BİR TREN YOLU ÖYKÜSÜ

Anılarda kalan güzel günlerin, eski tren yolu hattı gibi sökülüp bir kenara atıldığının resmidir.

Annelerinin eve dönmesini bekleyen iki çocuk, kapının eşiğindeki basamağın üzerine tebeşirle çizdikleri yola koydukları çakıl taşları ile düğmeleri, bakla falına bakan Çingene kadının elindeki rengi kararıp kuruyan bakla tanelerini önüne açtığı beze dizdiği gibi iteleyip duruyorlardı.

Çakıl taşları yoldaki araçları, düğmeler ise trenleri anlatıyordu.

Anneleri, Sultanhamam’da çalışıyor, her akşam saat altıda işyerinden çıkıyor ve bir saat dakikliği ile eve varıyordu. Saat altıyı geçince, iki çocuğunda oyunları başlıyordu. Önce kapının eşiğindeki basamağın üzerindeki yol çizgileri, tebeşir olarak kullanılan bir tuğla parçasıyla yeniden çiziliyor, bir tarafına çakıl taşları, diğer tarafına düğmeler yerleştiriliyordu.

Kadıköy vapur iskelesinden tramvay ya da dolmuşla eve gelen anneleri, bazı günler eve Haydarpaşa’dan trenle gelirdi. Böylece hangi yoldan geleceklerini bilmedikleri annelerini beklerken bu sorunu, çakıl taşarı ve düğmeler aracılığı ile çözmüş olurlardı. Çizgiler üzerinde itelenen çakıl taşları önce Altıyol ve Kuşdilini geçtikten sonra Kızıltoprak’ta durur, eve eski fırının önündeki yoldan yürüyerek gelen anneleri, tam saat yedi otuzda bahçe kapısını açarak, erik ağaçlarının arasından geçip merdivenleri çıkmaya başlar, kapı önünde bekleyen çocuklarına sarılıp öperdi. Ya da, Haydarpaşa’dan trenle geldiği zamanlarda düğmeler,  Söğütlüçeşme ve Kızıltoprak istasyonlarında durur, sonra trenin düdüğü duyulurdu. Arkasından, bacasından siyah dumanlarını savurarak geçen tren, annelerinin birazdan bahçe kapısından içeri gireceğini söylerdi.

Tren yolunun erik ağaçlarıyla dolu bahçesinin önünden geçtiği yer, eski ahşap evin bulunduğu çıkmaz sokağın da sonuydu. Çocukların oyun oynadıkları bahçeden tren yoluna çıkmaları için sadece bahçe duvarını aşmaları gerekiyordu. Zaten o da çok zor bir iş değildi. Tren yoluna doğru açılan bahçe duvarındaki demir kapıyı itince, raylardan ve üzerinde döşendiği balast(*) taşlarından aşağıda kalan dar alana çıkılıyordu. Burası istasyondan çıktıktan sonra hızlanarak geçen trenden kaçmak ve tren geçene kadar duvara yaslanarak beklenilen emniyet şeridiydi.

Önlerinden geçen koca lokomotifin çıkardığı seslere, arkasından çektiği vagonların rayların üzerinde dönen demir tekerleklerinden gelen tıkırtıların ritmini gözleri kapalı dinlerlerdi. Gözlerini kapatmaları, aynı zamanda lokomotifin bacasından çıkan dumanlar içerisinden etrafa yayılan kurumlardan korunmak içindi.

Rayların üzerinde yol alan trenin demir tekerleklerinden çıkan tıkırtıların oluşturduğu ritmi yıllar sonra “In-A-Gadda-Da-Vida” adlı albümde işiteceklerdi arkalarını duvara yaslanarak trenin geçmesini bekleyen çocuklar.

Rayların üzerinde yürümekte çok heyecan vericiydi, dengeyi sağlamaya çalışırken arkalarından gelebilecek olan trenin uzaktan sesini duyabilmek için dikkatle hareket etmekteydiler. Yola çıktıkları zaman birbirlerini hep uyarırlar, sık sık arkalarına dönüp bakarlar, sonra kollarını iki yana açarak ip cambazı gibi yürümeye çalışırlardı. Küçük adımlarına uymayan rayların üzerine döşendiği ağaçtan yapılma traverslerin üzerinde sekerek ilerlerken, karşı yönden gelecek olan trenin ne kadar uzaklarda olduğunu kestirebilmek üzere kulaklarını raylara dayarlardı. Bunu nereden öğrenmişlerdi belli değildi ama iyi bir yöntemdi raylardan çıkan sesleri dinlemek.

Sonra öğrenmeye başlamışlardı bahçenin önünden geçen trenlerin isimlerini, Toros Ekspresi, Fırat Ekspresi, Meram Ekspresi gibi ama en güzel ismi olan Kurtalan Ekspersiydi onlar için.

Rayların üzerine dizdikleri bozuk paraların üzerinden tren geçtikten sonra koşarak almaya giderlerdi. Henüz sıcaklığını kaybetmemiş olan bozukluklar tekerleklerin ağırlığı altında ezilerek ramazan pidesi gibi rayın üzerine yayılırdı. Ellerine aldıkları tuhaf şekiller haline gelen bu bozuklukları birbirlerine göstererek hayranlıkla izlerlerdi. Sonra buldukları çivileri, vidaları v.s her türlü metal parçacıkları aynı şekilde rayların üzerine dizerek bu konuyu epeyi ilerlettiler, aralarından birisi çıkıp, yaptığımız bu iş çok tehlikeli, ya tren devrilirse? Diye bir soru attı ortaya. Düşündüler taşındılar ve bir daha yapmamaya karar verdiler.

Aklı evelerden bir başkası, tren raylarının uzaklarda birleştiği yere kadar yürümeleri gerektiği fikrini ortaya attı. Hiç varamadılar oraya.

Ama Kızıltoprak’tan geçen rayların üzerinde kollarını iki yana açarak dolaşan çocuklar Kurtalan Ekspresi adının nerden geldiğini iyi biliyorlardı. Kimi gitar çalmayı, kimi de şarkı söylemeyi öğrenmişti zamanla.

Kurtalan Ekspres: Tarihçe

Meraklısına Not: Bu ünlü gruptaki bazı isimler, hikâyemizin gerçek kahramanlarıdır.

(*)Tren yollarına dökülen taşlara “balast” denmektedir. Balast; kırılmış, keskin köşeli ve keskin kenarlı, kübik şekilli malzemelerdir.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir