DOLMABAHÇE’NİN GAZI

Dolmabahçe'ye Ait Eski Bir Fotoğraf

Dolmabahçe ile Çırağan Sarayına ait geçmiş zamanlardan kalma bir görüntü

Dolmabahçe Sarayı, Sultan Abdülmecit tarafından Dolmabahçe Caddesi üzerinde, deniz kıyısında, 250.000 m2’lik alan üzerinde kurulmuş Osmanlı Sarayıdır. Abdülmecit’in isteği doğrultusunda Batılı anlayışla yaptırılan Sarayın inşaatına 1844 yılında başlanmış ve 1855 yılında tamamlanmış olmasına rağmen süregelen savaş nedeniyle 1856 yılında düzenlenen bir törenle açılmıştır.

Sarayın inşa edildiği alan vaktiyle gemilerin demirlediği bir körfez olup 17. yy’ da doldurulur. Doldurulan alanda zaman içerisinde padişahlar tarafından çeşitli köşk ve kasırlar yaptırılır. Beşiktaş Sahil Sarayı adıyla anılan köşk ve kasırlar, Abdülmecit döneminde 1843 yılından başlayarak yıktırılır.

Saray’ın dolgu zemin üzerinde ve denize paralel olarak inşa edilen üç katlı ana yapısı; devletin yönetim işlerinin görüşüldüğü Mabeyn-i Hümayun, devlet törenlerinin yapıldığı Muayede Salonu ile padişah ve ailesinin yaşadığı Harem-i Hümayun adlarını taşıdığı üç ana bölümden oluşmaktadır. 285 odası, 46 salonu, 6 hamamı bulunan ana yapıya 1910-1912 yıllarında elektrik ve kalorifer sistemi eklenmiştir. Sarayın çevresinde çeşitli gereksinimler için yapılan binalar günümüze kadar ulaşamamıştır. Dolmabahçe Camii’nin karşısında bulunan Osmanlı Saray Tiyatrosu ve İnönü Stadının yerinde bulunan Saray Ahırları yıkılan yapıların başında gelmektedir.

Osmanlı hanedanının son altı padişahı ile son halifesine ev sahipliği yapan Dolmabahçe Sarayı’nda sarayı yaptıran Abdülmecit’ten sonra, Abdülaziz, V.Murat, II. Abdülhamit, V. Mehmet (Sultan Reşat) ve VI. Mehmet (Sultan Vahdettin) ile son halife Abdülmecit Efendi oturmuştur. 1924 yılında çıkartılan yasayla aralarında Dolmabahçe Sarayı’nın da bulunduğu Osmanlı hanedanının malları “millete intikal” eder.

Cumhuriyetin ilanından sonra Dolmabahçe Sarayı’na ilk kez 1927 yılında gelen Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul’da bulunduğu dönemlerde burada kalır. 10 Kasım 1938’de sarayın 71 numaralı odasındaki vefatından sonra Dolmabahçe Sarayı, TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na bağlı bir müze olarak hizmet vermektedir.

Dolmabahçe Sarayı, İstanbul’a ayrı bir güzellik katan ihtişamlı yapısıyla, dünyadaki örneklerine göre üzerinde en fazla tartışma konusu yaratılan tarihi değerlerimizin başında gelmektedir.

Yıllar öncesinde yapılan tartışmalar Dolmabahçe Sarayı ve çevresinde inşaatına izin verilen büyük otellerle başlamıştı.

Çevresindeki yapılaşmadan boğulacak hale gelen Dolmabahçe Sarayı

Çevresindeki yapılaşmadan boğulacak hale gelen Dolmabahçe Sarayı

Dolmabahçe Sarayı ile İnönü Stadı ve Deniz Müzesi alanı içerisinde kalan bölgede, Sarayın tam arkasındaki bölümde Swissotel ile Ritz-Carlton Otellerinin inşaatları sırasında başlayan tartışmalarla günümüzde ortaya çıkan teşhislerin ne kadar doğru oldukları bir kez daha anlaşılmakta. Söz konusu oteller, ilk önce Sarayın görünümünü bozacaklarından yapılacak inşaatların bu görünüme mümkün olduğunca zarar vermemesine özen gösterilmiş olmasına rağmen, mimarlık alanında herhalde bir yüzkarası olarak tarihe geçecek olan Süzer Plaza’nın yol açtığı zarar ise tartışılmayacak kadar açıktır.

Bölgedeki otel inşaatlarına eklenen sonuncusunun ise tarihi doku kadar zeminde de onulmaz yaralar açacağından endişe duyulmaktadır.

Bir büyük tartışma konusu da, İnönü Stadı etrafında yaşanmakta, sportif boyutlarının ötesinde, Dolmabahçe Sarayının bitişiğindeki bu alanda olumsuzluklara bir yenisini ekleneceğinden sonuçları kestirebilmek dahi güçleşmektedir.

Otel inşaatlarına izin verildiği dönemde yapılan değerlendirmelerde, Dolmabahçe Sarayının oturduğu dolgu zeminde kaymalara neden olabileceği ve mevcut “havalandırma sistemi” gibi bazı özelliklere de zarar verebileceği belirtilmekteydi.

İstanbul’un sonbahar günlerinde romantizmin en doygun şekilde yaşandığı, Dolmabahçe Sarayının cadde cephesinde yer alan ulu çınarların sararmış yaprakları arasında yürürken ağaçların gövdelerinde açılmış yaralardan nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya bulunduğunu görmemek mümkün değil. Asırlık çınar ağaçlarını kurtarma çalışmaları da kar etmemiş, onlarında canlarına okumak için elimizden ne gelirse yaparak bir İstanbul klasiğini daha yok etmeye doğru hızla ilerlemekteyiz.

Ağaçlar konusunda hazırlanan raporlarda, artan araç trafiğine suç yüklenmiş çıkan egzoz gazlarıyla, asfalt yüzünden ağaçların yeteri kadar hava alamadıkları vurgulanmıştı.

Acaba, otellerin yapımına izin verilerek Sarayın havalandırma sistemine verilen zararın ağaçların kurumalarına yol açtığı düşünülemez mi?

Bu konuda yeni bir tartışmanın başladığını basında yer alan haberlerden öğreniyoruz.

Bir Üniversitece hazırlanan Dolmabahçe Sarayı’nın yapısal güvenliğiyle ilgili raporda Sarayın büyük bir tehdit altında olduğu ortaya kondu.

Raporun sonucundan anlaşıldığı kadarıyla tehdit olarak Sarayın mazgallarında biriken lağımdan oluşan metan gazının patlamaya yol açabileceği kuşkusu.

İstanbul’u tehdit eden en önemli konu yine ortaya çıkmış bulunuyor.

Bu aşamada, yıllar öncesinde İSKİ Genel Müdürünün dediklerini anımsamakta yarar var. İstanbul’da yaşayan milyonlarca insanın her gün200 gramdışkı çıkardığını hesap ederek tonlarca atığı koyacak yeri olmadığından içinden kamyon geçecek büyüklükteki künkler döşenerek Marmara Denizinin yok edilmesinden beri bu tartışmalardan uzaklaşmıştık.

Aynı sorun dönüp dolaşıp yıllar sonra yine karşımıza çıkmakta hem de daha sinirli ve daha kızgın bir şekilde. Eğer dikkate alınmazsa bir saatli bomba gibi her an patlayabilir.

Raporda sözü edilen tehditler şöyle: 

Otel İnşaatları

Dolmabahçe Sarayı ile Deniz Müzesi arasında kalan ve “kültür varlığı” olarak kabul edilen tarihi tütün deposunun yerine 7 yıldızlı (!) otel inşaatı yapılıyor. En yakınındakinin yüksekliği 18 metreyken, 24 metreyi geçen otel 14 kat olacak şekilde tasarlandı.

Zeminde Oluşan Çatlaklar

Yeni otelin yer altında yapılacak katları ile temel atma çalışmaları, 150 yıldan bu yana hizmet veren Sarayın Koleksiyonlar ve Sanat Galerisi olarak kullanılan binalarında çatlaklara neden oldu. Çeşitli zamanlarda meydana gelen depremlerde yığma duvar ve beton döşemelerde oluşan çatlakların tamiratlardan sonrada devam ettiği, inşaat çalışmaları nedeniyle önlenemeyecek risklere yol açıldığı ve meydana gelebilecek bir çökmenin can kaybı ve müze koleksiyonlarının yok olmasına sebebiyet vereceği ilgili kurullara ve makamlara bildirildiyse de, itirazlara rağmen inşaat yerin 7 kat altına indirildi.

Biriken Metan Gazı

Dolmabahçe Sarayı, havalandırma boşlukları, yapılan kanalizasyon hatası nedeniyle tamamen doldu ve metan gazı sızmaları başladı. Bölgeden yayılan pis kokuların nedeni araştırılırken Sarayın metan gazı patlaması ile karşı karşıya olduğu ortaya çıktı. Tarihi havalandırma tünelleri, Haliç kolektörlerinin iki yıl önce arıza yapmasıyla lağım dolmaya başlamış ve gelinen noktada bu tüneller tamamen tıkanmıştır. Yerin altında sıkışan tonlarca lağımdan çıkan metan gazları ise adeta Sarayın altında bir saatli bomba niteliği taşımaktadır.

Otellerin ve İnönü Stadının yükü Sarayın üstünden aşağı doğru yarattığı basınç ve baskı yüzünden duvarlarda çatlaklar ve açılmalar oluştuğu belirtilen raporda gördüklerimiz bu şekilde.

Bu konuda yapılan açıklamalar ise şöyle:

 ”Öncelikle haberde yer alan ve ‘Dolmabahçe Sarayı’nın altındaki tünellerin lağımla dolduğu ve metan gazı biriktiği iddiası’ tamamen gerçek dışıdır. Dolmabahçe Sarayı’nın altından herhangi bir atık su kanalı geçmediği gibi, Dolmabahçe Sarayı havalandırma kanallarına herhangi bir lağım tesisatı bağlanması da mümkün değildir. Dolmabahçe Sarayı’nın bodrumlarının havalandırması ise Dolmabahçe Sarayı bahçesinde yer alan havalandırma menfezleri ve fanlardan sağlanmaktadır. Bu nedenle Dolmabahçe Sarayı’nın altında metan gazı sıkışması olduğu iddiası gerçekdışıdır.

Dolmabahçe Sarayı civarında bulunan atık su ve lağım taşıyan kanallar ise Dolmabahçe Sarayı kampusunun dışında yer almaktadır. Bu kanalların bir tanesi İnönü Stadyumu’nun altından geçerek Dolmabahçe Sarayı ile Bezm-i Alem Camisi arasında yer alan meydanın altında, diğeri ise Beşiktaş Akaretler Meydanı’nın altında yer almaktadır. Dolmabahçe Sarayı dışında yer alan ve Beşiktaş bölgesinin önemli atık su kanalları olan bu kanalların bakım ve denetimi İSKİ tarafından düzenli olarak yapılmaktadır.
”Çatlak iddiaları mesnetten yoksun”

Açıklamada, Dolmabahçe Sarayı’nda, civardaki otellerden kaynaklanan çatlaklar olduğu iddiasının da tamamen mesnetten yoksun olduğu belirtilerek, ”Buna karşın, Beşiktaş’taki tütün deposunun alanında 2010 yılında başlayan otel inşaatının temel kazıları esnasında, Dolmabahçe Sarayı dışında ve Başbakanlık Çalışma Ofisi’nin hemen yanında yer alan Matbah-ı Amire binasında kısmi çatlaklar oluştuğu tespit edilmiştir. Bu çatlaklar nedeniyle, ilgili kurum ve kuruluşlar nezdinde gerekli girişimlerde bulunulmuş, aynı zamanda çatlaklarla ilgili gerekli müdahaleler yapılmış ve önlemler alınmıştır” ifadelerine yer verildi.

Daha önce de bazı medya kuruluşlarında buna benzer iddiaların haber olarak yer aldığının hatırlatıldığı açıklamada, ”Aynı haberlerin aradan geçen zamanın ardından, herhangi bir inceleme dahi yapılmadan ‘Dolmabahçe Sarayı her an havaya uçabilir’ gibi kamuoyunda sansasyon oluşturmaya yönelik başlıklarla sunulması oldukça manidardır” denildi.

Söz konusu haberlerle ilgili TBMM Genel Sekreterliği Milli Saraylar tarafından bu açıklama dışında herhangi bir açıklama yapılmadığı da vurgulanarak, şu ifadelere yer verildi:

”Bu nedenle ilgili haberlerde, konuya ilişkin Milli Saraylar yetkililerine atfedilen ifadeler gerçek dışıdır. Kamuoyunda bu kadar öneme sahip bir konuda, kitle iletişim araçları aracılığıyla yapılan yayınlarda ve görüşlerde ciddiyet ve hassasiyet taşınması gerektiği muhakkaktır. Kamuoyunu yanıltmaya ve endişeye sevk etmeye yönelik bu haberle ilgili tüm yasal haklarımız mahfuzdur”

Ninja Kaplumbağalar gelip Sarayın altındaki şu mazgallara bir baksa da bizde rahat etsek.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir