ORTASINDA SULAR AKAN KENT

Denizevleri

Marmara Denizinde dalgaların kıyılara vurmasıyla oluşan tabloyu betimlemeye çalışan insanımızın dilimize kazandırdığı bir tanımlama olan “Leb-i Derya” ifadesinin anlamı,  dalgaların kıyıları öpmesidir.

Ne kadar güzel ve yerinde bir tanımlamadır kıyılara vuran dalgaları Leb-i Derya olarak adlandırmak. Her dalga kıyıya vurduğunda, adeta sevgilisi ile öpüşen bir âşık gibi öpüşmektedir denizin kıyısıyla. Bundan daha güzel bir tanımlama olabilir mi?

Günümüz insanı ise bu kadar ince ve hassas tanımlamaları yapabilme kabiliyetinden hayli uzakta olsa gerek. Kıyısında dalgaları seyredeceği bir deniz artık kalmamış, her yer betonla doldurulmuş, kalanlarda hızla beton dökülerek yok edilmeye çalışılmaktadır. Bu şekilde kıyıların halka açıldığı iddialarıysa tamamen yanlış bir kabuldür. Hızlı ve gürültülü bir trafiğin kenarında denize bakmanın anlamsızlığı ve zevksizliğini tartışmanın bir manası olmasa gerek. Bugün İstanbul’un en güzel kıyılarının bulunduğu Boğaz’ın herhangi bir yerinde trafiğin yorucu hareketliliği içinde çay içerek denizi seyretmek, sadece çaresizliğin getirdiği bir zavallılık örneğidir. Kıyıların halka açıldığını iddia etmekse halkla alay etmenin başka bir yoludur.

Kuşkusuz, bu kentin sahibinin halk tarafından belli bir süre için seçilmiş Belediyeler olması yasal bir zorunluluktur. Halk bu seçimini yaparak iş başına getirdiği yöneticilerinden, kendilerini ve o kentte yaşayan ve yaşayacak olan kişilere insanca yaşama koşullarının sağlamasının yanı sıra var olan tarih ve doğa güzelliklerini de titizlikle korumasını beklemekte ve istemektedir.

Yıllardır, İstanbul’un üzerinde yapılanlar ve yapılmak istenilenlerin tümünden çok daha fazlası ve neredeyse geçmişteki her türlü izin tamamen yok edilmesi ilkesine bağlı olarak yapılan uygulamalar çerçevesinde çoğu kimse farkında olmasa da önemli günler yaşanmaktadır.

Her biri ayrı bir tartışma platformu olmaya yetecek kadar büyük projeler, Tüp Geçit, 3.Boğaz Köprüsü, Metro, Taksim meydanını yayalaştırma ve bunlara bağlı olarak hızla tamamlanmaya çalışılan Haydarpaşaport, Galataport, Yenikapıport veya akla gelen, büyük stadyumlar ve olimpiyat açlığıyla yapılması düşünülen diğer spor komplekslerini ve bilemediğimiz başkalarını da göz önüne alacak olursak artık İstanbul’da geçmişin izlerini görebilmek ciddi arkeolojik çalışmaların sonucunda olabilecektir.

Birde tüm bunlara, Boğaz ve diğer sahillerde örneğin, Tarabya, Bebek koyları ile Maltepe sahillerinde yapım çalışmaları devam eden yat limanları ve marinaları da eklersek artık İstanbul bir daha diriltilmeyecek hale gelecektir.

Bütün bunların yanında dünya tarih ile coğrafyasına armağan edilecek ve dünya döndükçe adından her daim söz edilecek olan akla ziyan en önemli 2. Boğaz Projesiyle İstanbul, ortasından ada geçen bir kent haline dönüşecektir. Bilmeyenler için tekrar etmekte yarar var; kente adını veren Roma İmparatoru Constantinus’tan sonra İstanbul birkaç kez fethedilmiştir. Ancak bu fetihler çok fazla bilinmez. Tarihe geçecek ve bir çağı kapatıp yeni bir çağı açacak olan Sultan Mehmet tarafından fethedilen İstanbul ise Osmanlı İmparatorluğunun ardından kurulan Cumhuriyet sonrasında bir kez daha fethedilecektir. Bu fethin adı da Gecekondu’dur.  (What’s the meaning of Gecekondu?)

İstanbul, ortasından ada bulunan bir kent haline gelecek olmasına rağmen denize kıyısı bulunmayan bir kent olarak dünya tarihi ile coğrafyasında yerini alırken, gelişen ve değişen yaşam koşulları çerçevesinde dâhiyane çözümlerde ortaya çıkmaktadır.

Bir zamanlar leb-i derya olarak satışa sunulan konutların yerlerini ne deniz ne de kıyı bırakmadığımızdan, ortasından sular akan büyük konut projeleriyle yaşama geçirmeye uğraşmaktayız.

İstanbul’da adını ilk defa duyduğumuz belki eskiden beri var olan ama daha sonra değiştirilmiş bulunduğundan bilemediğimiz kadar çok yerleşim alanlarında yapımı devam eden ya da bitmiş konut projelerinde havuzlar, su parkları, şelaleler ve daha iddialı olarak sandalla gezilebilen göletler hatta içerisinde adeta İstanbul Boğazını canlandırmaya kadar varan tasarımlar yer almaktadır.

Tüm bu projeleri göz önüne aldığımız zaman ortaya çıkan manzaraya bir tek şey denilebilir: Kara Mizah.

Bir şehir düşünün ki, dünyada eşi ve benzeri olmayan coğrafyada kuruludur, binlerce yıldır fetihlere uğramış neredeyse bütün insanlığın gözü hep üzerinde olmuştur.

Bu güne kadar, bu şehre gelen ve geçenler güzelliklerine dokunmamışlar aksine üzerine ona daha da güzellikler katacak olan ne varsa yapmaya çalışmışlardır.

20. yüzyıl ve devamında yaşayanlar ise, ilk önce bu kentin yaşamının bir parçası olan denizlerini, pisliklerini atacakları bir lağım çukuru haline getirmişler ondan sonra da bütün kıyılarına beton dökerek insanların denizle olan bağını yok etmişler sonrada geliştirdikleri sivri zekâlarıyla içinde sular akan toplu konutlar inşa etmişlerdir.

Buna Kara Mizah denmez de ne denebilir acaba?

İstanbul’da yapımı devam eden veya bitmiş bulunan konut projelerinin bulunduğu semtler:

www.istanbulkonutprojeleri.com/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

÷ 1 = 4