EZELİ REKABET

İki bin yıldan fazla zaman öncesinde İmparator Constantinus’un kuracağı Konstantinopolis bir antik efsaneler ve simgeler kentidir. Şehrin kuruluşu ile tarihsel dönemlerinde yer alan yapılar ve dünyanın pek çok yerinden getirilerek kentin oluşumunda katkı sağlayan anıtlarında kozmik yorumları vardır. Örneğin bir zamanlar var olduğu bilinen, Ayasofya çevresinde yer alan Hipodrom’un 12 kapısı burçları, spina çevresindeki yedi dönüş gezegenleri, partilerin dört rengi de, (Beyaz, mavi, yeşil ve kırmızı) dört elementi simgelemekteydi. Hipodrom bu partilerin egemenlik alanıydı ve yarışları da onlar düzenliyordu. Yarışları düzenleyen bu dört gruptan daha sonraları sadece yeşiller ve maviler kalmıştı.

Siyasi tarihte de yerini alacak olan bu iki ana görüş, törenlerde özel olarak imparatora refakat eden, onu bütün ayrıntılarıyla hazırlanmış programlara göre alkışlayan, selamlayan gruplar olarak kentin törensel olarak yaşamının başta gelen üyeleriydiler.

Yüzyıllar sonra Fatih Sultan Mehmet’in kenti fethiyle Maviler ile Yeşillerin yerini, Bamyacılar ve Lahanacılar alacak, günümüzün spor kulüplerine öncülük edecek olan geleneksel müsabakaların tarafları, siyasete yön verecek olan partilerinde tarihsel kaynağı olacaktır.

Kökenleri tarihin derinliklerine inen ve her çağda yaşanmakta olan, bilim ve bilimdışı çatışmalarda günümüzün gelişen teknolojisi ve araştırma olanakları, İstanbul’da yapımı devam eden bir ulaşım projesi olan Marmaray Projesi etrafında şekillenen büyük bir arkeolojik çalışmayı da beraberinde getirmiştir.

Bilimsel bulgular belki de bilinen tarihin yeniden yazılmasını gerektirecek kadar önemli olup, hiç bitmeyen tartışmalarında önünü kapatmaya yetmektedir.

21. yüzyıldan geçmişe bakışımızın da ne denli bilimle örtüşür olduğunun bir kanıtı olarak binlerce yıllık tarihi mirasın üzerinde yaşamakta olduğumuz göz önüne alınırsa işimizin ne kadar zor olduğu ortadadır.

Yeşiller ile Mavilerin Hipodromda başlayan karşılaşmaları günümüzde TOKİ (Toplu Konut İdaresi) ile Arkeoloji Müzesi arasında, üzerinde yaşadığımız tarihi mirasa sahip çıkmak anlamında sürmekte.

TOKİ, İstanbul Arkeoloji Müzesi uzmanlarınca Avcılar İlçesinde bulunan “Spradon Antik Kenti” olarak nitelendirilen arazinin 1.derecede sit alanı olarak ayrılmasına karşı çıkarak müzeyi yalan rapor hazırlamakla suçlamakta. Haklılığını da kanıtlamak üzere kendine yakın bir arkeolog ve iki sanat tarihçisine araziyi inceleten TOKİ, Spradon ismiyle bir antik kent olmadığını da bilimsel olarak kanıtlamakta.

Bu araziye de toplu konut yapımına bir an önce başlamayı hedefleyerek müze uzmanlarınca verilen raporunda hayal ürünü olduğunu iddia etmektedir.

Arkeoloji Müzesi uzmanlarınca verilen raporda ise Spradon Antik Kentinin bulunduğu alanda, sütun başlığı, haç motifli parça, bezemeli mimari yapı elemanları ile bir lahit kapağının varlığından söz edilmektedir. Buluntuların yapılacak kazılarla artacağını da işaret etmekte olan rapor, bölgede çok sayıda define arayıcısının da kaçak kazılar yapmasının nedeni olacaktır.

TOKİ tarafından hazırlatılan rapor imza atan bilimsel kurulda Spradon Antik Kenti olarak tespit edilen yerin Spradon olmadığını ileri sürerek, haritaya işlenmiş olan lahdin olmadığını, somut başka verilerinde bulunmadığı, sözü edilen buluntuların bölgeden ne zaman uzaklaştırıldığı ve sonrasında akıbetlerinin meçhul olduğundan arazinin sit alanı olmaktan çıkartılmasını ister.

TOKİ, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvurarak müzeyi ve alanı 1. derecede sit alanı olarak ilan eden kurulu da şikâyet eder.

Arkeolojik bulgular sırra kadem basmış, Müze zor durumda kalmıştır.

İstanbul Arkeoloji Müzesi bu durumu onur mücadelesi haline getirerek tarihi bulguları haritaya işleterek rapor veren uzmanlara ulaşır. Yıllar sonra başka görevlerde olan uzmanlar arkeolojik bulguları yerlerinde görmüş olduklarını ileri sürmektedirler ancak tonlarca ağırlıktaki lahit kapağı yer yarılmış içine girmiştir sanki. Müze kapağı bulmazsa TOKİ’nin haklılığı kanıtlanacak, arazi sit alanı olmaktan çıkacak Spradon Antik Kenti, toplu konut alanı olarak binlerce yıllık tarihinin ardından yok olup gidecek müzenin de prestiji yerle bir olacaktır.

Müze uzmanları lahit kapağı için var gücüyle araştırma yapmaya başlayarak bölgeyi neredeyse didik didik arar. Defineciler tarafından köstebek yuvası haline getirilen arazide bulunan arkeolojik kalıntıların çalındığı yönünde oluşmaya başlayan görüşe rağmen dere yataklarına kadar dip köşe yapılan arama çalışmaları sonunda meyvesini verir ve bölgede çobanlık yapan bir şahsa ait evin bahçesinde ilk görüldüğü yerden1 km. uzaklıkta lahit kapağı bulunur.

Müze böylelikle hem onurunu hem de bir antik kentin yok oluşunu kurtaracak ve arazide yeniden bilimsel kazıların yapılmasının da yolunu açacaktır. Kazıların sonunda alanın 1.derece sit alanı olarak kalması yönünde rapor hazırlanarak Koruma Kurulu’na sunulacak, kurul aksi yönde karar vermezse, TOKİ’nin bu bölgede konut yapma hayalleri de son bulacaktır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

÷ 8 = 1