“KUŞLAR” GERİ GELDİ

Kuzgun Acar - Kuşlar adlı soyut kompozisyon

Kuzgun Acar – Kuşlar adlı soyut kompozisyon

İstanbul’da bir çarşı var ama adıyla pek ilgisi yok. Başka bir şekilde tanınmış ve bilinmiş bu çarşı. Hayatın yollarını açmış bazılarına. “Taşı toprağı altındır” diye evinden, köyünden kopup, sesim güzeldir diyenlere, sazı eline alıp kapısından içeri girebilenlere hayallerini sunmuş, hayallerine ortak olanlara da “Batsın bu dünya” diye şarkılar söyletmiş.

Üzerinde şöyle yazıyor “İstanbul Manifaturacılar ve Kumaşçılar Çarşısı” bir de heykel koymuşlar duvarına adı “Kuşlar”

Denizlerde balık avlayıp karınlarını doyurmaya çalışan martılar, kanatlarını açarak rüzgâra karşı havada asılabilmek için direnir, sonra birde bakarsınız kanatlarını kapatır ve avının üzerine kurşun hızıyla dalar. Sudan çıktığı zaman ağzında bir pırıltı görülür.

Ama bilmiyordu henüz bu çarşının duvarında asılı olan “Kuşlar” heykelinin yaratıcısı, martıların suya dalıp ağzında bir pırıltıyla göğe doğru yükseldiği gibi sesi güzel olanlarında bu çarşının kapısından ağzında bir şarkıyla çıkacağını.

Öğrenmesi de mümkün olmadı. Balıkçıların anısına bir başka heykel yaratmanın heyecanındaydı. Marmara Adasında sergilenecek bu heykel açık denizden görülecek kadar kocaman olacaktı. Kaç adam boyu olacaktı bilinmez ama üzerine çıktığı merdivenden düştü Kuzgun ve bir daha kalkamadı ayağa, çıkamadı bir daha merdivenin üzerine. Yaptıklarının birçoğu kaybolduğu gibi yetim kalan bu heykeline de ne olduğu bir sırdı.

Ama “Kuşlar” orada duruyordu. Rüzgârlara, kışın ayazına, yazın sıcağına karşı çıkabilmenin direnciyle, ağızlarındaki pırıltılarla suların içinden göğün sonsuzluğuna yükselmeye devam ediyorlardı.

Herkes tanımış, bilmişti artık Kuzgun’uda, Kuşlar’ınıda.

Bir gün “Kuşlar” uçtular duvarın üzerinden. Heykellere saldırıyordu insanlar. Kimini kırıyorlar durduğu yerde, kimini çalıyorlardı. Kimisini de durduğu yerden iş makineleriyle keserek yok ediyorlardı.

İnsanlar artık şaşıra şaşıra şaşı kalmışlardı. Bu kadar çok şaşkınlığın içinde “Kuşlar” ın uçup gitmesine artık kimse şaşırmamıştı. Çarşının duvarındaki boşluk her geçen gün biraz daha büyüyor, yaşamın her yanına yayılıyordu,sanki bir kanser hücresiymişçesine.

Sonra bir gün “Kuşlar” çıkageldi, eski yerlerine kondular. Duvardaki boşluğun tam da ortasına.

Belki günün birinde Kuzgun’da yattığı yerden kalkıp geliverir, yok olan tüm heykelleri yerleştirmek üzere yerlerine…



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir