FEYLESOF TÜRKÜCÜ

Geçmişteki günlerde, kitlesel iletişim araçlarının henüz yaygınlık kazanmadığı hatta ne anlama geldiğinin dahi bilinmediği, radyo günlerinin yaşandığı zamanlarda ülkemizde meşhur olabilmeyi başarabilmişler arasında ismi hafızalarda kalan Nuri Sesigüzel o dönemlerde, tıpkı bu gün olduğu gibi, filmleriyle, 45’lik plaklarıyla ve  bütün naifliğiyle halkın gözünün önündeydi.

Adını Nihat Doğan olarak bildiğimiz gerçekte ise Rıza Doğan olduğunu öğrendiğimiz topluma önder olabilme hayaliyle ortalığa dökülerek kendisine de bir sürü unvanı generallerin omuzlarına taktıkları yıldızlar gibi bizim bilinçaltımıza yerleştirme çabalarıyla hareket etmeye çalışan embesil, fenomen olabilme ayrıcalığını kendisine yakıştırmaya çalışarak, feylesof gibi algılanmasının gerektiğinin de altını çizmekte gazete röportajında.

Toplumumuzun yeni gençlik önderi Nihat Doğan fenomeni, bizleri ancak kahredebilse de durumun hiçte iç açıcı olmadığını bütün samimiyetimle söyleyebilirim, kısa bir seyahat esnasında birlikte yolculuk ettiğimiz ortalama yaş seviyesinin 25-30 olduğu otobüs yolcuları tarafından, öncelikli tercih olarak TV’lerde yer alan, Nihat Doğan fenomeninin de katılmış olduğu bir yarışma programı, diğer kanallarda yayınlanmakta olan tüm dizilerin önüne geçerek hayranlıkla izlenmiştir.

Elbette 1980 sonrasında yetişen yeni gençlik, üniversite sıralarına, kokulu silgilerini koydukları kalem kutularıyla gitmişler ve bu günlerin yaşatılabileceği arzu ve isteğini gönüllerinde muhafaza edenleri de haklı çıkartarak, gelecekteki liderlerinin Nihat Doğan gibi bir feylesof türkücüden başkası olamayacağı gerçeğini de baştan kabul etmişlerdir.

Kendisi için “etek altından çıktığı” söylenilen bu feylesof türkücünün toplumumuza vermiş bulunduğu ince mesajların yayınlandığı röportajın satır aralarında dolaşalım biraz ve nelerin bizlere yedirilmeye çalışıldığını anlamaya çalışalım.

Gazetesinin sayfalarında yayınlanan röportajı yapan hanımefendinin röportajı veren kadar, toplumumuzun hafızasına bir şeyleri çakmak üzere kolları sıvamış olduğunun da altını çizmekte yarar var.

Röportaja önce gardını alarak giriyor Nihat Doğan, küfür yemeden, hakaret işitmeden bu ülkede hiçbir yere varamamışsın demektir.

Küfür kime edilir, niye edilir? Biliyor ki kendisine bol miktarda ve sunturlu küfürler savrulmaktadır, hak ediyor ve çok iyi biliyor ancak durumu kontrol ettiğini düşünerek bu lafı baştan söylüyor.

Temel felsefe yüzsüzlük yani, suratına tükür yarabbi şükür.

Ne yazık ki bu hale getirildik, birileri sana küfür ediyorsa sen kıymetlisindir, kendi ifadesiyle fenomensindir.

Aniden medyatik bir hale getirilerek yeni gençliğin idolu olabilmesi hevesiyle, içi boş ama dışlı süslü mesajlarını ardı arkasına sıralamaya başlıyor feylesof türkücümüz.

Katıldığı yarışma programı sayesinde mi fenomen haline geldiğini sorusunu şöyle cevaplamakta yaratacağı etkiyi bilerek, ben ondan öncede popülerdim, bir Amerikan şirketi tarafından yapılan araştırmaya göre basında, hakkında en çok bahsedilen iki kişi vardı birisi bendim diğeri Cumhurbaşkanı Gül.

Yaratılmaya çalışılan yeni gençlik idolü, devam ediyor maraton koşucusuyum ben, 10 senedir varım, en az 20 sene daha bu milletin tepesinde olacağım.

Ben bu toplumun bir kesimini temsil ediyorum, onların starıyım ama birde bana karşı olanlar var, onları nasıl ve ne şekilde bu toplum içerisinde, ötekiler olarak gösterme becerikliliğinin altına sığınmaya çalışarak ne de olsa etek altından çıkma pratiğine sahip olduğundan, medyanın bir kesimi de, o insanlara olan öfkesini, kinini benim üzerimden legalleştiriyor. Böyle bir alçaklığa gidiyor. 12 Haziranda istedikleri olmadı diye bana küfür ediyorlar, bana saldırıyorlar. Dertleri ben değildim aslında ben “saraylı” diyorum bunu yapanlara.

Bu fikrin kendisinin olamayacak kadar sofistike olduğunu düşünerek röportajı hazırlayanlar tarafından satır aralarına ilave edildiğini sanıyorum.

Kendisini üstün kılabilme hevesiyle devam ediyor mesajlarını vermeye, sanatçı toplum refleksini dinamitleyici çok önemli bir metaysa, toplumu boş sözlerle dinamitlemesi mümkün değildir. Benim asi insanlara baş kaldıranlara karşı sempatim var, Che Guevera’yı (Guevara olarak düzeltilmesi lazım, gazetecinin dünyadaki en ünlü devrimcinin adını yazarken daha dikkatli davranması gerekirdi) da çok seviyorum mesela onda kendimden bir şeyler görüyorum.

Sanatçıyı meta yerine koyacak kadar beyin sahibi olan feylesof türkücü herhalde son dönemlerde sıkça dinlenilen “Comandante Che” isimli şarkı sayesinde kendisine ait izler bulmuştur katıldığı TV yarışma programında uzayan seyrek sakalıyla, ancak bir tarafının kılı olabileceği Che Guevara arasında.

En sonunda da filozofisini ortaya koymakta ünlü olmaya çalışan türkücü, söylemlerimin toplum tarafından kabul görmesi “özlü söz üreticisi” ya da “filozof” olarak algılanmam tamamen toplumun takdiri. Ben hiçbir zaman böyle bir şey iddia etmedim.

Ne kadar üzücü değil mi? Kendi adına değil, yetişen genç kuşak adına, bu mudur sizin idolünüz?

Oldukça beğeni kazanan bir tipleme var son günlerin izlenen bir TV programında “Mandıra Filozofu” lakaplı Mustafa Ali bence Nihat Doğan’dan çok daha fazlasıyla layık gençliğe idol olmak için.

Bir derste hocamız şöyle demişti bizlere, ayaklarınız yere sağlam bassın yoksa bir tekmede uzaklara gidersiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir