Kalamış’da Laterna’nın Başlangıç Öyküsü

Sevgili arkadaşımız Bülent’e (Ilgar) ait ilk açıldığı yer olan Kalamış’taki Laterna isimli müzik evini bilenler bilir. Türkiye’de ve dünyada 70’li senelerde henüz bilgisayar teknolojisi yaygın olarak kullanılmamakta, dünya müziği plaklardan (Long Play) ve  kasetlerden dinlemekteydi. Aynı zamanda plak kapakları grafik sanatlar alanında da bir başka zenginlikti. Bülent Londra’dan İstanbul’a döndüğü zaman yanında hatırı sayılır miktarda L.P getirmişti, her zaman kültür ve sanat yönünden geri bıraktırılmış olan ülkemizde o günün koşullarında yine kısıtlı sayıda ve her isteyenin kolayca elde edemeyeceği şartlarda yanında getirmiş olduğu L.P’ler bizler için çok değerli ve bir o kadar da kıymetliydi. En iyi müzikler hakkını vermek gerekir ki TRT 3 adıyla bilinen radyomuzdaki Yavuz Aydar tarafından hazırlanan ve sunulan müzik programlarıydı. Daha sonraları bir çok isim bu konuda çok değerli çalışmalar ortaya koymuşlardır, örneğin yıllar sonra tekrar TV lerde görülen İzzet Öz, bu memlekette müzik adına bir şeyler yapmaya çalışan nadir insanlardan birisidir ve saygıyla selamlamak lazımdır kendisini. Yaşanan koşullarda günümüzdeki gibi festivaller, konserler falan arkasından yetişilmeyecek kadar bol değildi. Yurt dışından gelen arkadaşlarımızın getirdikleri LP’ler ile o dönemde radyolardan dinleyebildiğimiz  müzikler bizlerin ufkuydu. Uluslar arası sanatçılar yada grupların konserlerine ise seneden seneye Türkiye’nin tek kapsamlı sanat festivali olan İstanbul Festivali kapsamında ulaşabilmek mümkündü ancak. Kendimize ait olanların ise belirgin bir programı olmayıp yaz konserleri yada kış konserleri gibi muhtelif sinema yada tiyatro sahnelerinden izleyebilmek mümkündü. Özellikle yazın açık hava sinemalarındaki konserler bir çoğumuzun kulaklarında hala çınlamaktadır.

Müzik dinlemenin keyfine tek başınıza da varabilirsiniz veya birkaç arkadaş birlikte yada bir konser salonunda hep birlikte dinleyerek de.  Bizlerin bu konuda uzunca bir yol kat ettikten sonra bu tadı yaşamanın ne kadar da önemli olduğunun bilinciyle, Bülent’lerin salonundaki masanın başında hep birlikte toplanıp Londra’dan (Müziğin Merkezi) getirdiği L.P leri “Advoka” içerek dinlemekteydik. Günlerce haftalarca süren bu dinlemelerimizin sonunda Bülent’in babası rahmetli Hidayet Bey artık Bülent’in bir baltaya sap olması zamanının geldiğini ancak nerede ve ne şekilde olabileceği konusunda bizlerden ön ayak olmamızı rica etmişti. Bundan iyi bir seçenek olabilir miydi? Hem dinlediklerimizi başkalarıyla paylaşacaktık hem de bu işten para kazanabilme imkanı olacaktı bundan iyisi Şam’da kayısı olabilirdi ancak.Geliştirdiğimiz fikri Bülent’in babasına anlattık onunda kafasına yatmış olacak ki bu işe finansör olmayı kabul etti. Elimizde bir düğme vardı ve şimdi geriye 4 düğme ile bir gömlek kalmıştı.

Derhal çalışmalara başladık o zaman Kadıköy’deki müzik evlerinden bahis etmek gerekirse bir tanesi emektar ve halen hizmet vermekte olan Bahariye’deki Manuk’a ait olan müzik evi, diğeri Feneryolu’nda “Delfin” ve ondan biraz ileride Çiftehavuzlar’ a yakın “Genesis” isimli ama ismini sadece sözlükten seçtiğini itiraf edecek kadar dürüst olan bir kişiye ait olan müzik evinden başka var mıydı acaba bilmiyorum ama bizim düşündüğümüz ise sözünü ettiğim müzik evlerinden konseptiyle farklı olacaktı. Amaç L.P satmak yada başka bir söyleyişle ticaret değildi, önemli olan müziği dinletmekti  bilenlere ve anlayanlara. Belki de onlardan bir şeyler öğrenmekti müzik ve diğer sanatlar adına. Laterna bir ekol olacaktı varlığıyla.

Önce bir isim ve yer seçmek gerekiyordu, isminin Laterna olmasına ittifakla karar vermiştik müzik evinin. Öyle ya laterna denilen alet sirklerde yada panayır yerlerinde insanlara hoş melodiler dinleterek sahibine yaşamını sürdürebilecek kadar kazanç temin edecek oldukça eski bir buluştu. Bu isim bizim amacımıza çok uygun bir isimdi doğrusu. Sonra yer konusunda bir arayışa geçmiştik, haldır haldır hem kesemize hem de bu işe uygun olabilecek bir yer bulabilmek üzere, Bostancı’dan Kadıköy’e kadar bir çok yere bakmaktaydık, ama bazısı kesemize uygun değil bazısı da amacımıza uygun değildi. Umutlarımızın tükenmekte olduğu bir noktada Kalamış’ta bulduğumuz yer tamda bizim istediğimiz gibi bir yerdi, hatta istediğimizden bile fazlaydı. Bu yerin bir de bodrum katı vardı ki orası ayrı bir Laterna adeta tamamen bize özgü bir Laterna idi.

Konu derhal Bülent tarafından babasına ve diğer aile üyelerine iletilmek suretiyle olurları alındıktan sonra Kalamış’ ın tarihinde yerini alacak olan ilk ve tek özgün müzik evi olan Laterna’nın temelleri atılmaktaydı.

Konu tarafımızdan irdelenerek nasıl bir dekorasyon yapılacağı ve en önemlisi müzik dinlemek ve dinletebilmek için nasıl bir alt yapı hazırlanacağıydı. Yine hem kesemize uygun hem de amacımıza uygun gerekli olan he-tec teknoloji ürünlerini alabilmek için öncelikle o dönemde de  İstanbul’un en gözde olan semtleri  Yüksek Kaldırım ile Sirkeci Doğu Bank’ta gerekli araştırmalara başlamıştık. Alınan elektronik aletler önce Bülent ‘in evinde tarafımızdan kalite kontrolden geçirilmekteydi, o dönemde olduğu kadar hala önemini koruyan markalar ile işe başlamıştık. Akai-Sony-Nakamichi-Marantz gibi. Bir müzik evinde olması gereken tüm alt yapıyı hazırlamıştık ve öyle sanıyorum ki o dönemde belki de bir ilki yaratmıştık. Tuğladan yaptığımız tezgahın benzerini aradan yıllar geçtikten sonra bir barda görecektim. Sergilenmekte olan plaklara insanların nasıl en kolay şekilde ulaşabileceklerini dahi düşünmek suretiyle bu işe girişmiştik. Bütün ayrıntılar tarafımızdan tasarlanmış ve hayata geçirilmişti. Tavandaki aydınlatmada kullandığımız lambaların nasıl olması gerektiğine kadar her şey bizlere aitti. Sonradan dükkana  ilave edilen bazı ayrıntılar ise tamamen yaratıcılarının fikirlerinden oluşmuştur. İlker’e ait otomobil çizimleri ile heykeltıraş Timur’a ait Selçuklu Askerlerini yansıtan rölyefler gibi.

Bütün bunlar yukarı katın görünen tarafıydı bir de alt tarafta bodrum katta görünmeyen kısım vardı ki orası tamamen bize ait olan, bizi yansıtan duvarlarında bizim yaptığımız, tıpkı mağara resimleri gibi resimlerimiz, yazılarımız aklınıza gelen tüm detayların var olduğu ve gece kalabilmek üzere getirilmiş bulunan bir kaç şezlonga kadar. Bu bodrum kat daha sonraları Doğan’a ait deri-kösele atölyesi olarak ve en önemlisi bizim felsefe ve sanat ürettiğimiz gizli mabedimiz olarak hizmet verecekti. Burada gecelerini ve günlerini geçirmiş bulunan arkadaşlarımızla birlikte ürettiğimiz fikirler, eserler ve daha fazlası tüm yaşamımızda her zaman yanımızda olmuştur.

Bülent Ilgar (Siklop)- Doğan Çelik (Dodo) – Mehmet Muharrem (Piknik Memo).



Kalamış’da Laterna’nın Başlangıç Öyküsü” üzerine 11 düşünce

  1. Bu blog’a Delfin müzik evini ararken rastladım. Ben Feneryolu’nda oturduğum için Nedim’in Delfin müzikevine sık olarak giderdim. Tabi Minimo ve Metronom’a sıkça giderdim. Sizin yerinize de birkaç kere gelmişliğim vardır ama hayal meyal hatırlıyorum . O zamanlar hastası olduğum Nakamichi’nin bir 1000 serisi kaset kaydediciniz vardı diye hatırlıyorum. Selamlar, saygılar.

    • Merhaba Kaan Bey,
      Ne kadar güzel yıllar öncesinin müzik dolu günlerini tekrar yaşamak. Hafızanız sizi yanıltmamış Nakamichi’yi hatırlıyorsunuz, belki duvarlardaki orijinal resimler ile alçıdan yapılma rölyefleri de unutmamışsınızdır. İlginize çok teşekkür eder güzel günler dilerim.

  2. Laternayı unutmak mümkünmü Bülent Abiyi Nakamichi ve Akai leri hepsi de o zamanlar ultra kaliteli tabir edilecek şekilde cam kafaydi… Hatta birde ön kapağı çıkartılmış Akai vardı sanırım kaset kolay çıksın uğraştırmasın diye galiba

  3. Laterna, sadece cumartesi ve pazar günleri evci çıktığında mutlaka uğrayan Kadıköylü Deniz Lisesi öğrencileri için de çok özel bir yerdi. Kuruluş yılını öğrenebilir miyim?

    Not. Laterna ile ilgili -öncelikle teşekkürler- sizinki kadar birinci ağızdan olmasa da başka kaynak link verebilir misiniz? Nokta, Tempo vd. dergilerde konu olduğunu hatırlıyorum. Veya burada başka yazıda geçiyorsa?.

    • Merhaba Bora bey,
      Değerli tatil günlerinde, zamanı Laterna’da boşa geçirmiş sayılmazsınız. Facebook’ta gördüğüm sayfanızın kapak fotoğrafında “Deep Purple” adının da öne çıkması söylediğimi doğrular sanırım. Laterna’nın Kalamış’ta ilk kuruluşu 1974-1975 yıllarıdır. Laterna’nın bahsi geçtiği, bir başka müzik hastası olan Murat Beşer’in “Yoldan Çıkmış Simalar” adlı kitabıdır. Kendisiyle yapılan söyleşilerde (çeşitli internet adreslerinden bulunulabilir) Laterna’dan da söz eder.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir