KÖTÜLER TÜY TAKAR, İYİLER ŞAPKA GİYER!

(15) Tarih yazan, Sultan Mehmet II. Sikke Bode Museum, Berlin

(15) Sultan Mehmet II.

Tarih anlatıları, geçmişle ilgili neleri hatırlayıp, neleri unutmamız gerektiğine bizim adımıza karar veren metinlerdir.

Beyazlar Yeni Dünya’ya geldiler, Kızılderililerin elinde ne var ne yoksa aldılar ve onları öldürdüler. Yetmedi onları tecrit ettiler, hastalıktan, açlıktan kırılmalarını sessizlikle izlediler, soylarını tükenme noktasına getirdiler.

Oysa Amerika’nın şanına yakışır bir tarih yaratmaya çalışan resmi tarihçiler ve Hollywood’lu yapımcılar Kovboy filmleri, çizgi romanlar ile farklı hikayeler anlattılar bize. Böylece Vahşi Batı’yla ilgili en büyük yanılgı, kovboyların kahraman, Kızılderililerin düşman olduklarına inandırılmış olmamızdı.

Fransız Devrimi’ne kadar halkın görevi, kralın mutlak gücünü kabul edip, ülkelerinde barışı sağlamak için uslu durmaktı. Savaşı, kralın paralı askerleri yapardı. Ancak devrimle birlikte halk kitle ordusuna dönüştü ve kendi çıkarları için savaşmayı öğrenerek kendi kaderini yaratmakta aktif görev aldı. Rol oynadıkları ayaklanmanın tarihsel sürecini idrak etti ve yaşadığı zorlukların sebebini kavradı. Bu şekilde ulus bilinci ortaya çıktı.

Ulusal bağımsızlık ve ulus bilinci, kaçınılmaz olarak tarih bilincini doğurdu ve her ulus kendi geçmişini, hikayelerini, milli değerlerini ama aynı zamanda ulusal başarı ve başarısızlıklarını bilerek ulus bilincine ulaştı.

Fransız Devrimi’yle başlayan ve kazanılan bu yeni bilinç, insan ilerlemesinin ön koşulu ve kaybedilmemesi gereken özü haline geldi. Kuşkusuz, birkaç yüzyıl öncesinde yaşanılan gelişmelerin ışığında yazılan tarihle, toplumun geçmişle arasındaki bağın zayıfladığı, tarihin kitlesel değil bireysel algılandığı zamanların başlangıcında bir de baktık ki; TV ekranlarında mantar gibi türeyen tarih programları eşliğinde, atalarıyla övünen, atalarının geçmişte elde ettiği başarıları hatırlatan ve şimdiki durumu ne olursa olsun, ataları bunu başardıysa kendilerinin de bir gün yine bunu başarabileceğine inandırılmaya çalışılan sıkı izleyiciler için her bölümde, yazılacak yeni bir şeyler bulunamadığından, geçmişin yeniden yazıldığı tarihi dizi filmler çağına girildi.

Ya da 21. Yüzyılda, biraz geç kalınmış olsa da, Amerika’nın yeniden keşfi için sefere çıkıldı.

Günümüz koşullarında, sultanların fetih ve başarıları, o dönemlerde ülke topraklarının nasıl da genişlediği, tüm Avrupa’yı nasıl da tir tir titrettiği gerek tarih kitaplarından gerek romanlardan okuyarak ve televizyon dizilerinden izleyerek bir tür geçmişle övünme haline bürünen ve “kim tutar bizi, istersek neler yaparız” duygularıyla beslenen yeni tarihçilikle, kendi geçmişindeki asalet, kahramanlık ve o kahramanların torunları olduğu bilinciyle geleceğe güvenle bakan ulusal bir kimlik oluşturmak için Topkapı Sarayı platosunda yapılan çekimlerle yeni bir Hollywood oluşturmak, Tarlabaşı’nda film çekmek kadar ucuz olmadığından da bir sürü kudretli sponsorla, geçmişle ilgili neleri anımsayıp neleri unutmamız gerektiğine bizim adımıza karar verenler, geçmişi yeniden yazmaya başladılar.

Tarkan’ın artık bir Mega Star olduğu, Karaoğlan ve Malkoçoğlu’nun devrini çoktan kapattığı 21. Yüzyılda, belki çok fazla ilgi çekmeyen ama önemli bir filmin linki:

MEHMET PESEN SANAL RETROSPEKTİFİ

“3 Ağustos 2012 – 3 Ağustos 2016… MEHMET PESEN ustamız aramızdan ayrılalı dört yıl oldu. Sağlığındaki son sergisi – kendisi hastalığından dolayı çok ayırdında olmasa da – İş Bankası Kibele Sanat Galerisi’ndeki “Mehmet Pesen Retrospektifi” idi. Bu gün babam Mehmet Pesen’i anmak için onun ömür boyu el emeği göz nuru olan yapıtlarından bir seçki ile sanal bir mini-retrospektif sunmak istedim sevenlerine.

Tabloları dizerken Usta’nın sanat yolculuğu üzerindeki belli başlı durak noktaları olan Erken-Nakış Dönemi, Yarı-Soyut Dönem, Figüratif Dönem, Minyatür Dönemi, Geç-Nakış Dönemi sıralamasını göz önünde bulundurdum.

Bir de Mehmet Pesen’in çeşitli malzeme kullanarak yapmış olduğu sayısız desen çalışmasından birkaç örnek koydum.

Mehmet Pesen hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için 2012’deki Retrospektif sırasında İş Bankası yayınlarından çıkan, tarafımca yazılmış ve İngilizce bölümleri torunu Alaz Pesen tarafından çevrilmiş olan “Mehmet Pesen Retrospektifi” adlı kitaptan yararlanılabilir.

Son olarak, Mehmet Pesen ile ilgili anılarını tazelemek isteyenler bir zamanlar TRT-Türk’te yayımlanmış olan 5:27 dakikalık Mehmet Pesen belgeselini izleyebilirler.

https://www.youtube.com/watch…

Türkiye resim sanatının ustalarından babam Mehmet Pesen’in anısı önünde saygıyla, sevgiyle eğiliyorum.”

Aydın Pesen

Böyle yazmış babası için şu sayfalarda oğul Aydın Pesen. Okumaya devam et

NE YAPARSAN GİDER

Gerçek Hayat Hikayeleri” adlı çizgileriyle ile tanınan Faruk Geç, 70’li yıllarda Avrupa’ya yayılan Türk işçileri gibi birçok çizerin yurt dışında çalışmaya başlamasıyla önce İtalya’ya ardından Londra’ya gider.

Bundan sonrasını şöyle anlatmaktadır Faruk Geç:

İtalya’da çalışan İngiliz Fleetway Publication temsilcisiyle tanıştık. Ona Londra’ya gitmek istediğimi söyledim, bana kartını verdi. Londra’ya gidişimde kendisini aradım. Yakın ilgi gösterdi. Bana ne tür şeyler yapmak istediğimi sordu. O sıralar revaçta olan harp hikayeleriydi. Yapar mısın? Yaparım dedim.

İş bana kolay görünüyordu, sonra anladım ki çok zor! Düşünün bir Nazi askeri çizeceksiniz ama hiçbir detayı atlamadan, kaskıyla, ceketiyle, düğmesiyle her şey başka. İngilizler başka! Almanlar başka! Velhasıl bütün bunları öğrenmek zaman aldı. Daha doğrusu ben çizgi romanın nasıl yapılması gerektiğini orada öğrendim. Burada bir şey çizersiniz, adamın eline makineli tüfek verirsiniz, bu tüfek yanlış diyecek kimse çıkmaz. Bizde ne acıdır ki, ne yaparsanız, ne çizerseniz gider ama orada çiziyorsunuz editör bir sürü ayrıntı hatası buluyor.

Fazla söze gerek var mı? Ne diyordu oyuncu, sunucu ama diğerlerinden farklı olarak üniversitenin tarih bölümünden mezun olan bir genç kızımız: “Dağdaki çoban ile benim oyum bir mi?”

Ama deemıkrasi bööle bi şey işte…

Meraklısına Not: Türkiye’de Çizgi Roman – Levent Cantek

BEYOĞLU BEYOĞLU

Tarihi yarımadanın karşı kıyısında bir gün baktım yollar kazıldı, bir gün baktım elektrikler kesildi, bir gün baktım sular akmadı.

Sonra bir de baktım ki, köprü ile ayrılan değil de, aralarında yüzyıllar farkı olan iki ayrı kıyının bir tarafı Pera.

Beyoğlu-Beyoğlu

Her bir köşesi, her bir sokağı, her bir binası anılarla, tarihle iç içe. Anlat anlat bitmeyen bir yer. Ne satırlara sığar, ne de kitaplara. Beyoğlu’nu anlayabilmek için köşe bucak, gerektiği gibi gezip görmek gerek. Her bir tarafı anılarla yoğrulmuş bu cadde, Osmanlı’da olduğu gibi, Cumhuriyet Türkiyesi’nin de Batı’ya açılan penceresi. Okumaya devam et

BİR İŞ ADAMI

anne ve çocuk

Lawrence Kenwright, Liverpool’da yaşayan ve hatırı sayılır bir servetinde sahibi İngiliz iş adamı. Yaptıkları ve yaşam felsefesiyle diğerlerinden ayrılıyor. Her iş adamının tek şiarı olan daha çok kar etmek yerine sosyal içerikli projeleri ve girişimleri desteklemek onun işinin bir parçası. Kamu yararına çalışan ve her ülkede olduğu gibi ekonomik imkânsızlıklarla boğuşarak ayakta kalmaya çabalamakta olan kuruluşlar ile girişimlere destek sağlamak üzere çalışmalarını sürdüren bir iş adamı. Okumaya devam et