Haydarpaşa İngiliz Mezarlığı (Haidar Pasha Cemetery)

Mezarlığın girişi

Mezarlığın girişi

Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nin (GATA) deniz tarafında ve bahçesine bitişik olarak yer alan mezarlığa, ilk olarak 1853-1856 Kırım Savaşı sırasında yaralanarak İstanbul’a getirilen ve Haydarpaşa’da kurulan hastanelerde hayatlarını kaybeden subay ve erler gömülmüştür. Bunun yanı sıra kolera sebebiyle o dönemde ölen 6000 asker de yine mezarlığın Haydarpaşa Köprüsü tarafına toplu olarak defnedilmiştir.

Kraliçe-Victoria-tarafından-ölen-askerler-anısına-yaptırılan-anıt

Kraliçe-Victoria-tarafından-ölen-askerler-anısına-yaptırılan-anıt

Kraliçe-Victoria-tarafından-ölen-askerler-anısına-yaptırılan-anıtın-doğu-yönünden-görüntüsü

Kraliçe-Victoria-tarafından-ölen-askerler-anısına-yaptırılan-anıtın-doğu-yönünden-görüntüsü

Kraliçe-Victoria-tarafından-ölen-askerler-anısına-yaptırılan-anıtın-batı-yönünden-görüntüsü

Kraliçe-Victoria-tarafından-ölen-askerler-anısına-yaptırılan-anıtın-batı-yönünden-görüntüsü

Daha sonraki zamanlarda, I. Dünya Savaşı sırasında ölen ve Mütareke yıllarında İngiliz ve İngiltere adına savaşan Müslüman askerler de buraya gömülmüş, ayrıca İstanbul’da hayatını kaybeden sivil İngiliz, Macar, Polonyalı ve Amerikalılar için de bu alanda bir bölge ayrılmıştır. 1910-1940 senesinde vefat eden ve Hacı Osman Bayırındaki diğer İngiliz mezarlığına defnedilenler ise bölgedeki yol çalışmaları sebebiyle mezarlığın kaldırılmasıyla buraya nakledilmişlerdir.

Mezarlığın, biri Haydarpaşa Köprüsü’ne yakın, diğeri de Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nin kapısına yakın olmak üzere iki girişi vardır, fakat günümüzde köprü tarafındaki giriş kullanılmamaktadır. Geniş bir alana yayılan mezarlıkta göze çarpan ilk eser; her yüzünde melek tasvirlerinin yer aldığı, üç tarafında İngilizce bir tarafında ise Osmanlıca kitabelerin bulunduğu, granitten inşa edilmiş ve Kraliçe Viktoria adına yapılmış olan anıttır.

Kraliçe-Victoria-tarafından-ölen-askerler-anısına-yaptırılan-anıtın-Osmanlıca-kitabesi

Kraliçe-Victoria-tarafından-ölen-askerler-anısına-yaptırılan-anıtın-Osmanlıca-kitabesi

DERSAADET’TE ÇAN SESLERİ

Moda Ruşen Ağa Sokak No:18 adresinde bulunan Sarıca Apartmanı

Moda Ruşen Ağa Sokak No:18 adresinde bulunan Sarıca Apartmanı

Moda Ruşen Ağa Sokak No: 18 adresinde bulunan, eski ama bir zamanlar taşıdığı görkemli yapısından geriye kalanlar ile hala ayakta durmayı başaran, İstanbul’un ve Kadıköy’ün imarında önemli eserlere imza atmış olan mimarlarından Constantine Pappa imzasını taşıyan, Sarıca Arif Paşa adına inşa edilmiş olan kira evlerinden birisine konuk oluyoruz.

Apartmanın Giriş Kapısı

Diyeceksiniz ki, bir kaç bina ile devrin önemli isimleri adına inşa edilen yapıları, elbette saraylar, köşkler v.s gibi olanlarından başkalarını neden eser olarak değerlendiriyorsun?

Elbette, o zamanların modern yapılarında imzaları olan mimarların adlarının tarihe mimar olarak değil, müteahhit olarak geçmeleri gerekmez miydi?

Örneğin, günümüzde pek çok yapının inşasında imzası olan Ali Ağaoğlu’nun adı yüzyıl sonrasında yarattığı eserlerle mi anılacak yoksa müteahhitliği ile mi?

Adlarına mimari eser diyebileceğimiz yapıların ortak özelliklerini göz önüne alacak olursak, nadir olmalarının ötesinde, estetik yapıları, üzerlerinde sarf edilen ustalığın ve emeğin seçkinliği, kalıcılığı ile tarihe meydan okumaları ve her şeyden öte inşa edildikleri günden bu yana mimarlarının isimlerinin bilinmeleri ve adlarıyla anılmaları herhalde onların eser olabilmelerinin de birer ayrıcalığıdır.

Dubai Towers acaba bir mimari eser midir?

Yukarıda saydığımız ortak özelliklerin hepsi aynı olsa bile, eğer mimarlık bir sanat ise, sanat açısından hiç bir anlam taşımadığı ortadadır.

Günümüz modern sanat anlayışı ile açıklanabilir bir yapıyı ortaya koymak ile geçmiş yüzyıldaki sanat anlayışını karşılaştırmak anlamsız olacaktır. Ancak bir şehrin imarı ile geçmişi arasındaki ilintiyi koruyabilmek, adına mimarlık denilen becerinin de başarısı olsa gerek.

Dünyanın en eski şehirlerinden birisi olan İstanbul’un tarihi ve mimari dokusunun korunabilmesi adına yüzyıllardır ortaya konulan kaygılar 21. yüzyılda ne yazık ki yok edilmiştir.

Mimarlık çevreyle uyumun sağlandığı yapılar bütünlüğü ortaya koyabilmek adına icra edilen bir tasarım sanatı demek değil midir?

Bu anlamda değerlendirecek olursak Dubai Towers İstanbul’un içine eden yapılar bütünlüğüne, gelecek yüzyıllarda verilecek en güzel örneklerden birisi olarak kalacaktır.

Adlarına mimari eser değil, mimarlığın yüz karası demenin daha yerinde olacağı, iki bin yıldan fazla geçmişi olan İstanbul kentinin kalbine sokulan birer hançer olmaktan öteye geçmeyecek olan, Arap şeyhlerine pazarlanabilme adına inşa edilenlerin tümünün yanında Moda Ruşen Ağa sokak No: 18 adresindeki mütevazi yapı ne kadar da devrin İstanbul’u ile uyum sağlamaktaydı. Çünkü inşasındaki amacından ve mimari kaygısından uzaklaşmamıştı.

Halen koruma altında olmasının nedenleri de aynı sebeplerden ortaya çıkmakta değil midir? Oysa yıkılıp, yerine ne de güzel, İngilizlerin Londra’nın ortasına inşa edilen Gherkin adlı modern yapıya bir benzetmeden yola çıkarak verdikleri isimden esinlenerek “Moda Hıyarı” diyebileceğimiz bir yapı inşa edilebilirdi.

Demek ki, bazı şeylerin korunması gerektiğine inanmaktayız.

Sarıca Apartmanı Hakkında Kısa Bilgi

Sarıca Ailesi, (1903-1906) yıllarında oldukça geniş olan ailenin bir kısmının ikametini sağlamak ya da kiraya vermek üzere yine Moda’da Ağa Bey ve Ruşen Ağa Sokak’larının köşesinde Arif Paşa Apartmanı’nı yaptırmıştır. Yapı, zemin, dört normal kat ve çatı katından oluşan, her katında üç konut biriminin yer aldığı bitişik nizam bir apartmandır. Küçük parselin elverdiği kalıplar ve ortalama kullanıcı standartları çerçevesinde planlanan bu apartman tipinin birbirine benzeyen pek çok örneğini İstanbul’un Galata-Pera, Ayazpaşa, Şişli ve Kadıköy gibi semtlerinde görmek mümkündür. Ancak söz konusu yapı, küçük parsel sınırları içinde bile plan tipini zorlamadan standardın dışına nasıl çıkabileceğini gösteren ilginç bir örnektir. Yapıyı özgün kılan yanı, giriş holüne açılan, üzeri metal konstrüksiyonlu camla örtülü aydınlık boşluğudur.

Binanın aydınlık boşluğu

Binanın aydınlık boşluğu

Binanın manzarasından "Eglise de l'assomption"

Binanın manzarasından “Eglise de l’assomption”

Dikdörtgen biçimindeki giriş holünün kısa kenarından, onu dik olarak kesen ve tam aksına yerleştirilmiş yine dikdörtgen biçimindeki aydınlığa geçilir. Aydınlığın uzun kenarının ortasında ve giriş kapısının aksında yer alan zarif merdiven hoş geldiniz der gibidir adeta.

Binanın giriş holu

Binanın giriş holu

Binanın giriş kapısı - içten

Binanın giriş kapısı – içten

Sokak ile konut birimleri arasında bir geçiş mekanı gibi tasarlanan aydınlık, mekanların hava ve ışık problemini çözerken standartların dışına çıkmıştır. Mimar Pappa’nın yapının hemen hemen ortasında yani en karanlık noktasında tasarladığı aydınlık, düşeyde olduğu kadar yatayda yarattığı etkiyle de görülmeye değerdir.

Binanın orijinal mermer merdivenleri

Binanın orijinal mermer merdivenleri

Binanın aydınlığına bakan pencereleri

Binanın aydınlığına bakan pencereleri

Binanın orijinal merdiven korkulukları

Binanın orijinal merdiven korkulukları

Arif Paşa Apartmanı cephelerinde sağlam bir simetrik kurgu vardır. Giriş cephesindeki geniş çıkma üzerinde her iki pencerenin bir odaya denk geldiği dörtlü bir düzen vardır. Oldukça saydam olan cephelerde çıkmaların her iki tarafında taş konsollu, Fransız pencereler bulunur. Cephedeki dört farklı korniş, beş yatay katmana işaret eder.

Binanın Fransız pencereleri ile balkonu

Binanın Fransız pencereleri ile balkonu

A.Vallaury ve Vedat Tek gibi 19. yüzyılın en etkili mimarlık okulu olan Ecole des Beaux Arts’da eğitim gören Constantine Pappa, dönemin önemli mimarlarından biri olarak yarattığı eserleriyle mimarlık tarihimizdeki yerini çoktan almıştır.

Meraklısı için Mimar Constantine Pappa hakkında daha fazla bilgi alınabilecek bir adres:

http://mimarconstantine.blogspot.com.tr/

Benzer Yazılarımdan: http://mb.muharrem.co.uk/antipanin-kosku/



TROÇKİ İSTANBUL’DA

Troçki'nin Büyükada'da kaldığı satılığa çıkan İzzet Paşa Köşkü

Troçki’nin Büyükada’da kaldığı satılığa çıkan İzzet Paşa Köşkü

Geçtiğimiz günlerde gazetelerde pekte önemsenmeyen bir haber çıktı:

“Büyükada’da, harabeye dönen, ünlü Rus siyasetçi Lev Troçki’nin kaldığı ev  yaklaşık 4 trilyon 125 milyar liraya satışa çıkarıldı. Evi, arsasıyla birlikte satılığa çıkaran aile, alacak kişilerden burada Troçki adını yaşatmalarını istiyor. Aile, evin Kültür Bakanlığı tarafından satın alınıp, Troçki Müzesi’ne dönüştürülmesinden yana.”

20. Yüzyılın ilk çeyreğinde dünya siyasetinin şekillenmesi, herhalde I. Dünya Savaşıyla başlayıp, Osmanlının çöküşünün ardından Rus Devrimi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu takip eden süreçte Ortadoğu ve Balkanlarda sınırları yeniden belirlenen devletlerin doğuşuyla devam etmiştir.

Dünya siyaset tarihine yön veren isimler içerisinde yerini çoktan almış bulunan asıl adı Leon Davidoviç olan Troçki, Musevi asıllı bir çiftçi ailesinin oğlu idi. Gençlik yıllarından itibaren ihtilalci işçi gruplarına katıldı. Eylemleri nedeniyle hapse atıldı. Kendisi gibi ihtilalci olan Alexandra Sokolovskaya adında bir kızla hapishanede evlendi. Zenaide ve Nina adında iki kızı oldu. 1902 yılında karısının teşviki ve yardımı ile Sibirya’daki sürgün yerinden kaçtı. Bir gardiyana ait olan “Troçki” adı ile sahte hüviyet hazırlattı. Karısı, çocuklar küçük olduklarından kaçamadı. Okumaya devam et

1968

68’de ifadesini bulan bütün değerler, insanlık tarihinin en yüksek değerleridir, henüz aşılamamıştır.

İstanbul, Sultanahmet Meydanı, Pudding-shop, 1969 

Herkes Beyoğlu’nu anlatıyor, hiç kimsede çıkıp Sultanahmet’i anlatmıyor. 

Pudding shop

Okuldan arkadaşlarımızla, Sultanahmet’te hippilerin uğrak yeri olan Pudding-shop’ta buluşuyorduk. O zamanlar İstanbul epeyi renkliydi ve büyük bir değişim vardı. Mini etek modası vardı. Erkekler saç uzatmaya başlamıştı. Levis 501’ler yeni çıkıyordu. Hippilerin gelişiyle bu değişim katmerlendi. O zamanlar Sultanahmet bir karnaval alanı gibiydi. Pek çok ünlü hippinin bu yolculuğa katılmak için geldiğini duydum. Ben, Ian Anderson’u ilk defa burada gördüm, ama onun Ian Anderson olduğunu yıllar sonra anladım. Janis Joplin’i görenler olmuş. Janis, sandıkları Zerrin Özer’de olabilir! Çünkü o buralara gelirdi daha ünlü değildi o zamanlar ve Janis’e çok benzerdi. Okumaya devam et

ÖLDÜRÜLEN OSMANLI SULTANLARI

Tarihiyarımada

Burası, İstanbul’un, önce Haliç’e, Galata’ya ve Boğaz’a, sonra Adalara doğru uzanan Marmara’ya bakan, Sarayburnu’dur.

Sarayburnu, kıtalar üzerinde egemenlik kuran imparatorluğun, eşsiz bir sarayın inşası için seçtiği, Doğu Roma’dan geriye kalan, şairlere ilham veren, tarihçilerin “Hayalleri kurcalayan esrar ve vaat dolu yeşil tepe” olarak tanımladığı, yarımadanın yumuşak silueti ve suların ortasındaki doğal güzelliği ile bir monarşinin de merkezi olan, Osmanlı Hanedanlığının yüzlerce yıllık ikametgâhıdır. Okumaya devam et