AMAN PETROL CANIM PETROL

Kapitalizmin akla ve mantığa en uygun ve en ikna edici evrensel formülü “Yurt içerisinde yapabileceğinden daha ucuz olanını yurt dışından almak daha akıllıcadır.”

Ekonomi jargonu ile söylersek de “İthal-Dış Alım” denilen en önemli kapitalizm ve onun ileri aşaması olan ve uluslar arası ekonomik ilişkilerin dayanağı olan emperyalizmin evrensel formülü.

Tanrının yerine geçtiği günden itibaren insanlığın ortak değeri ve taptıkları en değerli ekonomik araç olan “PARA” tüm insanlığı ve ulusları kendine tutsak etmiştir.

Tutsak oldukları ve taptıkları bu değerin uğruna her şeyi yapabilmek ve yaptırabilmenin yollarını aramak ve bulabilmek üzere akla hayale gelmedik yollar yaratmış ve halende yaratmaya ve geliştirmeye devam etmektedir.

Okullar açmış, bilimsel çalışmalar yapmakta, önüne gelen her şeyi araştırmaktadır. Dünya yetmemekte artık yaşadığı galaksinin sınırlarına ulaşmaya çalışmaktadır bu uğurda.

Keşfedebileceği yeni yerlerde ele geçirebilecek değerler bulabileceğine inanmaktadır, bir zamanlar beyaz adamın yeni coğrafyaları keşfetmesi gibi.

Biz yine “İthalat” faslına dönelim ve başımıza ne işler açtığına bakalım.

Ünlü bir şahsiyetimizin “Ekonomi Sözlüğü” isimli eserinden dışalım maddesini okuyalım, dışalım zorunlu nedenlerden çok, daha karlı bulunduğu için yapılır ve yerli üretimle rekabet ederek zararlı olur, işsizliğe neden olur, ülke parasının dış ülkelere göç etmesini gerçekleştirir. Bundan ötürüdür ki dışalımın niteliği, bir ülkenin bağımlılığını ya da bağımsızlığını gösterir. Özellikle geri bıraktırılmış ülkeler, egemen ülkelerce dışalıma zorlanır. Geri bıraktırılmış ülkeler, dışalım yapma zorunluluğunda kalmaları için geri bıraktırılırlar.

Bu güne kadar karşımıza hep bu söylem çıkartılmadı mı? Senin yapabileceğinden daha ucuzu varsa, neden ondan almıyorsun, birde gümrük birliği kuralım ki, ucuza alacakların için sonradan aklın başına gelirde gümrük korumacılığı yoluyla kendine koruma duvarları örersin falan, işte AB yolları, helal olsun sana bu yollar.

Her şeyi ucuz ucuz alalım değil mi? Doğru, alalım almasına da ama bizim yerli üretimimizin ne hale geldiğini gelebileceğini hiç düşündük mü? Bunu bizim adımıza büyüklerimiz düşündü zamanında mesela Turgut Özal, kendiside yanıltılmış ve yanılmış olarak, sessiz sedasız bir şekilde ölüme gitmiş olmasına rağmen, bilerek ya da bilmeyerek yaptığı iyiliklerden fazla kötülüklerinden birisi olarak tarihe geçmiş ve ülkemizin bu gün, yani 2 binli yıllarda üretiminin neredeyse 0 ‘a yaklaştığı ve ihtiyacı olan her şeyi, buğday dâhil olmak üzere yurt dışından ithal eder hale geldiği bir Türkiye’nin yaratılmasında başrolü oynayacağının acaba farkında mıydı?

İşte bir zamanlar Afrika’yı, Güney Amerika’yı ele geçiren “Beyaz Adam” için ne demekteydi yerli halk “Beyaz Adam” bizim elimize Kutsal Kitabı verdi ve gözlerinizi kapatıp dua edin dedi. Gözlerimizi açtığımız zaman gördük ki topraklarımız elimizden gitmiş yerine elimizde kutsal kitap kalmış.

“Beyaz Adam” o zaman tapınılacak tek değerin “PARA” olduğunu anlamıştı. İkiz Kulelerin yıkılmasıyla birlikte Irak’ta Saddam Heykellerinin devrilmesi, şimdi de ne hikmetse birden bire Tunus’ta başlayan akabinde Mısır’da devam sözde halk ayaklanmasının neler getireceğini ve Beyaz Adama neler kazandıracaklarını hep birlikte göreceğiz.

Dünyada insanlığın yaşadığı yüzyıllardaki değişimleri değerlendirecek olursak karşımıza çıkacak olanların en önemlisi Anadolu’da yaşamış olan FRİG’ lerin gelecek bin yıllara damgasını vuracak olan “PARA” yı bulmaları ve devam eden süreçte kıymetli metal ve madenlerin insanlık âleminin baş tacı olmasıdır.

Gerçekten hangi ulus bu zenginliklere sahipse dünyanın hâkimi de olmakta ve bu zenginliğin elinden gitmesine asla izin vermemektedir, tarih bu zenginliğe el koymak isteyen diğerleri ile onları vermeye yanaşmayan ya da elinden kaçırmak istemeyenlerin arasındaki çekişmelerden kaynaklanan savaşlar demek değil midir?

İşte emperyalizm denilen olguda tarihi süreç devam etmekte ve İkinci dünya savaşından beri olan biteni bizim gözlerimizden saklamaya çalışanların bizleri aptal, salak yerine koyanların gizledikleri her gün bambaşka bir şekilde karşımıza çıkartmaya çalıştıkları lüzumsuz bin bir türlü senaryonun arkasında aslında bir tek gerçek vardı “PETROL”.

Önce bizlere, tıpkı eline kutsal kitap verilen yerli halklar gibi, sahip olabildiğin kıymetli madenlerin karşılığı olabilecek kadar ulusal paran olabilir dendi, fazlası ülkemizde seneler sonra yaşanacak olan “Enflasyon” belası olarak karşımıza çıkartıldı. Yıllarca mücadele etmedik mi? Bir gecede bankalarda yüzde binlere varan değişimlere, yıllık yüzde 150’lere varan enflasyon rakamlarınla daha nelerle uyutulmadık mı? Derken birden bir enflasyon denilen canavar yüzde 3’lere düştü acaba yüzde 5’lere çıkar mı diye gazetelerdeki muhteşem ekonomist yazarlarımız kendilerine tahsis edilen(!) kutsal köşelerinde tartışmadılar mı?

Yenidünya düzeninin adı PETROL’ dür. Petrole sahip olan ülkeler dünya hâkimiyetini elinde tutacaktır ya da petrole sahip olabilen ülkeler dünya hâkimiyetini paylaşacaklardır.

Ortadoğu’da yaşananlara bir bakın ve değerlendirmeye çalışın olan biteni.

Mısır’da hükümet, uluslararası toplumdan gelen iktidarın değişimine yönelik çağrıları reddetti Mısır Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Hüsam Zeki, uluslararası toplumdan gelen çağrıların ardından yaptığı açıklamada, “iktidar değişimini” kabul etmediklerini, çağrıların Mısır’daki durumu alevlendirmeye yönelik olduğunu ifade etti.

Zeki, “ABD, İngiltere, Fransa gibi Batılı ülkelerin, hatta Türkiye’nin her durumda rol oynamaya çalışmasını, Mısır’daki gelişmelere burunlarını sokmasını görmek üzücü” diyerek, bu ülkelerin kendi işleriyle uğraşmasını istedi.

“Bu ülkeleri cüretkar ve eşi benzeri olmayan biçimde Mısır halkı adına konuşmakla” suçlayan Zeki, bu durumun hükümet ve halk tarafından reddedildiğini vurguladı

Dünya hâkimiyetine bir örnek olay da ülkemizde yaşananlardan ;

Amerikan Yönetimi’nin Türk bankalarının İran ile para trafiğini çok yakından izlediği ve bu konuda göz açtırmayacağı Ankara’daki ilginç bir olayla ortaya çıktı. İstanbul’daki bir bankadan Ankara’daki bir başka bankaya yüklü bir döviz transfer edildi. Ancak transfer yapılan şubenin adresi Tahran Caddesi’nde olunca işler karıştı. ABD Hazine Bakanlığı bu transferin Tahran’a yapıldığını zannetti ve SWIFT aracılığıyla yapılan işlemi bloke ettirip banka yönetiminden hesap sordu.

Amerikan Hazine Bakanlığı’nın İran’ın nükleer füze programına destek sağladığı gerekçesiyle iki Türk ile üç Türk şirketini kara listeye almasına ilişkin tartışmalar sürerken, Amerikalıların Türk bankalarını çok yakından izlediği, Ankara’da yaşanan tuhaf bir olayla gün yüzüne çıktı.

Skandal, Amerikalıların iki Türk bankası arasındaki para transferini bloke etmesiyle ortaya çıktı. Edinilen bilgilere göre, İstanbul’daki bir Türk bankasından Ankara’daki bir başka bankaya ciddi miktarda döviz transfer edildi. Döviz transferi yapılan banka şubesinin adresi Ankara’daki Tahran Caddesi olunca işler karıştı. ABD Hazine Bakanlığı İran’a ciddi döviz transferi yapıldığını görünce alarma geçti.

Bizim Tahran şubemiz yok ki…

Havale yapılan kişinin Tahran’da yaşadığını düşünen Amerikalılar işlemi bloke ettirdi. Hemen ardından da paranın transfer edildiği bankanın yetkililerinden bilgi istediler.

SWIFT kullanılarak gerçekleşen para transferinin ardından, paranın transfer edildiği bankanın genel müdürlüğüne telefon açan Amerikalılar, “Tahran’a sizin üzerinizden para aktarılmasına neden müsaade ediyorsunuz? Uluslararası yaptırımları delmeye çalıştığınızın farkında değil misiniz?” diyerek hesap sormaya kalktı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir