KONUŞMA AKÇESİ

Levent Erden, bir kavram üretmiş ve adını “konuşma akçesi” koymuş, bizim de, “ne ola ki lan bu konuşma akçesi” diyeceğimizi bildiğinden;

Bir lisan öğrenilirken yeni kelimeleri sürekli cümle içinde kullanmak gerekir. Ne kadar çok cümle kurulursa, kelime o kadar kalıcı hale gelir. Bu, markalar hatta fikirler için de geçerlidir. Bir marka ya da kavram ne kadar çok cümlede kullanılırsa yani ne kadar konuşma akçesi olup harcanırsa o kadar yaygınlaşır ve benimsenir. Tabi internetin yükselişi, kitleselin zayıflaması ve alt ilgi gruplarının ortaya çıkışı işi karıştırdı. Farklı ilgi gruplarına aynı kavram yani aynı akçe ile erişmek zorlaştı. Ortak konuşma akçesi birimi alt ilgi gruplarına ve onların aralarında kullandığı kodlara göre değişiyor. Her alt ilgi grubuna ulaşmak için farklı konuşma akçeleri yaratmak zorunlu hale geldi Okumaya devam et

NİKAH TÖRENİ

Aylin, yıllarını verdiği öğrencilik yaşamını Royal Holloway Üniversitesinde tamamlamıştı. Anne ve babası, biricik kızlarının Birleşik Krallıktaki bu saygın üniversitede eğitim alabilmesi için hayli uğraşmışlardı. Aylin’in başarılı bir öğrenci olmasının da büyük katkısı olmuştu bu uğraşlara.

Peş peşe geçen dönemleri, zorlansa da büyük bir başarıyla atlatan Aylin; okulun İngilizlere has ağırbaşlı havasını bir türlü benimseyememişti. Yaptığı çılgınlıklar, onun arkadaşları arasındaki popülerliğini artırmış olsa da, okul yönetimi tarafından, öğrenciler adına sağladığı motivasyon nedeniyle tanınmasına neden olmuştu. Golf sporunda kazandığı dereceler, sınav salonlarında elde ettiği yüksek notlara eklenmiş, geceyi gündüze katarak yaptığı yoğun ders çalışmalarının yanında eğlenceli öğrencilik günlerinin de sonuna gelmişti. Bundan sonrası artık Aylin için saygın bir camianın mensubu olmak demekti. Okumaya devam et

PUL ZENGİNİ

Dedem öldüğü zaman, ben ilkokul, kuzenim ortaokul sıralarında öğrenciydik. Birlikte pek çok şey yapardık, büyük teyzemin artist dergilerini karıştırır, macera romanları okur, radyoda arkası yarınları dinler, bahçede mahallenin diğer çocuklarıyla oyunlar oynardık.
Dedemden kalan eşyaların bir kısmı eskicilere verilmiş, bir kısmı da verilmek üzere odasında duruyordu. Onun hakkında, annemin anlattıkları ile bizim öğrendiklerimize ancak bilgi kırıntıları denilebilirdi. Tevfik Fikret’in okul müdürü olduğu zamanlarda Galatasaray Lisesinde okumuş olduğunu, Wagons-Lits’de çalışmış olduğunu, Fransızca kitaplarını ve anneannemle çok sık kavga ettiklerini bilirdik. Giyimine düşkün ve titiz bir insandı, daima takım elbise giyer, pazar günleri bile kravat takar, radyoda kısa dalga istasyonlardan yabancı yayınları bulur, onları dinlerdi. Bizden uzak durur, bizimle gerektiğinde konuşur ama bizi severdi. Okumaya devam et

AŞKIN ÜÇ HALİ

Karasevda, başlangıçtaki heyecanlı kısımdır. Gerçek aşk da arkasından gelen sıkıcı bölüm.

Suyun halleri tanımı içerisinde diğer bileşiklerin aksine, iki hidrojen ve bir oksijenden oluşan bu bileşiğin farklı isimleri kullanılır. Katı hali için buz, sıvı hali için su ve gaz hali için buhar adını alır. Su, dünya üzerinde bu üç hal arasında döngü halindedir. Katı halden sıvı hale geçiş erime veya sıvılaşma, sıvı halden gaz haline geçiş buharlaşma veya kaynama, gaz halden sıvı haline geçiş yoğunlaşma, sıvı halden katı hale geçiş ise donma olarak adlandırılır. Tabi bütün bu hallerin, aşkın üç hali ile hiç bir ilgisi yoktur. Okumaya devam et

AÇIK HAVADA YAZILAN ŞİİR

 

Yaz gecesinin sıcağında, beyaz gömleğinin kollarını kıvırarak oturduğu, küçük bahçesinde duran masasının üzerindeki daktilosundan çıkan tıkırtı sesleri etrafa yayılır, dudağına yapışmış, külü sarkan sigarasından çektiği derin bir nefesle yazmaya devam eder, başının üzerinde sallanmakta olan lambanın sarı ışığında, sinekler, sivrisinekler ve pervaneler dönerdi. Okumaya devam et