“İsteseler de istemeseler de Osmanlıca öğrenilecek”

1 İkinciteşrin 1928

1 İkinciteşrin 1928 Harf Devrimi

Ah keşke, nerede o günler, bir an önce öğrenebilsek de gerçekleri anlasak.

Yıllardır muhtelif TV kanallarında yayınlanmakta olan “tarih” içerikli programlar var. Bunlardan bazıları şarkılı türkülüde olsa, esas itibariyle tırnak içinde belirttiğim gibi adı tarih olan bir bilimin sözcülüğünü yaparak, kitlelere birazda geçmişi anlatabilmek adına, gündemi oluşturan konulardan yola çıkarak, magazinsel unsurları da izlenebilir olma gayesiyle kullanarak, bir şeyler anlatmaya çabalamakta olmaları en büyük başarılarıdır. Elbette bu programların bir kısmı çarpıtılmış bilgiler içeren ve kitleleri manipüle etmek gayesiyle yayınlanmaktadır. Bunları bir yana bırakacak olursak, içlerinden bazıları geçmiş hakkında ki bilgileri verirken mümkün olduğunca öğretici olmaya çalışmaktadırlar. Bütün bu çabaları bir tarafa atmak mümkün olmadığı gibi her söylenileni de, ciddiye almak mümkün değil, ancak bir gerçek var ki hemen hemen her programda üzerinde ciddiyetle durulan Osmanlıca konusu. Osmanlıca kelimesinin üzerinde duran ve bu kelimenin anlamı hakkında pek çok açıklama bulunmasına rağmen en güzellerinden birisi Lisan-ı Türkî ifadesidir.

Geçmişe dönerek, yıllarca bizlere öğretilen Osmanlıcanın ne olduğu hakkındaki çarpık bilgiler tartışmasına girmeden, 18 ve 19. yüzyılda yaşayan dile (eğer mümkünse) bakmak gerekir.

Okumaya devam et

Joan Miro Ferra

Birkaç hafta öncesinde basınımızda çıkan bir duyuru ile Miró sergisinin Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi salonlarında yapılacağını öğrendik.

Ülkemizde, sanatseverlerin beğenisine sunulan pek çok organizasyondan biri olan bu serginin, 20. yüzyılın oluşumu ve şekillenmesinde emeği olan isimlerden Joan Miró Ferra’ya ait olması bizleri hem onurlandırdı hem de sevindirdi.

2013 yılının son günlerinde, bir yandan devam etmekte olan Anish Kapoor heykel sergisinin yanında açılacak olan Miró sergisini de bir an önce görebilmek üzere heyecanla beklemeye başladık.

Ancak bu sefer diğerlerinden farklı olarak, yapılan duyurularda şöyle bir söylem vardı. Serginin giriş ücreti 20 TL. dir ve biletler şu siteden temin edilebilir açıklaması yapılmaktaydı.

Buna benzer bir takım konser ve benzeri organizasyon duyurularında da aynı sitenin web adresi verilerek bilet temin edilebileceği olgusu vurgulanmakta ancak hiçbir zaman fiyat belirtilmemekteydi.

Okumaya devam et

GÜZELLEME

Güzel müzik dinle, güzel resme, güzel fotoğrafa bak, güzel kitap oku, güzel tiyatro, güzel film izle, güzel şiir oku, güzel heykel, güzel seramik, güzel çizgi film, güzel karikatür gör, dünyanın güzelliklerini gör, güzel insanları gör, güzelliklerin tümünü görmeye ve hissetmeye çalış baktığın yerden.

Ne kadar görebiliyor ve hissedebiliyorsan o kadar güzelsin sende…

ANNENİN ÖĞÜDÜ

Bir anne, hep zengin bir kocayla evlenmesini söyler dururmuş kızına.

Bunu başarabilmesinin yollarını anlatırmış. Bütün günleri böyle geçermiş ana kızın. Günlerden bir gün, zengin mi zengin, yakışıklı mı yakışıklı bir adamla evlenivermiş genç kız.

Annesi pek sevinmiş, söylediklerinin boşa gitmeyip, kızının zengin bir kocayla evlenmesine.

Ama bir zaman sonra, kocasından ayrılıp eve geri dönünce kızı, şöyle demiş annesi; Ben, kızıma zengin bir kocayla nasıl evleneceğini öğrettim, evlendikten sonra ne yapacağını ise öğretmedim, çünkü ben de zengin bir kocayla nasıl yaşanacağını bilmiyordum.

Not: Bu kısa yazıda, yer, zaman ve isimler belirtilmemiş olup gerçek yaşamdan bir alıntıdır.

ESKİ DATÇA

Hikayeyi Anlatan Adam

Hikayeyi Anlatan Adam

Dünya üzerinde yaşayan ve yaşamış olan sanatçıların yapıtları ile adına eser diyebileceğimiz her türlü bırakıt, gelecek kuşaklar tarafından hak ettikleri şekilde değerlendirilecektir.

Nasıl ki bizler, geçmişten günümüze uzanan bırakıtları, tanıyabildiğimiz, anlayabildiğimiz ölçütler içerisinde değerlendirebildiğimiz gibi.

Bu anlamda ülkemizde, yaşantısı, anıları ve hepsinden önemlisi şairliği ile gelecek kuşaklara bıraktığı eserleriyle her zaman adından söz edilecek olan Can Yücel’in, geride bıraktığı sade ama bir o kadarda dopdolu olan yaşam öyküsü bilindiği üzere “Eski Datça” köyünde son bulmuştur.

Eski Datça

Eski Datça

Şimdi, yaşamındaki son zamanlarını geçirdiği evi, yalnız ve belki birazda kırgın bir bekleyiş içerisinde, etrafı kamışlardan yapılmış çitle koruma altına alınmış, rüzgârların, bahçesindeki ağaçların dalları ile çiçekleri dalgalandırdığı halde, sessizliğin sesini bizlere duyurmaya çalışmaktadır.

Sessizliğin sesi

Sessizliğin sesi

Herhalde bir zamanlar bu bahçeden yükselen dolu dolu sesler, atmosferden uzaya doğru yayılarak yollarına devam etmektedirler.

Yolu Eski Datça’ya düşenlerin görecekleri ve duyacakları, biraz hüzün, biraz yalnızlık birazda sessizlik olacaktır.

Elde Var Hüzün

Elde Var Hüzün

Ve şöyle bir şeyler hissedeceklerdir, bazı müzikleri dinledikten sonra, bazı yazıları okuduktan sonra sanki insanın boğazına takılan bir yumruk olur, gözlerinde de birkaç damla yaş, işte tamda böyledir Eski Datça.

Can Yücel, 1989’da çok sevdiği ve mekânı olarak seçtiği “Safkan bir av köpeği, Yunan’dan / kalma bir tazı / Denizin içinde kıvrılmış yatıyor güneşte / Bu güzelim yarımada” dediği Eski Datça’ya yerleşir.

Evin ilk sahibinin köyün yerlilerinden Amıca Memed olarak bilinen Mehmet Ambarcı olduğunu öğreniyoruz daha sonra “Datça’da Zaman” isimli kitabın yazarı Nihat Akkaraca’dan.

Evin komşusu

Evin komşusu

Can Yücel evi aldıktan bir süre sonra gelir ve yerleşir Eski Datça’ya.

Artık bir başkadır Eski Datça köyü, Muhtar Orhan’dan, Pansiyoncu Tekin’e, inşaat işçisi Âdem’den, Çiftçi Mehmet’e, Sütçü Zeybek’ten Mustafa Kulak’a kadar herkes tanır şair Can Yücel’i. Hepsinle bir sürü yaşanmış anıları vardır.

Datça, Datça der yazar Datça’yı ve meşhur eder Eski Datça’yı.

Eski Datca Köyü

Eski Datca Köyü

1997’de teşhisi konan bademcik kanseri, artık yakasını bırakmayacağını belli etmiştir iyiden iyiye. Hastaneler, tedaviler, yeniden hastaneler derken çok zorlu iki yıl geçer.

Güler’i bulup evlenmişim
Ne iyi tesadüf!
Üç çocuğum oldu üçü de harika
Ne iyi tesadüf!
Şiiri seçmişim, doğru seçim
Ne iyi tesadüf!
Öleceğim yakında
Ne aksi tesadüf!

Bu günleri Pansiyoncu Tekin’den dinleyelim:

Hastalıktan sonra şaşkın oldu, şaşırdı yani, bir acelesi vardı. Mesela, ‘Aşağı iskeleye gidelim’ diyordu, gidiyorduk, bir birayı içmeden ‘Yukarı köye gidelim’ diyordu, ne yapacağını planlayamıyordu. Bir buçuk sene böyle geçti. Bir telaşı, bir işi vardı yani, daha çok yazdı. Hastalığında şarap içti, rakı içmedi. Bir kere, ‘Can Abi çok içiyorsun, kendini yıpratıyorsun’ dedim. ‘Önümde çiçek görmek istiyorum’ dedi. Çok güzel bir cevap verdi.

Hiç ölümden söz etmedi. Hep anlatırdı, dinleyeceksin, haddine mi dinlememek.

Çok arıyorum onu çok, böyle bir adam gelmez daha…

“Yalnızlığım benim çoğul türkülerim / Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi” dizeleriyle yaşam felsefesini özetleyen Can Yücel, 1999 Ağustos’unda Datça’daki evinde ağırlaşır.

“Ölüm bir eşek şarkısıdır / Gelir geçer göçer.”

Tarih 12 Ağustos’tur. Kaleminden çıkan son sözler bunlar olur, saat 23.00’te durur kalbi.

Konser oldum, bitmemiş senfoniyi bitirdim…”

Can Yücel'in bir şiiri

Bahçede görülen dizeler

Not: Bu yazıdaki bazı bölümler Sıddık Akbayır ve Cezmi Ersöz’e ait Can’dı Yücel’di Şarabiydi adlı kitaptan alıntılanmıştır.

Datça’yla İlgili Diğer Yazım

Datça’dan Görüntüler