AÇIK HAVADA YAZILAN ŞİİR

 

Yaz gecesinin sıcağında, beyaz gömleğinin kollarını kıvırarak oturduğu, küçük bahçesinde duran masasının üzerindeki daktilosundan çıkan tıkırtı sesleri etrafa yayılır, dudağına yapışmış, külü sarkan sigarasından çektiği derin bir nefesle yazmaya devam eder, başının üzerinde sallanmakta olan lambanın sarı ışığında, sinekler, sivrisinekler ve pervaneler dönerdi.

Evinin önündeki küçük bahçeye yaptığı derme çatma kameriyenin üzerindeki sarmaşıklar büyümüş, mor beyaz çiçekler açmıştı. Güneşin batmasına yakın saatlerde onları sulardı. Aynı sokaktaki komşuları onu bahçede görmeye alışmışlardı. Deniz kenarındaki salaş çayhaneye gitmek için evinin önünden geçerlerken dedikodu kazanı kaynamaya başlardı. Elinde sallanan tepsiden aldığı çayları masaların üzerine teker teker dağıtmaya başlayan İbo’ya, sen bilirsin be İbo “Bayan Angel bu gün de mi gelmedi?” Sorusuna eklenen diğerleriyle, ilgi odağı olan akşamın konusu, bahçede daktilosunu tıkırdatan yakışıklı esmer şairle, genç yaşta eşini kaybeden Bayan Angel’in yasak aşkına dönerdi.

Çocuk doktoru olan Bay Hercules’i civarda herkes tanırdı. Hasta olan çocukların yanına gece gündüz demeden koşarak giden doktorun yazdığı reçetelerdeki öksürük şuruplarından yahut renkli haplardan içmeden büyümeyen çocuk neredeyse yok gibiydi. Civarın tanınan ve sevilen doktoru olan Bay Hercules’in eşi olan Bayan Angel’de tartışmasız mahallenin en güzel kadınıydı.

Hafta sonları sürat motorlarıyla koyda çıktıkları gezintilerde, mutluluklarını pekiştiren ve tüm mahallenin hayranlıkla izlediği bir gösterinin başrol oyuncuları olurlardı. Sahildeki salaş çayhanenin önündeki iskelede bağlı duran sürat motoruna binmek üzere geldikleri zaman, çayhanede oturan bütün başlar onlara doğru döner, nefesler tutulur ve bakışlar, Bayan Angel’i zarifçe elinden tutarak tekneye bindirmeye çalışan Bay Hercules’ten çok, Bayan Angel’in açılan eteğinin altından görülen bacaklarına kayardı.

Mutluluk tablosu o sene bozulmuş, Bay Hercules’e, muayenehanesine giderken caddenin ortasında tramvay çarpmıştı. Başına toplanan kalabalık, onu bir araca yerleştirerek Numune Hastanesine yetiştirmiş ama ne yazık ki, Bay Hercules kurtarılamamıştı.

Bayan Angel eve kapanmış, piyano siyahı giysilerini üzerinden çıkarmaz olmuştu. Sürat motoru satılmış, tekneden geriye kalan birkaç parça eşya Reis’e bırakılmış, Bay Hercules’in son hatırası da silinmişti.

Bayan Angel, çok az kişiyle görüşüyor, tanıdıkları onu teselli etmeye çalışıyordu. Yaz gelmişti, bazı günler onu da yanlarına alarak, sahildeki salaş çayhaneye giderlerdi. Bayan Angel hiç konuşmadan denize bakar, sonra kalkıp sahilde yürürdü.

Yine bir gün, kıyıda toplanan midye kabuklarının, çakıl taşlarının üzerinden atlaya zıplaya yürürken ayağı kayıp yere düşen Bayan Angel’in yardımına mahallenin yakışıklı ve esmer şairi koşmuş, onu incinmiş bileğine rağmen fazla yormadan evine kadar getirmişti.

Bayan Angel’in hüznü yavaş yavaş dağılmaya başlamış, dışarılara daha çok çıkar olmuş, giysileri de renklenmişti. Onu böyle görenler Bayan Angel’in sanki ömür boyu yas tutması gerekiyormuş gibi şaşırıyorlar, bir yandan da devam ede gelen yaşamın olağan akışı olduğunu düşünüyorlardı.

Fenerbahçe’de varlığı halen pek bilinmeyen, gözlerden uzak “Petek Pansiyon” Bayan Angel ile mahallenin yakışıklı ve esmer şairinin aşk yuvası olmuş, evden çıkıp, caddeden geçen bir dolmuşa binerek Fenerbahçe’ye giden Bayan Angel, akşamüzerleri sahildeki salaş çay bahçesine gelir, ardından sanki bir rastlantıymış gibi yakışıklı ve esmer şairde yanına otururdu. İbo, onlara bazen çay, bazen buz gibi biralar getirirdi. Masalarının üzerinde çoğalan boş bira şişeleri, bu yasak aşkın tüm mahalleye büyük bir cüretle ilanı gibiydi.

Yakışıklı ve esmer şair, Ankara’da geçen öğrenciliğinden sonra evlenerek İstanbul’a yerleşmişti. Mesleki kariyerinden çok, sanatçı kişiliğiyle tanınmış, eserleriyle gönüllerde taht kurmuştu. Uzunca bir zamandır eşinden ayrıydı, ilk çocuklarının doğumundan sonra yaşamları böyle devam ediyordu. Mahalledekiler onları arada bir görürlerdi, bazen çay bahçesinde, bazen evin önündeki kameriyede.

Son birkaç yıldır ülke gündemini ilk sırada meşgul eden “Kıbrıs Olayları” devam ediyordu. Bu yazın sıcak günlerine eklenen gergin günler, Bayan Angel’i fazlasıyla etkilemişti, yıllar öncesinde yaşananları, çocuk olmasına rağmen çok iyi anımsıyor ve aynı korkuları hissediyordu.

Eylül rüzgârlarıyla, bahçedeki kameriyeden gelen daktilo sesleri daha az işitilmeye başlanmış, Bayan Angel etrafta görülmez olmuştu. Yıllar sonra radyoda çalan şarkının sözleri anlatıyordu geçen günleri.

Unuttum
Seni sevdiğim zamanlarda
Sevda gönlümde hevenk hevenkti
Güzel bir kadındın amma
Gözlerin ne renkti?
Unuttum…
Başını göğsüme dayadığın an
Saçların ne kokardı?
Ve ilk defa karşılaştığımız akşam,
Üstünde hangi elbisen vardı?
Unuttum…
Hiçbir şeyi unutmayacağımı sanırdım.
Aşk ne tatlı…
Ne yalan şeydi…
İsmin neydi?
Unuttum…

 

Not: Yukarıda yazılı olan şiir Şemsi Belli’ye aittir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir