KAZANMAK VE KAYBETMEK ÜZERİNE

Yaşamın neredeyse her aşamasında, bir yarış yaşanmakta. Yarışa ilk başlayanlar her ne kadar biz değilsek de, yarışı kazanlar sayesinde bizlerde dünyadaki varlığımızı kazanıyoruz.

Sonra başlıyor bir büyük yarış, okulda, sosyal yaşamda, aşkta, iş yaşamında, sporda kısacası her yerde.

Kazanmak ve başarıyı yakalamak için gerekli olan ön koşul pek tabiî ki, çalışmak, hem de çok çalışmak.

Elbette bunu destekleyen kabiliyet, yetenek veya fiziki unsurlarda var.

Size önemli olan fiziki unsurlardan öteye bir takım işlevlerden bahis etseler de, siz yinede fiziki unsurlara olan inancınızı yitirmeyin.

Çünkü asıl olan fiziki unsurlardır. Gerisi çalışarak ve çok koşarak kazanılacak olan bir yarışın evreleridir.

Her şeyin kazanmaya ve başarılı olmaya odaklandığı toplumsal bir yapıda, eğer kazanamazsanız yaşamın size sunduğu fırsatlar ve imkânlar birer birer elinizden uçup gidecektir.

Bu durumda kazanmak ve kazanmanın ölçütü nedir? Kazanmak başarının ön koşulu mudur? Kazandığımız ve başarılı olduğumuz anda acaba kaybettiğimiz bir şeyler de var mıdır?

Bu soruları çoğaltmak mümkün ama bu soruları ne kadar çoğaltırsanız çoğaltın bilin ki, kaybetmenin ve yenilginin önüne geçebilmek artık mümkün değil.

Bir gazetede okuduğum şekliyle, 21.yüzyılda başarının yerini başarısızlığın aldığından bahsedilmekteydi.

“İyi ki yenildin, artık kazanabilirsin!” türünden kitaplar yayınlanıyor ve adeta kapışılıyormuş. Hayatta en az bir kez yenilmiş olmak, ‘doğru dürüst biri olmanın’ asgari koşulu sayılıyormuş.

“Yenilgin kadar konuş arkadaş” ya da “Haydi oradan, doğru dürüst bir başarısızlığın bile yok!” deniyormuş kimi iş adaylarına…

O kadar ki; NASA, astronot seçimi başvurularında, ‘hayatının bir döneminde yenilgiye uğramış olmayı’ ve ‘başarısız damgası yemeyi’ zorunlu sayıyormuş.

Bu düşünce zafiyetinin arkasındaki oluşumu değerlendirebilmek çok da zor olmasa gerek; dünya hâkimi olabilme sürecinde ortaya çıkan bir türlü kendini toparlayamama, başarı fabrikası olmaktan uzaklaşma ve toplumsal psikoloji anlamında kendini savunma.

Toplumu yüreklendirmek ya da “Başarısızlık da bir başarıdır, çünkü asıl başarıya giden yol oradan geçiyor” türünden şeyler söylemek gerekiyor.

Kazanmaya susamış ama sürekli patinaj yaptığı için gerilimli ve mutsuz insanlardan oluşan toplumuzda da aynı yaklaşımı gözlemlemekteyiz.

Başarısızlığın, yenilginin nasıl örtbas edilmeye çalışıldığını bu örnekte en güzel şekliyle görmek mümkün.

Galatasaray Real Madrid maçı Galatasaray’ın tarihi hezimeti ile sona erdi.

Ga­la­ta­sa­ray, bu se­zon­ki Şam­pi­yon­lar Li­gi se­rü­ve­ni­ne yı­kım­la baş­la­dı. Galatasaray Real Madrid’e 6-1 gibi faklı bir skorla yenildi. Galatasaray Real Madrid maçı büyük hezimet olarak Galatasaray tarihine geçti. Sa­rı-Kır­mı­zı­lı­lar mut­lak ga­li­bi­yet pa­ro­la­sıy­la çık­tı­ğı maç­ta Re­al Mad­rid kar­şı­sın­da he­zi­me­ti ya­şa­dı: 1-6. Bu ye­nil­giy­le Cim­bom’un res­mi maç­lar­da­ki ga­li­bi­yet has­re­ti de 4 ma­ça çık­tı. Ay­rı­ca da­ha ön­ce Re­al’le oy­na­dı­ğı 5 maç­ta 3 ga­li­bi­yet 2 ye­nil­gi alan Sa­rı-Kır­mı­zı­lı­lar bu üs­tün­lü­ğü­nü İs­pan­yol eki­bi­ne evin­de ilk kez mağ­lup ola­rak yi­tir­di.

Terim: Daha farklı olurdu

“Bütün kabahat benim. Az da oldu, daha farklı da olurdu! Futbolcular bazen şahsiyet mücadelesi vermeli”

Tek­nik di­rek­tör Fa­tih Te­rim maç­tan son­ra sert ko­nuş­tu. “Gol ye­di­ği­miz­de ra­ki­bin ya­rım po­zis­yo­nu bi­le yok­tu. 30 da­ki­ka biz çok iyiy­dik. Ama 3 po­zis­yo­na gir­miş­ken gol yi­yo­ruz” de­di. Te­rim, “Böy­le oy­na­yıp, Re­al Mad­rid gi­bi bir de­vin kar­şı­sın­da bu du­ru­ma dü­şer­se­niz, bu mo­ra­li kal­dı­ra­cak bir du­ru­mu­nuz ol­maz. Za­ten ta­kım da o an­da düş­tü” ifa­de­si­ni kul­lan­dı.

Te­rim söz­le­ri­ni şöy­le bi­tir­di: “Az da ol­du! Bel­ki faz­la da gol ola­bil­ir­di! Bi­ze ha­ki­ka­ten ya­zık. Her şe­yi ta­mam olan, faz­la­sı da olan bir ta­kı­ma kar­şı za­ten az ha­ta yap­ma­nız la­zım. Özür di­li­yo­rum, bü­tün ka­ba­hat be­nim­dir! Ama oyun­cu­lar ba­zen şah­si­yet mü­ca­de­le­si yap­ma­lı­dır.”

An­ce­lot­ti de şöy­le ko­nuş­tu: “Skor ger­çe­ği yan­sıt­mı­yor. Bi­zim için ko­lay ol­ma­dı. Ga­la­ta­sa­ray biz­den da­ha iyi oy­na­dı. Ama gol ge­lin­ce ra­hat­la­dık. Boş alan bul­duk. İkin­ci ya­rı­nın ba­şın­da ken­di­mi­ze gü­ve­ni­miz da­ha faz­lay­dı. Grup­ta her­ke­sin şan­sı var ama biz bir adım öne geç­tik.”

Aslında burada söylenmeyen bir başka söylemi daha var Ancelotti’nin, başarısızlıkla dalga geçercesine, “ikinci yarıda kaç gol atacağımızın hesabını yapmaya başladık.”

ANCELOTTİ’Yİ YiNE ÜZMEDiK!

Re­al Mad­rid Tek­nik Di­rek­tö­rü Car­lo An­ce­lot­ti, Türk ta­kım­la­rı­na kar­şı namağ­lup un­va­nı­nı ko­ru­du. Da­ha ön­ce Par­ma’nın ba­şın­day­ken Ga­la­ta­sa­ray’a, Mi­lan’ı yö­ne­tir­ken de Fe­ner­bah­çe’ye Şampiyonlar Ligi’nde ra­kip olan İtal­yan ça­lış­tı­rı­cı bu maç­lar­da 3 ga­li­bi­yet 1 be­ra­ber­lik el­de et­miş­ti. Dün ak­şam tem­sil­ci­le­ri­mi­ze kar­şı 5’in­ci sı­na­vı­nı ve­ren An­ce­lot­ti yine sahadan mağlubiyet görmeden ayrıldı.

1997-98: Galatasa­ray-Par­ma: 1-1,
Par­ma-Galatasa­ray: 2-0
2005-06: Fenerbah­çe-Mi­lan: 0-4,
Mi­lan-Fenerbah­çe: 3-1
2013-14: Galatasa­ray-Real Mad­rid: 1-6

ŞOVA YAZIK OLDU

Ta­raf­tar­la­r, bir bü­yük başarıya da­ha im­za at­tı. Av­ru­pa’nın en bü­yük ko­re­og­ra­fi­si­ni ha­zır­la­dı. Ro­nal­do ve Pir­lo ko­re­og­ra­fi de Aslanlar’dan ka­çar­ken res­me­dildi. Ama ağır yenilgi şovu gölgeledi.

Burada şöyle bir ifade de kullanıldı, maçın sonunda Galatasaray’lı futbolcular soyunma odalarına başları dik gittiler.

Sa­rı-Kır­mı­zı­lı ta­raf­tar­lar yi­ne bü­yük bir ola­ya im­za at­tı. 2011’de Ga­la­ta­sa­ray-Fe­ner­bah­çe ma­çın­da Sa­rı-Kır­mı­zı­lı ta­raf­tar­lar 131.76 de­si­bel ile ses re­ko­ru­nu kır­mış­tı. Ga­la­ta­sa­ray ta­raf­tar­lar dün ge­ce­ki Re­al Mad­rid ma­çın­da Av­ru­pa re­ko­ru. Av­ru­pa’nın en bü­yük ko­re­og­ra­fi­si­ni ha­zır­la­dı. 12 ge­ce Türk Te­le­kom Are­na Sta­dı’nda ya­tıp kal­kan 85 ki­şiy­le ha­zır­la­nan muh­te­şem gös­te­ri ge­ce­ye dam­ga­sı­nı vur­du.

“TEK KRALLIK GALATASARAYLILIK”

Ka­le ar­ka­sı tri­bü­nü­nü ta­ma­men kap­la­yan ko­re­og­ra­fi­de Ga­la­ta­sa­ray Li­se­si’nden Ali Sa­mi Yen Bey’e Fa­tih Te­rim’den Cris­ti­ano Ro­nal­do’ya ka­dar önem­li fi­gür­ler yer al­dı. Ka­le ar­ka­sı tri­bü­nün­de otu­ran ta­raf­tar­lar sa­rı kır­mı­zı kar­ton­la­rı kal­dı­rır­ken alt kat­ta açı­lan pan­kart­ta Ga­la­ta­sa­ray Li­se­si’ni sim­ge­le­yen ka­pı, Ga­la­ta­sa­ray’ın ku­ru­cu­su Ali Sa­mi Yen Bey ve on­lar­dan ka­çan Şam­pi­yon­lar Li­gi ra­kip­le­ri Re­al Mad­rid ile Ju­ven­tus’un önem­li isim­le­ri Cris­ti­ano Ro­nal­do, Pir­lo yer al­dı. Üst kat­ta açı­lan pan­kart­ta ise tek­nik di­rek­tör Fa­tih Te­rim ön­cü­lü­ğün­de Ga­la­ta­sa­ray­lı oyun­cu­lar sa­vaş­cı şek­lin­de res­me­dil­di.

İki bü­yük re­sim­li pan­kar­tın ara­sı­na ise “Tek kral­lık Ga­la­ta­sa­ray­lı­lık” ya­zı­sı açıl­dı. Gör­se­lin üze­rin­de Ga­la­ta­sa­ray Tek­nik Di­rek­tö­rü Fa­tih Te­rim’in ya­nı sı­ra Mus­le­ra, Sel­çuk İnan, Se­mih Ka­ya, Drog­ba ve Me­lo yer al­dı.

BAŞARISIZLIK BAŞARISIZLIK, YENİLGİ YENİLGİDİR

Boku karla örtemezsiniz, güneş çıkıp kar erdiği zaman bok ortaya çıkar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

49 − = 42