ESKİ DATÇA

Hikayeyi Anlatan Adam

Hikayeyi Anlatan Adam

Dünya üzerinde yaşayan ve yaşamış olan sanatçıların yapıtları ile adına eser diyebileceğimiz her türlü bırakıt, gelecek kuşaklar tarafından hak ettikleri şekilde değerlendirilecektir.

Nasıl ki bizler, geçmişten günümüze uzanan bırakıtları, tanıyabildiğimiz, anlayabildiğimiz ölçütler içerisinde değerlendirebildiğimiz gibi.

Bu anlamda ülkemizde, yaşantısı, anıları ve hepsinden önemlisi şairliği ile gelecek kuşaklara bıraktığı eserleriyle her zaman adından söz edilecek olan Can Yücel’in, geride bıraktığı sade ama bir o kadarda dopdolu olan yaşam öyküsü bilindiği üzere “Eski Datça” köyünde son bulmuştur.

Eski Datça

Eski Datça

Şimdi, yaşamındaki son zamanlarını geçirdiği evi, yalnız ve belki birazda kırgın bir bekleyiş içerisinde, etrafı kamışlardan yapılmış çitle koruma altına alınmış, rüzgârların, bahçesindeki ağaçların dalları ile çiçekleri dalgalandırdığı halde, sessizliğin sesini bizlere duyurmaya çalışmaktadır.

Sessizliğin sesi

Sessizliğin sesi

Herhalde bir zamanlar bu bahçeden yükselen dolu dolu sesler, atmosferden uzaya doğru yayılarak yollarına devam etmektedirler.

Yolu Eski Datça’ya düşenlerin görecekleri ve duyacakları, biraz hüzün, biraz yalnızlık birazda sessizlik olacaktır.

Elde Var Hüzün

Elde Var Hüzün

Ve şöyle bir şeyler hissedeceklerdir, bazı müzikleri dinledikten sonra, bazı yazıları okuduktan sonra sanki insanın boğazına takılan bir yumruk olur, gözlerinde de birkaç damla yaş, işte tamda böyledir Eski Datça.

Can Yücel, 1989’da çok sevdiği ve mekânı olarak seçtiği “Safkan bir av köpeği, Yunan’dan / kalma bir tazı / Denizin içinde kıvrılmış yatıyor güneşte / Bu güzelim yarımada” dediği Eski Datça’ya yerleşir.

Evin ilk sahibinin köyün yerlilerinden Amıca Memed olarak bilinen Mehmet Ambarcı olduğunu öğreniyoruz daha sonra “Datça’da Zaman” isimli kitabın yazarı Nihat Akkaraca’dan.

Evin komşusu

Evin komşusu

Can Yücel evi aldıktan bir süre sonra gelir ve yerleşir Eski Datça’ya.

Artık bir başkadır Eski Datça köyü, Muhtar Orhan’dan, Pansiyoncu Tekin’e, inşaat işçisi Âdem’den, Çiftçi Mehmet’e, Sütçü Zeybek’ten Mustafa Kulak’a kadar herkes tanır şair Can Yücel’i. Hepsinle bir sürü yaşanmış anıları vardır.

Datça, Datça der yazar Datça’yı ve meşhur eder Eski Datça’yı.

Eski Datca Köyü

Eski Datca Köyü

1997’de teşhisi konan bademcik kanseri, artık yakasını bırakmayacağını belli etmiştir iyiden iyiye. Hastaneler, tedaviler, yeniden hastaneler derken çok zorlu iki yıl geçer.

Güler’i bulup evlenmişim
Ne iyi tesadüf!
Üç çocuğum oldu üçü de harika
Ne iyi tesadüf!
Şiiri seçmişim, doğru seçim
Ne iyi tesadüf!
Öleceğim yakında
Ne aksi tesadüf!

Bu günleri Pansiyoncu Tekin’den dinleyelim:

Hastalıktan sonra şaşkın oldu, şaşırdı yani, bir acelesi vardı. Mesela, ‘Aşağı iskeleye gidelim’ diyordu, gidiyorduk, bir birayı içmeden ‘Yukarı köye gidelim’ diyordu, ne yapacağını planlayamıyordu. Bir buçuk sene böyle geçti. Bir telaşı, bir işi vardı yani, daha çok yazdı. Hastalığında şarap içti, rakı içmedi. Bir kere, ‘Can Abi çok içiyorsun, kendini yıpratıyorsun’ dedim. ‘Önümde çiçek görmek istiyorum’ dedi. Çok güzel bir cevap verdi.

Hiç ölümden söz etmedi. Hep anlatırdı, dinleyeceksin, haddine mi dinlememek.

Çok arıyorum onu çok, böyle bir adam gelmez daha…

“Yalnızlığım benim çoğul türkülerim / Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi” dizeleriyle yaşam felsefesini özetleyen Can Yücel, 1999 Ağustos’unda Datça’daki evinde ağırlaşır.

“Ölüm bir eşek şarkısıdır / Gelir geçer göçer.”

Tarih 12 Ağustos’tur. Kaleminden çıkan son sözler bunlar olur, saat 23.00’te durur kalbi.

Konser oldum, bitmemiş senfoniyi bitirdim…”

Can Yücel'in bir şiiri

Bahçede görülen dizeler

Not: Bu yazıdaki bazı bölümler Sıddık Akbayır ve Cezmi Ersöz’e ait Can’dı Yücel’di Şarabiydi adlı kitaptan alıntılanmıştır.

Datça’yla İlgili Diğer Yazım

Datça’dan Görüntüler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

28 + = 37