HALİÇ’E YENİ KÖPRÜ

Günde bir milyon insanın geçeceği Haliç Metro Geçiş Köprüsü açılmak için gün sayarken, bir yandan devam eden alt yapı çalışmaları, bir yandan uluslararası işbirliği çerçevesinde hizmete başlayan “Marmaray” adı verilen İstanbul Boğazının iki yakasını birbirine bağlayan tüp geçiş ve yapımı devam eden pek çok projelerle başımız dönmüş durumda.

Haliç'te yapılan yeni köprü

Haliç’te yapılan yeni köprü

Nereye bakarsak karşımıza çıkan yeni bir proje ile geçmişi geleceğe bağlamaya çalışma arzusunun hızını görmek mümkün. Önümüzdeki günlerde, İstanbul’a yeni havalimanı, 3. Köprü, Çamlıca Tepesine Cami, Kanal İstanbul gibi dev boyutlu yatırım projelerine, Boğaza teleferik gibi bir yenisi daha eklenecek.

800px-Emirates_Air_Line_towers_24_May_2012

Yakında İstanbul Boğazında bir benzerini göreceğimiz Londra’da ki Emirates Air Line towers

Tüm bu projelerin yapım aşamalarında, bilim tarihine geçecek yepyeni olgular da ortaya çıkmış durumda. Örneğin İstanbul’un arkeolojik tarihinde ilk yerleşimlerin M.Ö 8.000-8.500’lü yıllara kadar gittiği tespit edildi. Ortaya çıkartılan kalıntılar sayesinde geçmişin izlerine yeniden ulaşıldı ve tarih adeta yeniden yazılabilecek kadar İstanbul şehrinin derinliklerine inildi.

marmaray-8500-yil-geriye-goturdu

Marmaray’da gün ışığına çıkartılan batık

İstanbul şehri bilindiği üzere, kuruluşundan bu yana dünya üzerinde tarih açısından önemli bir şehir ancak bu şehre gereken önemi veren iki tarihi şahsiyet mevcut. İlki şehrin kurucusu olan Büyük Constantinus, ikincisi ise bu şehri fetheden Fatih Sultan Mehmet.

İstanbul şehrinin kurucusu olan Büyük Constantinus’ tan bu yana, şehre yapılanların tarihi yazılacak olsa, kimileri katkıları, kimileride yıkımları, talanları, imhaları ve geçmişi yok eden imajlarıyla anılacaklardır.

Günümüzde de, yapılanları ve yapılmak istenilenleri göz önüne alacak olursak, üzerinde durmamız gereken, sekiz bin beş yüzyıllık bir tarihe sahip olan bu şehrin üzerinde gelecekte yaşayacak olanlara, neleri ve ne şekilde miras bıraktığımızı gözden geçirmemiz gerekecektir.

Bunun için gözlerimizi bir zaman öncesine çevirmekte yarar var. Bize geçmişten neler ve ne şekilde miras bırakıldı. Bunu görebilmek için etrafımıza bakabilmek yeterli, İstanbul’da yaşayan herhangi birisi, Boğazın bir yakasından kafasını kaldırıp sağa sola bakacak olursa karşılaşacağı manzara ve karşılaşacağı İstanbul siluetinde, Ayasofya’nın ihtişamından, Topkapı’daki kudrete, Dolmabahçe’nin zarafetinden, Süleymaniye’nin inceliğine, Sultan Ahmet’in boy ölçüşürlüğünden, Kız kulesinin öyküsüne kadar göreceklerinin karşısında etkilenmemesi herhalde mümkün olmayacaktır.Bu etkilenmenin boyutu da, İstanbul şehrinin tarihinden gelen derinliktir.

Dünya üzerinde bu derinlikte tarihi bulunan birkaç şehri sayabilmek mümkündür herhalde. Büyüklükleri veya nüfus yoğunluğundan öteye tarihsel kökleri açısından bakacak olursak, yakın coğrafyada bu sıralamaya girebilecek olanlar içerisinde İstanbul önde gelen birkaç şehirden birisi olabilmenin haklı gururunu taşır.

Batmakta olan Venedik yüz binlerce turistin uğrak noktası olsa da, Ayasofya’yı görmeye gelen turistler, bizlere bu coğrafyada yaşananların izlerini her an anımsatacaklardır.

Tarihin izlerini bağrında taşıyan böylesine büyük bir geçmişe sahip İstanbul şehrine yapılması düşünülen her türlü yapının, bu şehrin görkemli geçmişine yakışan bir şekilde tasarlanması ve inşa edilmesi gerekir.

Sıradan, geçmişle hiçbir uyum sağlamayan, günümüzdeki baş döndürücü hıza uyumsal bir yakınlık kuran projelerin yaşam şansları ve geleceğe bırakıt olarak göz önüne alınacak hiçbir değeri yoktur.

Altın Boynuz'da yeni köprü

Altın Boynuz’da yeni köprü

Bu bağlamda Haliç’te geçmişteki “Altın Boynuz” da yapılan yeni köprünün, geçmişten geleceğe taşıyabileceği hiçbir değer olmadığı gibi günümüz İstanbul’un dan da geleceğe taşıyacağı hiçbir değeri yoktur.

İstanbul’da pek çok mimari projeye imza atmış olanlar, gelecekte birer müteahhit olmaktan öteye anımsanmayacaklardır ama hiç kimse çıkıp Mimar Sinan’da bir müteahhitti diyemeyecektir.

İstanbul'da ki mimari değerler

İstanbul’un mimari değerleri

Dünya üzerindeki önemli şehirlerin, önemli olmalarının simgeleri haline gelmesini sağlayan yapıtlar vardır hatta bunların bazıları öylesine bir nitelik kazanmıştır ki, adları “dünya harikaları” olarak anılmaktadır. Bunlara bir benzerlik kurabilmeleri bakımından, bazılarına dünyanın 8. harikası denilmekte ya da öyle gösterilmeye çalışılmaktadır.

Tarih içerisinde, bu benzetmeyi hak edecek olanlar elbette ortaya çıkacaktır. İnsanlık adına, uluslararası örgütlerce koruma altına alınan böylesine büyük değerleri barındıran şehirler, doğal alanlar, yapılar ve benzerlerinin korunmasına çalışılmasının tek nedeni, geleceğe miras olarak bırakılacak insanlığın yarattığı ortak değerlerin tümüdür.

Dünyaya, insanlık adına geçmişten geleceğe doğru miras olarak bırakılabilecek, gelecekte bir kentin, bir ülkenin, bir coğrafyanın simgeleri haline gelecek olan önemli yapıtlar, sadece bir karar organının vereceği idari bir kararla saptanmaması gerekir. Bu anlamda ki yapıtlar, onu görebilecek olan tüm insanların beğenisine açık olacak şekilde proje haline getirilerek dünyaya ve insanlığa armağan edilmelidir.

Ben yaptım oldu mantığı ne yazık ki, geleceğe bırakılacak zengin bir mirası içermemekte, aksine istenmeyen kötü bir miras olarak tarihe geçmenin mantığı haline gelmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

51 − = 45