NİKAH TÖRENİ

Aylin, yıllarını verdiği öğrencilik yaşamını Royal Holloway Üniversitesinde tamamlamıştı. Anne ve babası, biricik kızlarının Birleşik Krallıktaki bu saygın üniversitede eğitim alabilmesi için hayli uğraşmışlardı. Aylin’in başarılı bir öğrenci olmasının da büyük katkısı olmuştu bu uğraşlara.

Peş peşe geçen dönemleri, zorlansa da büyük bir başarıyla atlatan Aylin; okulun İngilizlere has ağırbaşlı havasını bir türlü benimseyememişti. Yaptığı çılgınlıklar, onun arkadaşları arasındaki popülerliğini artırmış olsa da, okul yönetimi tarafından, öğrenciler adına sağladığı motivasyon nedeniyle tanınmasına neden olmuştu. Golf sporunda kazandığı dereceler, sınav salonlarında elde ettiği yüksek notlara eklenmiş, geceyi gündüze katarak yaptığı yoğun ders çalışmalarının yanında eğlenceli öğrencilik günlerinin de sonuna gelmişti. Bundan sonrası artık Aylin için saygın bir camianın mensubu olmak demekti.

Tüm öğrenciler ile velilerinin büyük bir gurur yaşayacakları mezuniyet gününe katılmak üzere Aylin’in anne ve babası da Londra Egham’da bulunan okul kampusuna gelmişlerdi. Bu güzel günün özelliklerinden biride mezuniyet törenine katılan tüm mezunların akademik kıyafet giyme zorunluluğunun olmasıydı. Aylin’de bu zorunluluğun gereğini yerine getirmek üzere hazırlanmış, tepeden tırnağa siyahlara bürünmüştü. Hayli gösterişli bir törenin sonunda diplomalar alınmış ve fotoğraflar çektirilmişti.

Şimdi bu fotoğraflardan bazıları, Aylin’in anne ve babasının evindeki duvarlarda asılı durmakta. Üzerinden geçen zamanın da etkilerinin görüldüğü bu fotoğrafların birisinde, aynı sınıf öğrencileri toplu halde görülmekte. Fotoğrafın arka sıralarında görülen Aylin’in sınıf arkadaşı olan yakışıklı genci işaret eden Aylin’in annesi Feryal Hanım, “bu da damadımız Matti” dedi.

Feryal Hanım ile eşi Metin Beyi ziyaretlerine gittiğimiz gün, Aylin’in mezuniyet fotoğraflarından sonra nikâh fotoğraflarını da bir yerlerden bulup getiren Feryal Hanım, bize bu mutlu günün anısını da olanca yalınlığıyla anlattı.

Matti, Aylin’in sınıf arkadaşı olan yakışıklı bir Finlandiyalı. İlk günden beri de Aylin’in peşinden koşup durmuş. O güne kadar, yani okuldaki mezuniyet gününe kadar kimsenin bir şeyden haberi yok. Matti, o gün annesi Lida ve babası Launo’yu, Aylin ile tanıştırınca işin ciddiyeti anlaşılıyor. Aylin’de annesi ile babasına durumu açıklıyor ve Matti ile evlenme düşüncesinde olduğunu söylüyor. Pek de beklenmedik bir durum olmasına rağmen, Feryal Hanım ile Metin Beyin, birden bire ortaya çıkan bu evlilik faslına yaklaşımları bir “yabancı damat” kabullenmesiyle başlıyor. Her şeyin çok güzel göründüğü bu kabul ediş biçimini düşününce, ne kadar da çok ayrıntı olduğu ortaya çıkıyor. Fakat onlar, bütün bu ayrıntıları bir kenara bırakıp ilk önce biricik evlatlarının mutluluğunu göz önüne alarak, bu evlilik düşüncesini onaylıyorlar. Matti’nin ailesi de aynı yaklaşımda olunca, geriye güzel bir nikâh töreninin planlanmasından başka bir şey kalmıyor.

Önce nikâhın nerede ve nasıl olacağı ayrıntısı ortaya çıkıyor, neyse ki bu işe Aylin çözüm getiriyor. Mezun oldukları Royal Holloway’in geleneksel olarak geçmişte yaşananlardan elde ettiği deneyimlerle, okul bünyesinde resmi nikâh töreni yapılmasına olanak sağladığını ve bu görkemli nikâh törenlerinde, okulun tarihi yapısının da önemli rolü olduğunu hatırlatan Aylin, konuyu gündemde tutarak nikâh törenleri için okul yönetimiyle görüşmeleri yapıyor ve ilk ayrıntı bu şekilde çözüme kavuşarak, nikâh töreninin okulun tarihi mekânında yapılmasına karar veriliyor. Ancak nikâhın nerede olacağı ayrıntısı çözüme kavuşmuş olsa da, nasıl olacağı konusu henüz çözüme kavuşmuş görünmediğinden, yeni bir anlaşma zemini aranmaya başlanıyor. Okul yönetimi tarafından sağlanan olanaklar çerçevesinde, nikâh esnasında inançlar doğrultusunda farklı din adamlarının bulunabileceği konusu tartışılmaya başlanıyor ve bu defa işler biraz daha karışıyor. Matti ve ailesinin Katolik olmasına rağmen okul bünyesinde yapılan nikâh töreninde İngilizlerin Anglikan mezhebine göre hareket etmeleri, kaldı ki Aylin’in de Türk olması kafaları iyice karıştırıyor.

Bu arada Matti’nin annesi Lida’nın da dindar bir Katolik olması ve törende, mutlaka Finli bir papaz tarafından nikâhın kıyılmasını istemesi de sorunu içinden çıkılması hayli güç bir zemine taşıyor. Yine çözüm önerileri Aylin’den gelmeye başlıyor ve öncelikle nikâhta bir imamın bulunmasına gerek olmadığı kanaatini açıkladıktan sonra, geri kalan kısımda okul idaresi de zaten çiftlerin isteklerine saygılı olduğundan, aşılması gereken fazla bir sorun kalmıyor. Şimdi, sorun Londra’da yaşayan Finli bir papaz bulmakta düğümleniyor ve o da hal edildikten sonra, sıra nikâh gününü beklemeye geliyor. Nikâh gününe kadar olması gereken bazı dini prosedürlerde tamamlanarak bütün ayrıntılar yerine getiriliyor.

Tüm bu uğraşların ne kadar yorucu olduğunu, başından geçenlerin bildiği şekilde, gelinlik seçiminden, yüzüklerin seçimine kadar bir dizi ayrıntının yanında pek alışık olmadığımız şekilde papazın karşısındaki çiftlerin beyanlarının ve teminat sözlerinin ne kadar önemli olduğunu da unutmamak gerek.

Bir evlilik kararının getirdiği bunca sorunu geride bıraktıktan sonra, mutluluk dolu olan nikâh gününe gelinmiş, erkekler klasik düğün giysileri olan smokinleri, kadınlar ise birbirlerinden şık giysileri ile okulun bahçesindeki küçük kilisede toplanmaya başlamışlardı. Şüphesiz ki giydiği gelinliğiyle Aylin, bir peri kızı gibi tüm dikkatleri üzerine çekmekteydi. Damat Matti’nin de ondan aşağı kalır yanı yoktu, nikâhın kıyılmasını heyecanla bekleyen çiftleri izleyerek şahit olan tüm konuklar, yüzlerindeki derin tebessümle Finli Papazın yaptığı konuşmada, Allah’ın gerçek sevgisinin ve evlilik hayatının gayesini ve manasını bildiren sözlerini dinliyorlardı. Uzunca bir konuşmanın ardından evlilik takdis edilerek, yüzüklerin takılması ile nikâh töreni sonlandı. Kilisenin önünde toplanan kalabalığın gelin ve damatla birlikte çekilen toplu fotoğraflarında smokinli, şık giyimli, olanca ciddiyetleri ile duran konuklar arasındaki uzun saçlı ve sakallı, blujean pantolonu ile dikkatimizi çeken genci işaret ederek Feryal Hanıma kim olduğunu sorduk, öyle ya fotoğrafların ağırbaşlı ve ciddiyet dolu havasına aykırı duran ve başka fotoğraflarda da elinde tuttuğu şampanya bardağıyla gülümseyerek poz veren bu genç adam kimdi?

Feryal Hanım sorumuza sakince cevap verdi: “Ha o mu, bizim Finli Papaz, siz onun küpeleri ile sivri burunlu kovboy çizmelerini de görmeliydiniz. Sonra öğrendik ki, onu da Aylin bulup getirmiş bir yerlerden.”

Aklımdan “töre” ile yaşayan genç kızların dünyası geçiyor bir an.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir