DEVENİN HÖRGÜCÜNDEKİ GİTAR

Sakallı Celal’in tanımlamasıyla, doğuya giden geminin güvertesinde, batıya doğru yürümeye çalışan anlayışa sahip olmamızın en güzel örneklerinden birisine, önemli köşe yazarlarımızdan Sedat Ergin’in gazetesinde “Türkiye’den evrensel müziğe önemli bir bakış: Mikrotonal Gitar.” başlıklı yazısında rastladım.Sedat Ergin meselenin özünü şöyle ortaya koymakta:

Tolgahan Çoğulu, 1990’ lı yıllarda gitar çalarken mikro sesler nedeniyle önemli bir meseleyi karşısında buldu. Bazı halk müziği şarkıları için komalı seslere basması gerekiyordu. Ama gitarın ses perdeleri eşit taksimat sistemine göre bölündüğü için komalı seslere yer yoktu. Bu meseleyi kendine dert edindi ve bu buluşa imza attı.

Bu satırları okuyan ve müzikle arası, armoni, ritim ve melodinin ne demek olduğunu bilecek kadar temel bilgiler düzeyinde dahi olsa, dinledikleri müziği çalan enstrümanların seslerini ayırt edebilecek kadar kulağa sahip olan pek çok insan, bu cümlelerde var olan anlamsızlıkların ne anlama geldiğini çözmeye çalışacaktır.

Gitar denilen müzik enstrümanını biraz daha yakından tanımaya çalışalım şimdi:

Kökenlerinin M.Ö 4000’li yıllara kadar uzandığını söyleyebileceğimiz gitarın şekilden şekle giren gelişim sürecinde, orijininin “lir” olduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Bu icadı Mısırlılar tanrıları Trimegiste’e, Yunanlılar Hermes’e, Yahudiler Jabul’a mal etmişlerdi.

Yapılan kazılarda Babil’e yakın bir tapınakta ele geçen bir vazo kalıntısının üzerinde 5 telli arp ve 7 telli lir çalan müzisyenler görülmektedir. Bu enstrümanların mükemmelliği aynı zamanda ilerlemiş bir toplumu ve dönemi ifade etmektedir. Mısırda Thebes Kralının mezarında bulunan bir rölyefte gitara benzeyen bir çalgı tasvir edilmektedir. Sümer ve Hitit gitarları da enstrümanlar içerisinde en eski olarak bilinenleridir. Bu gitarların şekli de bu günkü klasik gitarın formuna oldukça benzemekte ve sapında perdeler fark edilmektedir.

Arkeolojik bilgiler ışığında Akdeniz kıyılarında gitara benzeyen enstrümanlara sıkça rastlanır. Bu gitarlar da bu günkü gitar tekniğine benzer şekilde çalınıyordu. Birçok değişik tipleri olmasına rağmen en yaygın olanı altı çift telli olanıdır. Bu gün kullanılan gitar ise bir İspanyol olan Antonio Torres Jurado tarafından yapılmıştır. 1863 yılında Torres tarafından yapılan bu tipteki gitar modern gitarın gelişim safhasında en önemli adım olmuştur.

Gitarın Avrupa’ya geliş öyküsünde ise İran ve Arap adlarına rastlıyoruz. Önce İran yoluyla Arap dünyasına giren gitar, Arapların İspanyayı fethiyle de Avrupa’ya geçmiş olduğu bilinmektedir. Tarihte somut olarak ilk kez 14. yy, şekli fazla tanımlanmasa da, Guitern adlı bir sazdan bahsedilir. Bu çalgı 1500’lerin sonuna doğru, bu günkü gitarın doğmasında ilk ipuçlarını verir. Gitar müziği, 16. yy’ dan 18.yy kadar ya Tabulatur (ses perdeleri yerine parmak pozisyonlarını gösteren nota yazım sistemi) biçiminde ya da alfabetik akor simgeleri sistemiyle yazılıyordu. 1586 yılında çıkarılan ilk gitar metodu “İspanyol Gitarı” olarak adlandırılan beş çift telli çalgı içindir. Daha önceki gitarlar dört, Vihuela ise altı çift tellidir. Vihuela’dan sonra Barok Gitar devri yaşayan beş çift ve günümüzde kullanılan klasik gitarlar ise altı tek tellidir. Bunun 18. yy bu yana böyle olduğu Fernando Sor’un altı telli Romantik Gitar kullanmasıyla somutlanır.

17. ve 18.yy’ da İtalya ve Fransa’da gitar metotlarına rastlanır. 18. yy sonunda IV. Şarl’ın himayesinde birçok gitarist yetişir. Gelmiş geçmiş en büyük gitar ustalarından birinin Niccolo Paganini olduğu söylenir. Bu çalgıyı kemanı kadar ustalıkla çalmasının yanı sıra, eserlerini bestelerken dizinin üzerinden hiç eksik etmediğinden söz edilir.

Bu arada Shubert, Berlioz, Diabelli, Gragnani, Carulli, Carcassi, Coste gibi bestecilerin ilgisini çeken gitar, onların da bu enstrüman için eserler yazmasına neden olmuştur. 1778-1830 yıllarında yaşayan Fernando Sor ise İspanyada yetişen en önemli Gitar ustasıdır. Fernando Sor, öğrencisi olarak pek çok gitarist yetiştirmesinin yanı sıra, yazdığı sonatlar, varyasyonlar ve etütler bugün bile birçok gitaristin dağarcığının başköşesinde yer alır. Besteci gitarı altı telli yaparak bu günkü gitarın temelini atar. İspanya’da Sor’dan sonra Dionisia Aguada gibi bir gitar ustası yetişir. Daha sonra aynı dönemde İtalya’da özellikle Beethoven’ın hayranlığını kazanan Mauro Guiliani (1781-1828) ismine rastlarız. 19.yy’ da gitarda, sesin artmasını sağlayan değişiklikler yapılır. Gövdesi genişletilir, derinliği azaltılır, göğüs kapağı iyice inceltilir. 19.yy boyunca İspanya’da birçok usta gitarist yetişir. Sor, Cano, Huartas, Tostado, Aquado, Fossa başlıca isimlerdir. Yüzyılın ikinci yarısında çağdaş gitar ekolünün kurucusu olarak nitelenen, Bach ve Beethoven’in eserlerinden gitar için yaptığı düzenlemelerle tanınan Valencia’lı gitarist besteci Francisco Tarrega adına rastlarız. Andres Segovia, Emilio Pujol, Miguel Llobet, Regino Sainz de la Maza, Alirio Diaz ve Narciso Yepes, Tarrega’yı izler.

Alirio Diaz’ın önerisi üzerine Andres Segovia’nın gitarda ilk kez nylon tel kullanmasının yanı sıra en önemli misyonu; o yıllarda daha çok Amerika’da folk müzik enstrümanı olarak görülen gitarı “Klasik Gitar” olarak tüm dünyaya tanıtmaktır. Ayrıca üstün virtüözitisiyle de çalgısını sevdiren bir sanatçıdır. Segovia’nın öğrencisi olan Alirio Diaz ise ünlü bir yorumcu olarak bütün dünyaya adını duyururken, özellikle Türkiye’de verdiği konserlerle ülkemizde gitarın tanınmasında büyük katkılarda bulunmuş, halen de bu katkısını bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sürdürmektedir.

Andres Segovia gitarı, konser salonlarına sokarak Amerika’dan Arjantin’e ve Urugay’a kadar uzanan turneleriyle hem enstrümana hem de solistlere büyük saygınlık kazandırırken, gitarı 20. yy’ da evrenselliğe ulaştırmıştır.

Segovia, Tarrega, Llobet, Pujol, Anido, Prat, Bream, Williams gibi sanatçıların ünlü ve büyük eserleri gitar için düzenleyerek dağarcığı genişletme çabalarına artık Castenuovo Tedesco, Roussel, Mompou, Villa-Lobos, Ohana, Britten, Henze, Torroba, Rodrigo, Hallfter, Berio, Turina, Falla, Takemitsu, Ponce, Bennett, Berkeley, Walton, Martin, Davies, Tippet, Dodgston, Arnold, Brindle, Lauro, Poulene v.b gibi özgün eserler yazan besteciler eklenir.

Gitarın kapasitesi zamanla zorlanırken yeni olanakları halen keşfedilmektedir. Gitarın sınırları yalnızca özgün besteler yaparak ya da yapım teknikleriyle zorlanamaz. Birçok eserin gitara uyarlanması çağdaş besteciler için bir gereksinim olmuştur.

Sonunda gitar çağa ayak uydurarak gelişimini sürdürmekte, yalnız klasik müzik alanında değil, müziğin her türünde karşımıza çıkmakta ve geniş kitleler tarafından müziğe yaptığı katkıları nedeniyle can kulağıyla dinlenmekte, M.Ö 4000’ li yıllarda başladığı serüveninden günümüzde de süregelen şekliyle usta parmaklar tarafından çalınmayı sonsuza kadar hak etmektedir.

Böylesine bir geçmişe sahip olan ve pek çok usta besteci ile yorumcuların beğenisini kazanarak günümüze kadar ulaşan bu güzel enstrümanın geçmişini çok kısada olsa tanıdıktan sonra akılda kalan özelliklerine bakacak olursak, gitarın bir halk müziği enstrümanı olması en bariz tarafıdır. Ancak günümüzde klasik müziğinde önemli bir enstrümanı olan gitar esas itibarıyla bir Batı Müziği enstrümanı olup bir yerlerden Anadolu ile de ilintili olsa, bu güzel enstrüman üzerinde hiçbir hak iddia edemeyeceğimizin kesin olduğudur.

Gitarın, bir Türk Halk müziği enstrümanı olmadığı gibi Sedat Ergin’in komalı seslerin bilmeyenler tarafından daha iyi anlaşılması için örnek verdiği Arap kökenli bir enstrüman olan Kanun olmadığı ve gitarın neden Türk Halk müziği enstrümanı olarak kullanılmak istenmesine bir anlam vermekte mümkün değildir.

“Ne kadar yerel, o kadar evrensel” 

Kendi yerel müziklerini, sonuna kadar kullananlar, tüm dünyanın beğenisini kazanarak yerel müziklerini tüm dünyada dinlenebilen evrensel müzik haline getirmişlerdir.

Bunun üzerine çokta fazla laf söylemeye gerek olmadığını sanıyorum, Flamenco, Jazz, Blues, ve diğer ulusların müzikleri ne demek istediğimi çok iyi anlatacaklardır.

Dönüyoruz dolaşıyoruz ve yine Sakallı Celal’in Doğuya giden gemisinin güvertesinde, batıya yürümeye çalışanlara geliyoruz.

Tolgahan Çoğulu müziksel duruşunu şöyle konumlandırmakta:

Benim esas beslendiğim yer Anadolu.  Ben bir tarz oluşturmaya çalışıyorum. Bir gitarist olarak Batı müziği eğitimim var ama makamlara, Anadolu’nun seslerine de çok büyük bir ilgim var. Tarz olarak dört eksen üzerinden bir şey yapmaya çalışıyorum. Bu eksenlerde Anadolu’nun sesleri ve makamları, bağlama teknikleri, klasik gitar teknikleri ve gitardaki vurmalı da dâhil olmak üzere çağdaş teknikler yer alıyor. Yaptığım düzenlemelerde bütün bu eksenleri birlikte kullanmaya çalışıyorum.

Güzel ve ulvi bir duruş ancak, her yere yetebilmek mümkün olamıyor ne yazık ki. Tıpkı her işte bir uzmanlık alanı olduğu gibi, sanatsal sorunlarında uzmanlık alanları bulunmaktadır. Bu anlamda geçmişte yaşananları örnek olarak görecek olursak, Anadolu’nun sesini duymak ve neler yapıldığını iyi bilerek, anlamak gerektiğidir.

Anadolu’nun sesinde kanun yoktur, rebap yoktur, arabesk yoktur ve daha başka çok şey yoktur.

Tolgahan Çoğulu, Türkiye’nin evrensel müziğe katkısının da Doğu ile Batının buluştuğu, birlikte var oldukları bir formattan çıkabileceğini söylemekte ancak bu buluşmanın gitardan komalı sesler çıkartmakla olamayacağını birilerinin kendine anlatması gerekmekte.

Evrensel olabilmenin tek yolu, ulusal olabilmektir. Dünya müziklerinin, dünyanın müziklerinin kökenleri ulusaldır.

Nasıl ki, kanunla Beethoven çalınamazsa, gitarla da Türk Halk müziği çalınamaz, çalmak için de gitarın yapısını değiştirmek Sakallı Celal’in doğuya giden gemisinin güvertesinde batıya doğru gitmenin ötesine geçemez.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir