MEHMET PESEN SANAL RETROSPEKTİFİ

“3 Ağustos 2012 – 3 Ağustos 2016… MEHMET PESEN ustamız aramızdan ayrılalı dört yıl oldu. Sağlığındaki son sergisi – kendisi hastalığından dolayı çok ayırdında olmasa da – İş Bankası Kibele Sanat Galerisi’ndeki “Mehmet Pesen Retrospektifi” idi. Bu gün babam Mehmet Pesen’i anmak için onun ömür boyu el emeği göz nuru olan yapıtlarından bir seçki ile sanal bir mini-retrospektif sunmak istedim sevenlerine.

Tabloları dizerken Usta’nın sanat yolculuğu üzerindeki belli başlı durak noktaları olan Erken-Nakış Dönemi, Yarı-Soyut Dönem, Figüratif Dönem, Minyatür Dönemi, Geç-Nakış Dönemi sıralamasını göz önünde bulundurdum.

Bir de Mehmet Pesen’in çeşitli malzeme kullanarak yapmış olduğu sayısız desen çalışmasından birkaç örnek koydum.

Mehmet Pesen hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için 2012’deki Retrospektif sırasında İş Bankası yayınlarından çıkan, tarafımca yazılmış ve İngilizce bölümleri torunu Alaz Pesen tarafından çevrilmiş olan “Mehmet Pesen Retrospektifi” adlı kitaptan yararlanılabilir.

Son olarak, Mehmet Pesen ile ilgili anılarını tazelemek isteyenler bir zamanlar TRT-Türk’te yayımlanmış olan 5:27 dakikalık Mehmet Pesen belgeselini izleyebilirler.

https://www.youtube.com/watch…

Türkiye resim sanatının ustalarından babam Mehmet Pesen’in anısı önünde saygıyla, sevgiyle eğiliyorum.”

Aydın Pesen

Böyle yazmış babası için şu sayfalarda oğul Aydın Pesen.

Sanal retrospektif sergilerin yanı sıra, pek çok sanat galerisinin salonlarında resimleri sergilenen usta ressam Mehmet Pesen’in olduğu gibi, adları ülkemizde olduğu kadar dünyada da tanınan ve bilinen usta sanatçılarımızın eserlerinden öte, eşyaları, giysileri, fotoğrafları ve özel yaşamlarında kullandıkları bir çok objenin de zaman zaman sergilendiklerini, hatta onların müzayede salonlarında dahi satışa sunulduklarını görürüz.

Ünlü sanatçıların eserlerinden başka, oldukça büyük bir öneme sahip ve meraklıları tarafından yüksek meblağlar ödenerek satın alındıkları basın yayın organları tarafından duyurulan söz konusu eşyaların kıymeti ise bu şekilde fazlasıyla anlaşılabilmekte.

Sanatçının yaşamında pek de büyük bir kıymete sahip olmayan bu tip eşyaları da eserleri gibi, ölümünden sonra nedense kıymetleniverir. Bazıları bunu “ölü sevicilik”  olarak adlandırıyor, belki bir kez daha göremeyecek olduğumuz için mi böyle diyorlar bilinmez ama bunun bilinen bir başka yönü var ki o da işin hüzünlü tarafı.

Ne diyordu Tanju Okan o ünlü şarkısında “Eşyalar toplanmış seninle birlikte, anılar saçılmış odaya her yere…

Çoğumuz görmüşüzdür, sahaflarda, eski eşyalar satan dükkanlarda v.b yerlerde etrafa saçılmış, kimsenin tanımadığı ve bilmediği insanlara ait en güzel giysilerle çektirilmiş siyah-beyaz fotoğrafları, aile albümlerini veya birlikte yenilen içilen güzel günlere ait herkesin elindeki bardağı havaya kaldırıp “şerefe” dediği mutluluk dolu resimleri ve çoğumuz merak etmişizdir, kimdir bu insanlar ve bu fotoğraflar nasıl buralara kadar gelmiştir?

Belki birileri tanıdık gelir bazılarımıza, daha dikkatlice ve daha yakından bakarız onlara, sanki tanıyacakmışız gibi… Sonra arkalarını çevirir ve bir şeyler yazılmış, bir tarih atılmış mı diye araştırırız.

Belki de korkarız, bizimkilerde böyle ortalığa mı saçılacak, bakanlar bizi tanıyacaklar mı acaba diye?

Bazen de tanıdıkları buluruz, yakınlarda olanlar ya da uzaklarda olanlardan. Kendimiz için kıymetli olsa da gerçek sahipleri için o kadar da değerli olmadıklarını anlarız, madem buralara kadar gelmiş, demek ki gözden çıkarılacak kadar önemsiz sayılmış.

Öyle ya nasılsa para etmiyor, rahmetlinin elimizde bunca para eder eseri varken bu kıytırık eskizi de ne edelim yani diye düşünmek, anlamlandırılması zor bir düşünce doğrusu.

İşin hüzünlü tarafı da şu ki, kuş ressamı olarak bilinen Salih Acar’ın yaşamını anlattığı “Büyük Üstad” diye imzasını bir kuşlar eskisiziyle atarak, Mehmet Pesen’e verdiği ve sahaflara düşecek kadar önemsiz bulunan ama Türkiye’nin iki büyük ressamının da adı geçtiği Çayka kitabıdır.

Belli ki bu kitap “Büyük Üstad” tarafından bir sahafa bırakılmadı…

Meraklısına Not: Yukarıda Salih Acar’ın kuşlar eskizli Mehmet Pesen’e ithaf ettiği Çayka kitabının ilk sayfası görülmektedir.

NE YAPARSAN GİDER

Gerçek Hayat Hikayeleri” adlı çizgileriyle ile tanınan Faruk Geç, 70’li yıllarda Avrupa’ya yayılan Türk işçileri gibi birçok çizerin yurt dışında çalışmaya başlamasıyla önce İtalya’ya ardından Londra’ya gider.

Bundan sonrasını şöyle anlatmaktadır Faruk Geç:

İtalya’da çalışan İngiliz Fleetway Publication temsilcisiyle tanıştık. Ona Londra’ya gitmek istediğimi söyledim, bana kartını verdi. Londra’ya gidişimde kendisini aradım. Yakın ilgi gösterdi. Bana ne tür şeyler yapmak istediğimi sordu. O sıralar revaçta olan harp hikayeleriydi. Yapar mısın? Yaparım dedim.

İş bana kolay görünüyordu, sonra anladım ki çok zor! Düşünün bir Nazi askeri çizeceksiniz ama hiçbir detayı atlamadan, kaskıyla, ceketiyle, düğmesiyle her şey başka. İngilizler başka! Almanlar başka! Velhasıl bütün bunları öğrenmek zaman aldı. Daha doğrusu ben çizgi romanın nasıl yapılması gerektiğini orada öğrendim. Burada bir şey çizersiniz, adamın eline makineli tüfek verirsiniz, bu tüfek yanlış diyecek kimse çıkmaz. Bizde ne acıdır ki, ne yaparsanız, ne çizerseniz gider ama orada çiziyorsunuz editör bir sürü ayrıntı hatası buluyor.

Fazla söze gerek var mı? Ne diyordu oyuncu, sunucu ama diğerlerinden farklı olarak üniversitenin tarih bölümünden mezun olan bir genç kızımız: “Dağdaki çoban ile benim oyum bir mi?”

Ama deemıkrasi bööle bi şey işte…

Meraklısına Not: Türkiye’de Çizgi Roman – Levent Cantek

BEYOĞLU BEYOĞLU

Tarihi yarımadanın karşı kıyısında bir gün baktım yollar kazıldı, bir gün baktım elektrikler kesildi, bir gün baktım sular akmadı.

Sonra bir de baktım ki, köprü ile ayrılan değil de, aralarında yüzyıllar farkı olan iki ayrı kıyının bir tarafı Pera.

Beyoğlu-Beyoğlu

Her bir köşesi, her bir sokağı, her bir binası anılarla, tarihle iç içe. Anlat anlat bitmeyen bir yer. Ne satırlara sığar, ne de kitaplara. Beyoğlu’nu anlayabilmek için köşe bucak, gerektiği gibi gezip görmek gerek. Her bir tarafı anılarla yoğrulmuş bu cadde, Osmanlı’da olduğu gibi, Cumhuriyet Türkiyesi’nin de Batı’ya açılan penceresi. Okumaya devam et

BİR İŞ ADAMI

anne ve çocuk

Lawrence Kenwright, Liverpool’da yaşayan ve hatırı sayılır bir servetinde sahibi İngiliz iş adamı. Yaptıkları ve yaşam felsefesiyle diğerlerinden ayrılıyor. Her iş adamının tek şiarı olan daha çok kar etmek yerine sosyal içerikli projeleri ve girişimleri desteklemek onun işinin bir parçası. Kamu yararına çalışan ve her ülkede olduğu gibi ekonomik imkânsızlıklarla boğuşarak ayakta kalmaya çabalamakta olan kuruluşlar ile girişimlere destek sağlamak üzere çalışmalarını sürdüren bir iş adamı. Okumaya devam et

KRİSTAL TERAS

Kristal Teras - Safranbolu Tokatlı Kanyonu

Kristal Teras – Safranbolu Tokatlı Kanyonu

Safranbolu turizminde çeşitliliği artırmak amacıyla Karabük Valiliği, Tokatlı Kanyonu üzerinde yerden 80 metre yükseklikte ve 11 metre genişliğinde yapılan, 75 ton ağırlığı taşıyabilen Kristal Teras inşa edilmesi çalışmalarına ön ayak olmuş. Teras eşsiz Tokatlı Kanyonu manzarasını turistlere sunuyor. Okumaya devam et