“İsteseler de istemeseler de Osmanlıca öğrenilecek”

1 İkinciteşrin 1928

1 İkinciteşrin 1928 Harf Devrimi

Ah keşke, nerede o günler, bir an önce öğrenebilsek de gerçekleri anlasak.

Yıllardır muhtelif TV kanallarında yayınlanmakta olan “tarih” içerikli programlar var. Bunlardan bazıları şarkılı türkülüde olsa, esas itibariyle tırnak içinde belirttiğim gibi adı tarih olan bir bilimin sözcülüğünü yaparak, kitlelere birazda geçmişi anlatabilmek adına, gündemi oluşturan konulardan yola çıkarak, magazinsel unsurları da izlenebilir olma gayesiyle kullanarak, bir şeyler anlatmaya çabalamakta olmaları en büyük başarılarıdır. Elbette bu programların bir kısmı çarpıtılmış bilgiler içeren ve kitleleri manipüle etmek gayesiyle yayınlanmaktadır. Bunları bir yana bırakacak olursak, içlerinden bazıları geçmiş hakkında ki bilgileri verirken mümkün olduğunca öğretici olmaya çalışmaktadırlar. Bütün bu çabaları bir tarafa atmak mümkün olmadığı gibi her söylenileni de, ciddiye almak mümkün değil, ancak bir gerçek var ki hemen hemen her programda üzerinde ciddiyetle durulan Osmanlıca konusu. Osmanlıca kelimesinin üzerinde duran ve bu kelimenin anlamı hakkında pek çok açıklama bulunmasına rağmen en güzellerinden birisi Lisan-ı Türkî ifadesidir.

Geçmişe dönerek, yıllarca bizlere öğretilen Osmanlıcanın ne olduğu hakkındaki çarpık bilgiler tartışmasına girmeden, 18 ve 19. yüzyılda yaşayan dile (eğer mümkünse) bakmak gerekir.

1914 doğumlu değerli hocamız Prof. Ekrem Özelmas’ın İktisada Giriş kitabını bizler, 20. yüzyılda okumamıza rağmen anlaşılmayan kelimeler ile kavramların açıklamaları için Fransızca karşılıklarını referans olarak verdiğini gayet iyi bilmekteyiz ki, bu da bizlere Osmanlıcanın artık ölü diller sınıfına girmiş olduğunun en büyük kanıtı olduğunun altını çizmektedir.

Yayınlanmakta olan “tarih” içerikli TV programlarına dönecek olursak, sıklıkla üzerinde durulan Osmanlıca ya da Lisan-ı Türkî konusunda, dönüp dolaşıp eskiyle olan bağların kopmuş olduğu sorunsalına girmekte olmasına rağmen açıklamakta zorlandıkları ya da kaçındıkları konulardan en önemlisi, yeni kurulan Cumhuriyet’in devraldığı yüzlerce yıllık mirasın ağırlığını taşıyacak olan beklentilerinin neler olduğudur.

Tarihin tozlu kitap ciltleriyle dolu arşivlerinde, hangi kaynağa erişebilme ayrıcalığına sahip olabilmişler adına, Osmanlıcayı ana dili gibi hem yazan hem okuyanlar bu gün ellerinin altında değerlendirilebilir olan varlıkları ortaya dökecek olsalar, Emirnâme, Fetihnâme, Hatt-ı hümayun, Kaime, Menşûr, Mürâsele,Tezkire, İstidâ, Kadı Sicilleri vb. gibi belgelerden gayrı Ferman, Hilye-i Şerif’lerden öteye başka neler çıkartabileceklerdir.

Fakat bir başka konu vardır ki, o da sahaf vitrinlerinde Osmanlıca veya Eski Türkçe “Lisan-ı Türkî” ile yazılmış ve son derece güzel bir şekilde çerçevelenmiş olan yazılardır.

Bu yazıların içeriğini anlayanlar ya da bir başka söyleyişle Osmanlıcayı bilenler bunları alırlar ve gereken yerlerde kullanırlar. Bunlar bazen evlerde bazen koleksiyonlarda bazen de çok alakasız yerlerde hak ettikleri yerleri bulurlar.

Şimdi bunlara en güzel örneklerden biriside, WC’nin (bildiğiniz kenef) duvarına asılı olan “Lisan-ı Türkî” ile yazılan, kenefe işemeye giden kişinin, kenef duvarında gördüğü çerçevelenmiş olan yazıdır.

İşerken, karşısındaki duvarda “Lisan-ı Türkî” ile yazılmış ve çerçevelenmiş olan yazının, dini bir ifadeyi içerdiğini düşünen kişi, ne yazık ki, orada “Şakule Dikkat” yazdığını okuyamamış olması ve ihtiyacını giderdikten sonra tövbe tövbe nidalarıyla keneften dışarıya çıktığı anın, isteseler de istemeseler de Osmanlıca öğrenilecek emrinin verildiği ana denk gelerek gerçeklerin anlaşılmasının, aslında binilen dalın kesilmesi anlamına geldiğidir.

Bir başka ifadeyle işerken karşısındaki duvarda “Şakule Dikkat” yazısını okuyabilen adam, tövbe tövbe demeden keneften çıkarken yaptığı işin bilincine vararak gerçekleri anlayacak ve bir daha aldatılmayacağını düşünecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

76 − = 75