Hakkımda

Adım Mehmet Bedri Muharrem. Bilenlerin kısaca Memo diye çağırdığı yada lakabımız olan Piknik Memo. Neden öyle çünkü hareket etmeyi hiç sevmediğim ve vücut formumun piknik tipte bulunması nedeniyle çevremdeki yakın arkadaşlarım tarafından böyle uygun bulunmuştur.

07.Mart.1956 tarihinde Kızıltoprak’ta Fırıncı Kazım Beyin Rüştiye sokaktaki evinde dünyaya geldim. Annem Girit eşrafından Türkiye’ye yerleşmiş bir ailenin kızı, babam ise Türkiye’ye yerleşmiş olan bir Kıbrıs’lıdır.

Zühtüpaşa İlkokulundan mezun oldum. Kadıköy Orta Okulunda (Taş Mektep) ilk seneyi okuduktan sonra Şifa semtinde bulunan rahmetli Yaşar ve Pakize Trak’lara ait olup şimdi tarih olan Moda Kolejinde orta okul ve lise tahsiline devam ettim. Lise son sınıfta Fenerbahçe Lisesine geçiş yaparak o dönemden beri binlerce Kadıköy’lü gencin eğitim gördüğü bu güzel okulda en iyi arkadaşlık ve dostlukları da kazanarak yaşantımızdaki temel doğrular ile hayat görüşümüzü kısmen oluşturduk.

Türkiye’de yaşanan dönemleri geriye bakarak hatırlayacak olursak, sözünü etmiş bulunduğum 70’li yıllarda yaşanılanlar aslında bizlerin oluşturduğu hayat görüşümüzün temel felsefesiydi. Bu gün belki başka şekilde düşünenler olabilir. Fenerbahçe ve Bağdat Caddesi gençliği içerisinde “BORSA” ne kadar popüler olursa olsun, hayat görüşümüzün temel felsefesi asla değişmeyecek hatta çok daha fazlasıyla ileriki yıllarda her zaman isimleriyle Türkiye’de birer ekol olmuş hocalarımız tarafından daha da pekiştirileceği gibi yaşantımızın ve var oluşumuzun başlıca nedeni olacaktı.

1972 nisan

Kalamış sahilinde bir küfelik sarhoş.

Okula ilk başladığım yıl, her şey çok güzeldi, değerli hocamız Server Tanilli’nin “UYGARLIK TARİHİ” adlı kitabında yazmış bulunduğu ÖNSÖZ tarihi bir belge gibi durmaktadır önümüzde. Kelimesi kelimesine aktarmak istiyorum bu kitabın önsözünde yazılanları.

Bu kitap 1972-1975 yıllarında yazıldı. Amacı da, liselerden üniversite yada yüksekokullara gelen öğrencilerin “kültür açığı”nı gidermekti.

Gerçekten böyle bir sorun vardı. Liseler, gençlere –hemen hemen- hiçbir şey vermiyordu. Tarih, felsefe, sosyoloji, edebiyat ve sanat gibi kültürün temel konularında, öğrencilerin kafalarına yalan yanlış, abuk sabuk, ipe-sapa gelmez birtakım şeyler tıkıştırılıyordu. Ne gerçekçi ve bilimsel bir yaklaşım ne de bir bütün olarak kucaklayış kültürü. Bir bölük-pörçüklük, bir derme-çatmalık, bir keşmeşkeş kısacası. Niçin böyleydi bu? Çünkü Türkiye’de egemen sınıflar, özellikle 50’li yıllarla beraber, gençlerin uyanmasını istemiyorlardı. Öyle olduğu için de daha liseden başlayarak, gözlerinin önüne bir “duman perdesi” çekip, içinde yaşadıkları çağa ve topluma yabancılaştırıyorlardı onları. Yaman bir oyundu oynadıkları ve doğrusu maharetle oynuyorlardı. Üniversite ya da yüksekokullara bu durumda gelen gençler de, oralarda izleyeceklerini gerektiği gibi izleyemiyor, öğreticilerle aralarında bir “kültürel diyalog” kurulamıyor, bir “kör döğüşü” dür gidiyordu özetle. Ne yapmak gerekiyordu?

Liselerin düzeltilmesini beklerken, fakülte ve yüksekokulların ilk sınıflarına bir “uygarlık tarihi” ya da “kültür tarihi” koyarak gençlerin “kültür açığını” gidermek! Böylece hem yükseköğretim boyunca öğrencilerle öğreticiler arasında bir diyalog kurulması olanağı yaratılmış olacak hem de gençlerin bir dalda uzman, ama temel kültürden ve dünyadan habersiz yaşama atılmaları önlenmiş olacaktı.

1972-1973 ders yılına girerken, İstanbul’da –sonra fakülte haline gelecek olan bir yüksekokul, Şişli İktisadi ve Ticari İlimler Yüksek Okulu, uyanık yöneticisi Prof. Kıvanç Ertop’un önayak olmasıyla, bu yolda ilk adımı attı: İlk sınıfına bir “Uygarlık Tarihi” dersi koydu ve öğretimi de bana verdi.Oturdum bu kitabı yazdım ben de. Doğrusu, ummadığım bir ilgiyle karşılandı yazdıklarım.Ama arkasından yığınla tepki de çıka geldi: Yargılanmalar, kurşunlanmalar, özetle acılar, gözyaşları…

Türkiye’de aydın olmanın ve aydın insan yetiştirmeye kalkışmanın bedeli. Hedef olduğu silahlı saldırıdan bir tesadüf eseri kurtulan değerli insan ve hocamız yaşamının geri kalanını kötürüm olarak tekerlekli sandalyede ve zaman zaman ülkeye gelse de yurt dışında geçirmektedir…

Onun, bize verdiği dersleri ve ders saatlerini yaşamımız boyunca unutmayacağız ve unutturmaya çalışanlara da hep hatırlatacağız.

Uygarlık Tarihi dersleri, sonradan başka okullarda da okutulmaya başlanmış ve dersler olağanüstü bir ilgi toplamıştır. Server Hoca daha derse başlamadan amfiye kurulan bir ses sistemi konser verecek düzeyde olmasa da herkesin rahatça duymasını sağlayabilecek düzeyde, plaklardan müzik yayınına başlanırdı. Klasiklerin olduğu kadar, güncel besteci ve icracıların plaklarına ve bantlarına da yer verilirdi. Server Hocanın Uygarlık Tarihi derslerinden ötürü yargılanması sırasında çalınan klasikler için, mahkemelerde verilen ifadelerde okul amfilerinde komünizm propagandası yapmakla suçlanmıştır.

Mahkeme tutanaklarının sonradan kitap olarak yayınlanan şekliyle yakın tarihimizin bilinmesi ve değerlendirilebilmesi açısından her Türk genci tarafından okunmalıdır.

Bu dönemleri yaşayan ve bilenler daha nelere tanık olmuşlardır. Çantalar dolusu ”Yeşil Dolarların”  kahvehane önlerinde nasıl el değiştirdiklerini mesela. Yaşananlar ve yaşayanlar ayakları üzerine sağlam basmayı öğrenmişler ve aldıkları sağlam eğitimleri ve bilinçleri sayesinde uyanık olmayı başarmışlardır. Başaramadıkları ise tıpkı daha öncekilerinde anlatamadıkları gibi ne istediklerini bu topluma bir türlü anlatamamalarıdır. Geçen zaman süresince neyin ne olduğu ve nelerin nasıl yapıldıkları belki anlaşılabilecektir.

Sadece Server Hoca yoktu bizlere doğruları anlatmak için çırpınan, bu ülkede yaşamış ve kendisini gerçekleri ve doğruları söylemeye adamış sayılı insanlardan birisi olan Siyasi Müesseseler ve Anayasa Hukuku hocamız rahmetli Tarık Zafer Tunaya.

Çok sevdiğimiz ve derslerinden çok şeyler de öğrendiğimiz Erdoğan Teziç hocanın da adını saygıyla analım buradan.

Bir de bu günkü osuruktan anayasa hukuku hocalarına bakın ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Her şey 80 sonrası üniversitelerin arka kapılarından mezun edilmiş, kalitesiz, seviyesiz ve düzeysiz insanların yaşam içerisinde yer almaları ile geçen yıllar içerisinde tıpkı kendileri gibi kalitesiz, seviyesiz ve düzeysiz bir dünya oluşmaya başladı. Sıkıntılarını ise ne yazık ki hep birlikte yaşamak zorundayız. Bir sinema salonunun seyirci girişi ile seyircilerin çıkış kapısının aynı kapı olabileceği konusunda mimari eğitim veren bir fakültenin, vermiş olduğu eğitim konusunda ne kadar yetkin olduğu hepimizin görebileceği kadar basit ve temel bir ögedir. Sinemaya girmek için bekleyen insanların arasından, çıkmaya çalışan insanların yaşadığı sıkıntılı anları belki sizlerde yaşamış ve düzeysizliğin hangi boyutlara ulaştığını fark etmişsinizdir.Belediye otobüslerinde bile inenler ile binenler ayrı kapıları kullanırlar.

Ne diyordu Oktay Akbal “Önce ekmekler bozuldu.”

Daha kimler vardı, sosyoloji eğitmenimiz Mübeccel Kıray ile siyaset tarihi eğitmenimiz Mete Tunçay, kişiliği ve yaşadıklarıyla bizleri derslerine bağımlı kılan Öztin Akgüç’ün anlattıklarından bir kesit, Sümerbank’a genel müdür olarak atandığım gün, öğlen saatinde ellerinde beyaz eldivenler ile bir servis arabası iten garson odama daldı, hayretle kendisine baktığımı görünce, öğlen yemeğinizi getirdim efendim sizden önceki genel müdür bu şekilde isterdi diyerek cevap verdi. Sen hepsini geri götür ben yemekhanede yiyeceğim diyerek odama dalan garsonu geri gönderdim.Sümerbank’taki genel müdürlük günlerim nedense çok kısa sürdü.

Kitabının ön sözünde üç türlü yalan bulunduğunu bunlardan birinin yalan, diğerinin kuyruklu yalan ve en büyük yalanın istatistik olduğunu yazmaktan çekinmeyen ve ne demek istediğini yıllar sonra çözeceğimiz değerli isimlerin yanında yine ekonomi dünyasındaki tek gerçeğin devletlerin elindeki para basma yetkisi olduğunu diğer ekonomik gerçeklerin kafaları karıştırmaya hizmet ettiğini beynimize kazıyan ekonomiyi dünya savaşından önceki günlerin Almanya’sında ekonomini biliminin babalarından tahsil etmiş olan yazdığı kitaplar eski Osmanlıca olup zor anlaşılabilir düşüncesiyle de açıklamalarını  Fransızca olarak yazan merhum hocalarımızın olduğu gibi.

Sözünü etmiş olduklarım ve diğer okullarda ders veren dev isimler ile onların yetiştirdiği öğrenciler bu toplumun önünde yol açan, topluma yön veren yetkin bir kuşaktılar ama ne oldular, uzaydan gelenler tarafından hepsi bir köşeye atıldılar. Bir araya gelmemeleri için ne okulları kaldı nede çok sevdikleri, çay bahçeleri, bir dershane tadında olan kahvehaneleri. Şimdi kahvehane (Cafe)’ye gidip bir sade kahve istediğiniz zaman size getirilen sütsüz bir nescafe oluyor. Ne gelişim ama değil mi? Sonra da çok kızıyoruz Avrupa’da Grek Kahvesi denmesine.

Yalnızlaştır, bireyselleştir, böl ve yönet uzaylıların insanlık tarihine armağan ettikleri en büyük buluşlar Mısır piramitlerinden sonra televizyon, cep telefonları ve bilgisayarlardır.

Bizlerin böylesine bir eğitim süreci yaşamamız ile yaşantımızın tümünün adeta bir eğitim süreci olması nedeniyle sözü edilecek daha çok şey olmasına rağmen onları başka başlıklara bırakalım.

Bizleri biz yapan sokaklar, dünyada eşi benzeri olmayan bir İstanbul şehri ve onunda en müstesna köşelerinden birisi olan Kalamış.



Hakkımda” üzerine 19 düşünce

  1. Bilmiyordum….yeni buldum burayı köhne gurubundan biri bahsetmiş…aç kurtlar gibi okuyorum….yüreğine sağlık Memo.
    ne güzel anlatmışsın….

  2. Sevgili Mehmet Bedri Muharrem.
    Adım Tevfik Kaluç.
    Kuvvetle muhtemel ki Köhne’de bira, Todori’de rakı içerken, Ömer Reis’le sohbet eder, Sahil Sineması’nda film seyrederken, iskelede dumanlama yaparken, belki Takorof’ta zar atar veya Sakarya’da kağıt oynarken pek çok defa yan yana idik.. İhtimal 6 yıllık yaş farkı sebebiyle aynı masada, sohbette bulunamadık. Ama aradan 40 yıl geçtikten sonra yine Kalamış’ta yollar kesişti.
    Kalamış’ta lodosu yakalayan muhteşem bir fotoğrafın restorasyonu ile uğraşırken, katliam tarihini (doldurma) belirlemek için net’te dolaşırken buldum sizi.. 1978 mi 79’mu tereddütümü gidermek için dolanırken…
    İyi ki de buldum. Kalamış’ı dolduran vandal-çakal sürüsüne dinmeyen öfkeme ve kinime bir ortak daha buldum.
    Kalamış’ta Lodos fotoğrafının restorasyonundan sonra size bir sürprizim alacaktır.
    Aman ölmeyin..
    O fotoğrafı çeken kadim dostumun vefatını öğrenince (Ölümler beni fazla etkilemediği halde) iyi değilim çünkü.
    Ki o kadim dostumla, benim Anadolu’da çektiğim siyah-beyazları sabaha kadar uğraşır metre kağıtlara basardık.

    T. Cengiz Kaluç

    • Kıymetli Tevfik Kaluç kardeşim,
      Biraz bayağıda olsa affınıza sığınarak şöyle demek istiyorum, Bok Boku Kalamış’ta bulur. Eminim ki, isimlerini saydığınız yerlerin her birisinde defalarca yan yana oturmuş pek çok anıyı paylaşmışızdır. Bu zamanlarda da aynı duyguları yaşayabilmek Kalamış’ın eski günlerini yaşatabilmek adına uğraşılarınıza sevindim.
      Yapacağınız sürprizi beklediğimi belirtir saygı ve selamları iletirim.

      • Kalamışlılar birbirini tanırdı eskiden. Şimdi kim kime dum uma. Di mi sevgili Mehmet Muharrem. Hoş ben Kalamış’t a doğmadım. 12 yaşında geldim Kalamış’a Moda’dan Bir selam da benden.. Sevgiler.

        • Merhaba Nilgün,
          Görüşmeyeli uzun zaman oldu. Şu sosyal medya denilen ortamda olmasa, kim öle kim kala dünyadan bihaber yaşayacağız. Anladığım kadarıyla Moda’lı oldun . Öylesi de çok güzel. Kalamış’ta, Moda’da, Fenerbahçe’de birbirinden ayrılmaz, yani yine hep birlikteyiz. Sağlıklı, mutlu, güzel günlerde yaşamanı dilerim.

  3. sevgili arkadaşım beni yıllaaaar öncesine götürdüm sana çok teşekkür ederim,çocuklugumun ve genç kızlıgımın geçtigi yerler halende
    iş bankası lokalinin sokagında oturmaktayım ve kalamışlı olmaklada gurur duyuyorum sevgiler.

    • Merhaba Neslihan Hanım,
      Sizinle aynı mahalleli olmak ne güzel. Aynı sokakta halen annem oturmakta, ben de sık sık onu ziyarete gitmekteyim.
      Sadberk (Bostaniçi) sokakta yaşamak ve Kalamış’lı olmak bence de gurur duyulması gereken bir ayrıcalık.
      Selamlar.

  4. Merhabalar efendim, ben Hikmet Reis’in torunuyum. Dedem hakkında yazdığınız yazıları kendisine okuttum. Bu durumdan pek hoş oldu, sizinle irtibata geçmek istiyor, facebook adresimden ulaşabilirseniz detayları konuşalım.

    Sağlıcakla..

    • Çok sevindim. Hikmet Reis’in ellerinden öperim. Babanız İbo’mu yoksa Mustafa mı? Yorumunuz benim için çok değerli sizinle facebook’tan haberleşelim.
      Selamlar.

      • ben mustafanın kızıyım selamlarınızı dedeme mutlaka ileticem nur-can__demir at hotmail.com TC Nurcan Demir bu annemin facebook adresi babam gece saat 12:00 evde oluyor işten o saatte geliyor sizi mutlaka görüştürmek isterim,Saygılarımla.

  5. Aramızdaki yaş farkına rağmen dönemi hatırlamama yol açtınız. Güriz, Özkan Göztepe Lisesi’nden (yeni adı FBL)sınıf arkadaşların Mazhar ise iş dünyasından arkadaşımdı. Atıl hala hoca… Kalamış Yelken’de Ömer Reis’in oğlu Kamil ise Kadıköy Ortadan sınıf arkadaşımdı. Ben Kalamış’a taşındığımda 13 yaşındaydım. FB burnundan Galatasaray’ın tesisinde denize girerdik. Sadberk Sokağın deniz kıyısında tekneden çok boklu suların içine düşmüşlüğüm de vardır. Şimdi İş Bankası lokali olan binanın arkasındaki dandik futbol sahasında maç yapardık. Deli Haldun ve Ömür Göksel’de katılırdı bize. İddialı maçları da Kılıç sokaktaki eski büyük futbol sahasında yapardık. Kırk yıl geçmiş… Elinize sağlık…

  6. merhabalar , ben arda ailesinin en son çocuğu osman levent arda yım. emre ve vefiğin kardeşi 1959 doğumlu olanım 1944 doğumlu olanımız behiç emre arda dereağzında kürek takımı ardından burunda semih arıcan ın olduğu dönemde yelkencilik yaptı bakkal mete ayan pirate takımından arkadaşıyda , mete ayanın vefatını ben geçen sene bakkal dükkanında görmediğim içinsorduğumda 2010 olarak kaybettiğimizi zi öğrendim . azat baykara ayhan kırbaç dragoncu özcan abi ,akşam olunca petrolde tankerci oktay abi ile buluşurlar ,motora benzin alıp doğru balığa sabaha kadar tekneyi doldururlar ömer hayyamın kulbeye gelip tubayı tuba abiyi evinden yatağından kaldırıp denize atarlardı sonrada adamın adı deliye çıktı , ben bunları şundan biliyorum emre abimin kardeşi olduğumdan fatma koçak hariç herkez beni tanır ve severdi – evden kaçar fenerbahçeye giderdim tabiikide ıtri dede de oturduk , rüştiye sokakta oturduk . avcı güven – horoz mehmet mustafa atmaca pendikten gelirdi katılırdı arkadaşlarına , benim arkadaşlarım ilhan ayhan uncuoğlu ve karşı komşumuz erhan ile huriye hanımın torunu fulya idiler mete ve rezzan erginin kızları kuzenim fatuş ( fatoş, rahmetli mete ergin -11 ekim 2015 te göçtü gitti bu dünyadan o kızına fatuş derdi ) ta arkadaşımdı ama benden iki yaş büyüktü ve ekin ile , habib ve hale ile melike ile arkadaşlık yapardı – ziya emine turgut bülent günetsu lar – varujan eskihancı sona teyze vede kızları katya eskihancı ile yağlamacı hüseyin keskin ve hayat keskinlerle beraber aynı apartmanda otururduk ., ben konak apt manında doğmuşum kızıltoprak camiinden az yukarıda stada doğru , sonra ıtri deye ve ve rüştiye sokağına gelmişiz , ismail dümbüllünün -ajda ve semiramis pekkanın yaşadığı yerlerde yaşadım evden kaçtım fenerbahçede bulmuşlar beni , perihan arda annem – hatta atiye arda babaannem komşularımız huriye uluengin – zühal uncuoğlu beyhan – fatma koçak hanımefendiler ayla hanım, algan mı acaba valla olabilirde , geçen sene martta oralardaydım ama beyhan koçak ablamızın iki yıl önce vefat ettiğini de öğrenip üzüldüm , neyse , semih ve fikrt arıcandan tokat – andaçtan rahmetli bir itilme sina da 1969 sonu bir otomobilde sıkşıp yok oldular nurettin teksan ın sonın beni koruması şoley pastanesinin önünde,,kağındaki ağaç ve duvar arasına , daha sonra yoğurtçu park – torama- kızıltoprak – kalamış ve caddebostan budak yazlık sinemaları ersenin – cem karacanın barış mançonun konserlerine gitmek orijinal klasik filmler izlemek derken ilk okul zühtüpaşada başladı nurettin teksanda bitti arkadaşlarımla görüşmüyorum bir arkadaşın rahatsız olduğunu hastalığın adı ile telaffuz etmişim. hata etmişim doğrudur . özel abc koleji sonra taş mektep ( alirıza bey demezmi aha galip beyin oğlu osman emre ile vefikten azmı çektik fındık ile ben sende abilerin gibi olma emi olmadım- okulu bıraktım.fındık hoca , çok sıkı adam dövermiş sıraya çıkıpta , ama sonrada bayışrmış. devamı sonra bitermi . mümkün değil geri gelirmi nerdee bizler eh yokolup gisiyoruz .

  7. Sayın Mehmet Bedri Muharrem Bey.

    Almanya doğumlu olup, İstanbul a taşındığımız 3üncü semt Kızıltoprak. Alışkanlık olarak taşındığım her semtin tarihçesini okur incelerim. şu an oturduğum karakol çıkmazın tarihçesini sizen okuduğum ve etkilendiğim gibi. Yan komşumu (92 yaş) her ziyaret ettiğimde eskileri Kızıltoprağı anlatmasını isterim. Keşke o dönemden daha fazla büyüklerimi tanıma şansım olsa da onların da değerli anlatımlarına kulak verebilsem.. saygılar.. canan

  8. Merhaba Mehmet Bey,

    Yazınızı okudum. Bir müzik belgeseli araştırmacısıyım, size nasıl ulaşabilirim acaba? Bu güzel anıları sizden dinlemeyi çok isterim. Facebook bilgilerinizi de bulamadım maalesef.

    Saygılarımla,
    Yağmur

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir