayan zımbırtılar şimdi hepimizi esir almış durumda. Arkadaşlık, iş, aşk her türlü ilişkinin içine Facebook, Twitter, Instagram belki biraz da Tumblr ve Pinterest girmiş.

Sevgilinle yaşadıklarını; 140 karakter mi, yoksa genişletildi mi? 280 karakter test ediliyormuş, tartışmaları eşliğindeki cümlelerle paylaştığın, selfie’lerinle nerede, ne yaptığını ilan ettiğin ilişkini bir sebeple bitiriyorsun, sonra da her yerde paylaştıklarını silip yok etmeye çalışıyorsun.

Defter kitap aralarında sakladığın mektuplarını, fotoğraflarını yırtıp atmak kolaydı, şimdi temizle temizle bitmiyor. Ne kadar yok etmeye çalışsan da, bir yerlerden karşına çıkıveriyor.

Yazdıkların bir yana, başkalarının yazdıklarını paslaman dahi başına iş açıyor. Yaşama ayak uydurmak, hayatın hızına yetişmek için Kafka gibi dönüştüğünü görmelisin bir sabah.

Değişim ve dönüşüm kavramlarının kapsama alanı genişledi. Genç olmak sadece biyolojik bir yaş göstergesi değil, bir anlayış ve dünyayı ele alış biçimi. Konu yaş, yıllara dayalı birikim veya tecrübe değil, adapte olabilme, sürekli yenilenme, uyum ve açık fikirlilik. Bunu hala kuşak farkı sananlar anılarıyla yaşamaya devam edebilirler. Sevgiliden ayrılmanın raconu çoktan değişti.

Ancak farklı özellikleri ile dünyada aktif olarak kullanılan başka sosyal medya siteleri de bulunuyor. Birkaç web sitesinden bahsederek sosyal medyayı kullandığımızı iddia etmek olmaz elbette.

Hemen hemen her gün kullandıklarınızdan başka belki de adını dahi duymadığınız farklı sosyal medya siteleri, hali hazırda geniş bir kullanıcı kitlesine hitap eden ağlar bulunduğu gibi, yakın gelecekte popüler olma ihtimali bulunan, yani gelecek vaat eden sitelerde çoğalmakta.

Yalnız bize bu siteler aracılığı ile empoze edilen dil tuzaklarla dolu, hani şu ağlayan, gülen yüzlerle yazılan dil. Bu dili konuştuğu için kelime dağarcıkları daralan, eleştiri yeteneği kalmayan ve olayları birbirine bağlama kabiliyetinden yoksun bireylere dönüşme olasılığı çok yüksek. Bir dil kelime haznesi bakımından ne kadar fakirleşirse, o dili konuşan insanların düşünce yapısı da o derecede fakirleşir.

Dil yoksa düşüncede yok olur. Konuştuğun dil kadar düşünürsün. Eğer konuştuğun dilde “özgürlük” kelimesi yoksa o dilde özgürlükte yoktur. Bugün her şey e-metin ve e-metin dışı diye bir şey yok. Kelimelerle gülüyor, kelimelerle ağlıyoruz. İmgeler bizim yerimize sırıtıyor, kızıyor ve mimiklerimizin yerini alıyor. Oysa ne gülüşlerimiz gerçek ne de gözyaşlarımız. Bedenler arasında fiber kablolar var artık.

Eve, ofise daha çok hapsoluyoruz. Bilgisayar ortamında eş arıyor, sevişiyor, aşık oluyoruz. Yaşamın kendisi, yaşamın kopyası olmuşsa, gerçeklik yerini benzeşime bırakmışsa ve zaten temsili yaşamlar yaşıyorsak, yaşamımızı Big Brother kurguluyorsa ve her yerde bizi izliyorsa artık görünmez olmanın manifestosunu yazma zamanıdır.

İşte meraklısı için bir liste:

Facebook

Tür: Sosyal Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 1,2 Milyar

Facebook, insanların başka insanlarla iletişim kurmasını ve bilgi alışverişi yapmasını amaçlayan bir sosyal paylaşım sitesidir. Harvard Üniversitesi öğrencisi Mark Zuckerberg tarafından kurulan Facebook, öncelikle Harvard öğrencileri için kurulsa da günümüzde bütün dünyayı kapsayan bir iletişim ağı haline dönüştü. Facebook’u bilmeyen kimse neredeyse kalmadı.

Twitter

Tür: Mikroblog, Sosyal Ağ Sitesi, RSS

Aktif Kullanıcı Sayısı: 230 Milyon

Haberleşme ağının en güçlü temsilcilerinden Twitter aynı zamanda güçlü bir reklam aracı. Her saniye 6 binden fazla tweetin atıldığı Twitter’da, günde 500 milyonun üzerinde tweet girişi yapılıyor. Twitter kullanıcılarının neredeyse %75’i hesaplarına mobil cihazlar üzerinden erişim sağlıyor.

WordPress

Tür: Blog

Aktif Kullanıcı Sayısı: 73 Milyon

Kişilere yazı yazma imkanı veren ve her gün 500 bin yeni yazının yayımlandığı, dünya üzerindeki tüm web sitelerinin %22’sini ifade eden, 25 binden fazla plugini bulunan bir blog sistemidir.

Google Plus

Tür: Dijital Kimlik, Sosyal Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 540 Milyon

Google tarafından yönetilen sosyal ağ ve kimlik doğrulama hizmeti. Haftada 2 milyara yakın fotoğrafın yüklendiği dev bir sosyal medya aracı haline gelen Google Plus, 2011 yılından itibaren hızla büyüyerek diğer sosyal ağları geride bırakabilmiştir.

LinkedIn

Tür: Profesyonel Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 275 Milyon

İş dünyasında farklı uzmanlık alanlarındaki kişileri bir araya getiren sosyal platform. Özellikle topluluk ve marka yönetimleri için aktif olarak kullanılıyor. Kişiler birbirleriyle profesyonel bağlantı kurabiliyorlar.

Instagram

Tür: Fotoğraf/Video Paylaşım Ağı

Aktif Kullanıcı Sayısı: 150 Milyon

Özellikle gençler tarafından kullanılan Instagram, günde 55 milyon fotoğraf paylaşımı ile rekor kırıyor. Kullanıcıların %57’sinin hesabına her gün giriş yaptığı biliniyor. Markaların kampanya yönetimleri ve tanıtımları da nu alan üzerinden gerçekleştiriliyor.

Badoo

Tür: Arkadaşlık Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 200 Milyon

Arkadaşlık sitelerinden en çok kullanılanı olan Badoo, alışkanlıklardan kolay kolay vazgeçemeyen kişiler tarafından tercih ediliyor. Milyonlarca insanı bir araya getiren sosyal medya sitesi, kültürel alışverişi sağlaması açısından da önemli.

Windows Live

Tür: Sosyal Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 370 Milyon

Bundan 6 – 7 sene önce tüm dünyada aktif olarak kullanılan Windows Live, eskisi kadar ünlü olmasa da hala kullanılmaya devam edilmektedir.

MySpace

Tür: Sosyal Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 50 Milyon

Özellikle müzikle ilgili olan kişilerin kullandığı sosyal bir platformdur. Paylaşım ve bilgi alış verişi sağlar.

Flixter

Tür: Sinema / Sosyal Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 63 Milyon

Flixter hala yeni filmleri herkesten önce keşfetmek isteyenlerin ilgi gösterdiği sosyal mecralardan biri. Vizyona girecek yeni filmlerin fragmanlarının izlenebildiği bir sosyal ağ sitesi.

Flickr

Tür: Fotoğraf/Video Paylaşım Ağı

Aktif Kullanıcı Sayısı: 80 Milyon

Flickr, Yahoo şirketinin fotoğraf paylaşım sitesidir. Her gün 4 milyona yakın görsel yüklenir ve ücretsiz üyeliklerde 1 terabayt depolama alanından faydalanma imkanı sunmaktadır.

Last.fm

Tür: Çevrimiçi Müzik Paylaşım Sitesi, Mikroblog

Aktif Kullanıcı Sayısı: 35 Milyon

Ülkemizde erişimi sıkıntılı olduğu için müzikseverleri erişim sağlamak için biraz uğraştıran Last.fm, basit bir online radyo olmaktan öte kullanıcılarına kendi müzik beğenisini insanlarla paylaşma imkanı sunan, oldukça geniş bir sosyal ağ. Kullanıcılar istediği şarkıları kolayca bulabileceği gibi, dilediği müzik türünde radyo yayınlarını da dinleyebilmektedir. Winamp ve Windows Media Player gibi popüler oynatıcılarla uyumlu olması, Last.fm’in çok geniş bir kesim tarafından kullanılmasını sağlamakta.

Fotolog

Tür: Fotoblog

Aktif Kullanıcı Sayısı: 20 Milyon

2002’de kurulan Fotolog kullanıcılarına fotoğraf günlüğü ve bloğu oluşturma fırsatı vermektedir. Fotoğraf paylaşımında en önemli sitelerden biridir.

LiveJournal

Tür: Sosyal Ağ Sitesi, Blog

Aktif Kullanıcı Sayısı: 20 Milyon

LiveJournal ile günlük sayfaları, gezi notları ve bloglar oluşturmak mümkün. Ayrıca kullanıcılar bloglarını diledikleri gibi optimize edebiliyorlar.

Foursquare

Tür: Konum Tabanlı Sosyal Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 20 Milyon

Mobil cihazlar üzerinden “Check-In” yapan Foursquare kullanıcıları, her gün 3 milyon defa konumunu paylaşıyor.

Xing

Tür: Profesyonel Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 12 Milyon

Firma sahiplerine ve çalışanlara profesyonel bağlantılar oluşturma fırsatı veren Xing, Türkçe de dahil olmak üzere 17 farklı dilde desteklenmesi nedeniyle dünyanın her yerinden kullanıcıya sahip bir sosyal medya sitesi.

StumbleUpon

Tür: Sosyal İmleme Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 25 Milyon

Kullanıcıların web sitelerine verdiği puanlar sayesinde yeni keşifleri sağlayan, kişilerin birbirlerine tavsiyelerde bulunduğu StumbleUpon, internette popüler olan her şeyi sunuyor. Ayrıca kişiler internette gezinirken sayfaları pratik bir şekilde sosyal ağlarda paylaşabiliyorlar.

DeviantArt

Tür: Sosyal Sanat Paylaşım Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 25 Milyon

Kullanıcıların kendi ürettiği sanata dair her ne varsa sosyal ağlarla paylaşmasını sağlayan DeviantArt, özellikle grafik tasarım ve fotoğrafçılık ile ilgilenenlerin aktif bir şekilde kullandığı paylaşım sitelerinden. Genel olarak “her telden” fotoğraf paylaşımının yapıldığı DeviantArt’da her gün 140 binin üzerinde paylaşım yapılıyor. Ayrıca kullanıcılar grafik tasarım veya fotoğraf çıktılarını sayfası üzerinde satabiliyor.

Tumblr

Tür: Sosyal Ağ Sitesi, Mikroblog

Aktif Kullanıcı Sayısı: 175 Milyon Blog

Metin, fotoğraf, video, ses gibi farklı paylaşımlara olanak tanıyan Tumblr, Yahoo ürünü bir mikroblog sitesi. Kullanıcıların birbirini takip etmesi ve birbirlerine mesaj göndermesini de sağlıyor. Beğeni ve paylaş butonları ile işlevselleşiyor.

GoodReads

Tür: Sosyal Kütüphane Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 13 Milyon

Kullanıcıların kitap tanıtımı yapmalarını ve eleştirilerini paylaşmalarını sağlıyor. Kişiler yazar veya kitaplara ilişkin gruplar kurarak fikir alışverişinde bulunabiliyor.

Blogger

Tür: Blog

Kullanıcıya birden fazla blog sitesini tek hesap üzerinden yönetme imkanı sunan Blogger, farklı ülkelerden kullanıcıya sahip. WordPress ile kıyaslandığında daha düşük bir erişilebilirliğe sahip olmasına rağmen AdSense reklamlarını desteklediği için tercih edilmeye devam ediyor.

Youtube

Tür: Video Paylaşım Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 800 Milyon

Her 1 dakikada 72 saatlik videonun yüklendiği Youtube, dijital dünyanın en popüler sosyal medya sitelerinden biridir. Sayı olarak 70 bine yaklaşan video yüklemesi ile büyük bir paylaşım platformu olan Youtube, markaların ve kişilerin tanıtım aracı olmuş durumda.

My Yahoo

Tür: Sosyal Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 40 Milyon

Fotoğraf ve videodan hava durumu ve günlük burç yorumlarına kadar oldukça geniş bir paylaşım imkanı sunan Yahoo, kişilerin tek bir sayfa üzerinde aktif olarak yer almalarını sağlıyor.

Technorati

Tür: Blog Tarama Ağı

Aktif Kullanıcı Sayısı: 112 Milyon Blog

250 milyondan fazla taglanmış sosyal medya içeriğiyle sosyal ağların neredeyse tamamını buluşturan sosyal medya sitesi, yayıncıların kendi indekslerini oluşturmasını sağlıyor.

SlideShare

Tür: Dosya Paylaşım Ağı

Aktif Kullanıcı Sayısı: 16 Milyon

2010 yılında “Dünyanın En İyi 10 Eğitim ve e-Öğrenme Aracı” listesine giren SlideShare, Web 2.0 tabanlı bir dosya paylaşım ağı. PDF; Word, Excel ve PowerPoint gibi Office dokümanlarının paylaşılabildiği SlideShare kullanıcılarının site üzerinden tüm bu içeriği çevrimiçi görüntülemesine imkan sağlıyor.

Vimeo

Tür: Video Paylaşım Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 22 Milyon

Video paylaşımında Youtube’un takipçisi olan Vimeo, aylık 100 milyon ziyaretçiye sahip. İçerik koruma sistemi nedeniyle paylaşımda katı kurallara sahip olan Vimeo, HTML5 desteği ile güçlü bir sosyal paylaşım sitesi.

PhotoBucket

Tür: Fotoğraf/Video Paylaşım Ağı

Aktif Kullanıcı Sayısı: 100 Milyon

Facebook ve Twitter kullanıcılarının da görsel edinme amacıyla kullandıkları Photobucket, 10 milyarın üzerinde görseli bünyesinde barındırıyor. Forum, site ve sosyal medya hesabı linkleri sayesinde milyonlarca kişi tek bir ağda buluşabiliyor.

FriendFeed

Tür: Sosyal İmleme/Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 1 Milyon

Facebook’un sahibi olduğu FriendFeed Türkiye’de beklenen ilgiyi görmese de, çok fazla sosyal medya aracının tek bir adresten takip edilmesine imkan sağladığı için işlevsel bir kullanıma sahip. FriendFeed kullanıcıları; sosyal imleme, sosyal medya araçlarından bildirim yapma, mikroblog paylaşımı, RSS/Atom besleme gibi farklı imkanlardan faydalanabiliyor.

GrooveShark

Tür: Çevrimiçi Müzik Paylaşım Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 20 Milyon

GrooveShark, 15 milyondan fazla şarkıyı çevrimiçi olarak dinleme ve diğer kullanıcıların müzik yayına katılma imkanı sunuyor. Kullanıcılar kendi dinleme listelerini oluşturabiliyor, diğer sosyal medya sitelerinde paylaşabiliyor.

DailyMotion

Tür: Video Paylaşım Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 115 Milyon

HTML5 desteği bulunan Fransa merkezli bir video paylaşım platformu. Video yükleme, grup oluşturma, sosyal medya araçları üzerinden paylaşım gibi artık tüm popüler video paylaşım imkanları sağlıyor.

Fizy

Tür: Çevrimiçi Müzik Paylaşım Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 250 Bin

İnternet ve mobil cihazlardan bağlanma kolaylığı sağlayan Fizy, günlük 600 bin ziyaretçi sayısına sahip. İstenilen sanatçıya ve gruba ait şarkıların dinlenmesine olanak tanıyan sosyal medya sitesi ayrıca diğer ağlarda paylaşım yapmaya da olanak sunuyor.

Mylife

Tür: Sosyal Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 30 Milyon

Tüm bir hayatın, tek bir sosyal medya aracı üzerinden görüntülenmesi fikrini yansıtan Mylife, kullanıcılar arası çoklu paylaşım imkanı sunuyor. Tek bir araç kullanarak Facebook, Tweeter, Google+, LinkedIn ve diğer sosyal medya hesaplarındaki çevrelerin paylaşımlarını görüntüleme imkanı sunan Mylife bu sayede tek bir yerde oturum açarak tüm sosyal medyadan haberdar olunmasını sağlıyor.

Netlog

Tür: Sosyal Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 95 Milyon

Kullanıcılar kendilerinin yönettiği bir web sayfasına sahip oluyor ve bu sayfa üzerinden bloglarını, fotoğraf ve videolarını, müzik listelerini yayınlayabiliyorlar.

Formspring

Tür: Sosyal Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 290 Milyon

Soru sorma ve takip etme özelliği olan Formspring, eğlenceli paylaşım platformu olarak dünyada pek çok kullanıcıya sahiptir.

Classmates

Tür: Sosyal Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 50 Milyon

Facebook tarzı özellikleri ile dikkat çeken Classmates, 1995 yılında, insanların sınıf arkadaşlarını ve artık görüşemediği dostlarını bulmasına yardımcı olma amacıyla kurulmuştur. Kişiler burada okul fotoğraflarını, videolarını paylaşırlar.

Tagged

Tür: Sosyal Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 100 Milyon

Diğer sosyal medya araçlarında karşımıza çıkan içerik oluşturma, konum bildirimi, fotoğraf paylaşımı gibi imkanlara sahip olan Tagged, 100 milyon kullanıcı sayısı ile dikkat çekiyor. En iyi özelliği de profil sayfasının kimler tarafından ziyaret edildiğini görme imkanı vermesi.

Pinterest

Tür: Görsel Tabanlı Sosyal Ağ Sitesi

Aktif Kullanıcı Sayısı: 12 milyon

“Pin” adı verilen görsel imler oluşturan ve bu Pinleri de “Board” denen görsel koleksiyonlar aracılığıyla sosyal ağlar ile paylaşmayı sağlayan sosyal medya sitesidir. Her türlü görsel açıklaması ile birlikte paylaşılabilir.

Listede her dönem yeni ilaveler olacağı gibi eksilmelerde olabilir.

Dikkat! Ayı çıkabülü, taş düşebülü.

KÖTÜLER TÜY TAKAR, İYİLER ŞAPKA GİYER!

(15) Tarih yazan, Sultan Mehmet II. Sikke Bode Museum, Berlin

(15) Sultan Mehmet II.

Tarih anlatıları, geçmişle ilgili neleri hatırlayıp, neleri unutmamız gerektiğine bizim adımıza karar veren metinlerdir.

Beyazlar Yeni Dünya’ya geldiler, Kızılderililerin elinde ne var ne yoksa aldılar ve onları öldürdüler. Yetmedi onları tecrit ettiler, hastalıktan, açlıktan kırılmalarını sessizlikle izlediler, soylarını tükenme noktasına getirdiler.

Oysa Amerika’nın şanına yakışır bir tarih yaratmaya çalışan resmi tarihçiler ve Hollywood’lu yapımcılar Kovboy filmleri, çizgi romanlar ile farklı hikayeler anlattılar bize. Böylece Vahşi Batı’yla ilgili en büyük yanılgı, kovboyların kahraman, Kızılderililerin düşman olduklarına inandırılmış olmamızdı.

Fransız Devrimi’ne kadar halkın görevi, kralın mutlak gücünü kabul edip, ülkelerinde barışı sağlamak için uslu durmaktı. Savaşı, kralın paralı askerleri yapardı. Ancak devrimle birlikte halk kitle ordusuna dönüştü ve kendi çıkarları için savaşmayı öğrenerek kendi kaderini yaratmakta aktif görev aldı. Rol oynadıkları ayaklanmanın tarihsel sürecini idrak etti ve yaşadığı zorlukların sebebini kavradı. Bu şekilde ulus bilinci ortaya çıktı.

Ulusal bağımsızlık ve ulus bilinci, kaçınılmaz olarak tarih bilincini doğurdu ve her ulus kendi geçmişini, hikayelerini, milli değerlerini ama aynı zamanda ulusal başarı ve başarısızlıklarını bilerek ulus bilincine ulaştı.

Fransız Devrimi’yle başlayan ve kazanılan bu yeni bilinç, insan ilerlemesinin ön koşulu ve kaybedilmemesi gereken özü haline geldi. Kuşkusuz, birkaç yüzyıl öncesinde yaşanılan gelişmelerin ışığında yazılan tarihle, toplumun geçmişle arasındaki bağın zayıfladığı, tarihin kitlesel değil bireysel algılandığı zamanların başlangıcında bir de baktık ki; TV ekranlarında mantar gibi türeyen tarih programları eşliğinde, atalarıyla övünen, atalarının geçmişte elde ettiği başarıları hatırlatan ve şimdiki durumu ne olursa olsun, ataları bunu başardıysa kendilerinin de bir gün yine bunu başarabileceğine inandırılmaya çalışılan sıkı izleyiciler için her bölümde, yazılacak yeni bir şeyler bulunamadığından, geçmişin yeniden yazıldığı tarihi dizi filmler çağına girildi.

Ya da 21. Yüzyılda, biraz geç kalınmış olsa da, Amerika’nın yeniden keşfi için sefere çıkıldı.

Günümüz koşullarında, sultanların fetih ve başarıları, o dönemlerde ülke topraklarının nasıl da genişlediği, tüm Avrupa’yı nasıl da tir tir titrettiği gerek tarih kitaplarından gerek romanlardan okuyarak ve televizyon dizilerinden izleyerek bir tür geçmişle övünme haline bürünen ve “kim tutar bizi, istersek neler yaparız” duygularıyla beslenen yeni tarihçilikle, kendi geçmişindeki asalet, kahramanlık ve o kahramanların torunları olduğu bilinciyle geleceğe güvenle bakan ulusal bir kimlik oluşturmak için Topkapı Sarayı platosunda yapılan çekimlerle yeni bir Hollywood oluşturmak, Tarlabaşı’nda film çekmek kadar ucuz olmadığından da bir sürü kudretli sponsorla, geçmişle ilgili neleri anımsayıp neleri unutmamız gerektiğine bizim adımıza karar verenler, geçmişi yeniden yazmaya başladılar.

Tarkan’ın artık bir Mega Star olduğu, Karaoğlan ve Malkoçoğlu’nun devrini çoktan kapattığı 21. Yüzyılda, belki çok fazla ilgi çekmeyen ama önemli bir filmin linki:

NARKOLEPTİK TAKINTILAR

Yayıncının Notu sayfasında kitap için “deneysel” bir metin denmekte. Düşünsel evrenin izlerini sürmeye başlayan yayınevince metnin herhangi bir bölümünü birbirlerine okuyan insanlar, herhalde çok eğlenmiş olacaklar ki, epistemolojik irdelemelerin içinde ya da tumturaklı bir modernizm eleştirisiyle katmerlenen ateşli tartışmaların ortasında bulmuşlar kendilerini.

Yayınevi, tek benzer yanı belki yazılma tekniği Cut-up’tan izler taşıyan metni, kılıktan kılığa sokarak, Beat Kuşağından, avangard edebiyata, fanzinlerden undergrounda uzanan bir salça eşliğinde okuyucuya sunmakta. Okumaya devam et

UCUZ TARİFE TREN BİLETİ

Hiç bitmeyecek bir arayıştır, çakmasından bir yaşam arayışı. Üzerine, birde mağduriyet sosu eklenirse tadından yenmez olur. Gecekondudan çıkıp, toplu konutlara yerleşen, çamurlu yollardan geçip, dört şeritli kara yoluna bağlanan, Orhan Baba’dan Manuş Baba’ya terfi eden, çıkarıp atamadığı eski giysileriyle aradığı yaşamı bir türlü bulamayan, gölgelerde kalıpta büyüyemeyen orman ağaçlarının yerine kendisini koyan bu arayıştan kurtulmak çok zor. Ne var ki ağaçlar, hayatımıza en özlü mecazlar ve bilgiyi anlamlandırma sistemleri olarak giriyor olabilir; zira anlatımlarındaki zenginlik, mecazın çok ötesine ulaşıyor ve yayın evleri de, ucuz tarife tren biletiyle Ankara’dan İstanbula gelenleri, çay kahve ikram ederek ağırlamaya devam ediyorlar.

Sözünü ettiğim “Sinek Isırıklarının Müellifi” isimli roman. Okumaya başlayınca hafızamda kalanlar beni rahatsız etmeye başladı. Evet, yazarlar yapıtlarının dünyaya verilmiş benzersiz yanıtlar olmasını isterler ama bu yapıtların neden benzersiz olduklarını anlatmak içinde benzerlerinden farklı olduklarını ortaya koymalarını sağlayacak; başkaları ne söylerken o bize ne söylemiştir sorusunun da cevabını verebilmeleri gerekir. Okumaya devam et