ALGIDA YANILSAMA

Şakirin Camii mihrap ve minberi

Şakirin Camii mihrap ve minberi

Sunum ve anlatılarda ünlü isimleri kullanmak, genellikle başarılı bir işe imza atmanın garantili adımlarındandır. Bu durumda her iki tarafta bu işten yararlanırlar. Yapımcı, ünlü bir ismi ya da isimleri kullanarak, programına daha çok izlenebilirlik katar, programa katılan ünlülerde kendi isimlerinin daha çok duyulmasını sağlayarak azami faydayı elde ettiklerine inanırlar. Yapımcıda izlenirliği artan programlarıyla ünlenir. Bu bir döngü olarak sürer gider.

Burada kilit nokta, ünlü olmak ya da ünlü olmanın yollarını bulmaktır. Örneklerini ve nasıl ünlü olunacağı veya olunduğu hakkında sonsuz sayıdaki varsayımları hepimiz yakinen izlemekteyiz. Bazı yapımcıların programlarına konuk olabilmenin sağlayacağı avantajları göz önüne alarak bir bedel ödenmesi, sanıldığının aksine hiçte az değildir. Zaten programlarda buna uygun olarak tasarlanır. En ünlü konuktan, az ünlü konuğa kadar bir sıralamanın olmadığı program neredeyse yok gibidir. Ünlenebilmek adına doğrudan bedeli ödenerek hazırlanan tanıtım programları da yaptırılır.

Muhtelif argümanlar, örneğin söyleşiler, tanıtım köşeleri v.s kullanılarak hazırlanan programlar sayesinde ismin duyulması ve geniş kitlelere yayılması ünlenebilmenin bir başka boyutudur.

Ancak tüm bu çabaların ötesinde bir başka algı boyutunu yaratabilmenin, kurnazca hatta sahtekârca olan yolları da bulunabilir.

Nasıl mı?

Birinci sayfalardan verilen yalan ve yanlış haberler, profesyonelce organize edilmiş halka ilişkiler kazası olmanın ötesinde, gerçekten işin uzmanlarına yapılan saygısızlık ve haksızlıkların da birer örneğidir.

Ancak ne yazıktır ki; Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiştir. Bir de bunlara, kendi yararlarına kullananların adlarıyla yapılan açıklamaları eklersek, gerçek emek sahiplerine çok fazla bir şeyin kalmadığını görürüz.

Farklı bir şekilde değerlendirecek olursak, fikri hırsızlık olmasa bile, emeğe saygısızlık demek çok da yanlış olmayacaktır bu durumda.

Şimdi söylediklerimize somutluk kazandıracak bir örnekten yola çıkacak olursak, mimar Hüsrev Tayla’ya kulak vermemiz gerekecek;

“İstanbul’da en büyük ve bilinen mezarlıklardan bir tanesi olan Karacaahmet’te bir cami yapılması söz konusu oldu ve beni çağırdılar. Bu camiyi çok önemsedim çünkü çağdaş bir cami yaratma projesini nihayet hayata geçirebilecektim. Ben, bundan sonra yeni bir tarzın değil, ardımda örnek alınacak çağdaş bir cami formu bırakmanın peşindeydim. Şakirin Camii inşaatı başladıktan sonra cami önüne asılan inşaat tabelasında, ‘Mimar: Hüsrev Tayla. İç Dekorasyon: Zeynep Fadıllıoğlu’ diye yazılmış olduğunu gördüm. Tabii ki, uzmanlarla, sanatçılarla çalışırız. Ama bir caminin içi de dışı da mimarın eseridir. İç mimar olarak cami anlayışına ve benim tasarımıma uygun olmayan müdahalelerde bulunulmaya başlanınca ben de projeden çekildim. Ben bıraktıktan sonra proje deforme edildi. Açılışa gitmediğim gibi açılıştan sonra da camiye gitmedim.

Yeşil kübik mihrabı yapılırken gördüm, mihrap ve minber kardeştir. Birlikte düşünülür. On güzel şeyi yan yana koyunca güzellik çıkmaz.”

Bilindiği üzere Şakirin Camii’nin açılışı, basında ‘Mimar Zeynep Modernizmi’ başlığıyla yer almıştı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ 38 = 44