SAKLAMBAÇ

Heyecanla beklemekte olduğu e-postanın geldiğini, telefonundan çıkan bildirim uyarısının sesinden anladı. Her gelen e-posta ya da SMS mesajından sonra, dayanılamaz bir sigara içme isteği gibi o sesi duyduğu zaman telefonuna alelacele bakıp, ne mesajı ve nereden ya da kimden geldiğini görmezse rahat edemiyordu. Ama bu sefer biliyordu gelen mesajın ne olduğunu ve kimden geldiğini. Bir süredir yazışmaktaydılar, sıra tanışma aşamasına gelmiş, ilk randevu zamanı ve yerini belirlemek üzere beklediği e-posta olduğunu anlamıştı. Birkaç dokunuşla, gelen kutusundaki koyu renkli olarak görülen en son okunmamış mesajı açtığında “Yarın, Bostancı vapur iskelesinin yanındaki kafenin girişinde, saat 11.00 de buluşalım” yazıyordu. Okumaya devam et

NE YAPARSAN GİDER

Gerçek Hayat Hikayeleri” adlı çizgileriyle ile tanınan Faruk Geç, 70’li yıllarda Avrupa’ya yayılan Türk işçileri gibi birçok çizerin yurt dışında çalışmaya başlamasıyla önce İtalya’ya ardından Londra’ya gider.

Bundan sonrasını şöyle anlatmaktadır Faruk Geç:

İtalya’da çalışan İngiliz Fleetway Publication temsilcisiyle tanıştık. Ona Londra’ya gitmek istediğimi söyledim, bana kartını verdi. Londra’ya gidişimde kendisini aradım. Yakın ilgi gösterdi. Bana ne tür şeyler yapmak istediğimi sordu. O sıralar revaçta olan harp hikayeleriydi. Yapar mısın? Yaparım dedim.

İş bana kolay görünüyordu, sonra anladım ki çok zor! Düşünün bir Nazi askeri çizeceksiniz ama hiçbir detayı atlamadan, kaskıyla, ceketiyle, düğmesiyle her şey başka. İngilizler başka! Almanlar başka! Velhasıl bütün bunları öğrenmek zaman aldı. Daha doğrusu ben çizgi romanın nasıl yapılması gerektiğini orada öğrendim. Burada bir şey çizersiniz, adamın eline makineli tüfek verirsiniz, bu tüfek yanlış diyecek kimse çıkmaz. Bizde ne acıdır ki, ne yaparsanız, ne çizerseniz gider ama orada çiziyorsunuz editör bir sürü ayrıntı hatası buluyor.

Fazla söze gerek var mı? Ne diyordu oyuncu, sunucu ama diğerlerinden farklı olarak üniversitenin tarih bölümünden mezun olan bir genç kızımız: “Dağdaki çoban ile benim oyum bir mi?”

Ama deemıkrasi bööle bi şey işte…

Meraklısına Not: Türkiye’de Çizgi Roman – Levent Cantek

MY WAY

Yollar hep bir yerlere götürmekte insanları. Bir yerlere gidebilmek, bir yerlere ulaşabilmek, görmediği, bilmediği yeni coğrafyaları, yeni evrenleri keşfetmek üzere yollara düşmüş var olduğu günden bu yana tüm insanlar.

Bir arayış ya da macera tutkusu bu öykünün başlangıcı olmuş, hep uzaklara daha uzaklara gidebilmenin dayanılmaz çekiciliğiyle yollara çıkmış, bazen yeni yerlere, bazen dönüp dolaşıp yola çıktığı yerlere geri dönmüş.

Aramakla başlıyor yolların tümü, önce kendini, sonra dünyayı ve yaşamını arayıp bulmaya çalışıyor insan. Okumaya devam et

PALAZZO CORPI

Bu defa, İstanbul’un Beyoğlu semti Tepebaşı Meşrutiyet Caddesi üzerinde meşhur Pera Palace oteline komşu, gözlerden uzak fakat dikkatli bakışlardan kaçmayan, yaklaşık yüzelli yaşında, ABD’nin “National Monument” yani anıt binaları arasında yer alan bir yapıdan söz edeceğiz.

Corpi Sarayı veya Corpi Palas, 1873 yılında İstanbul Katolik cemaatinden Cenovalı armatör İgnazio Corpi tarafından, İtalyan mimar Giacomo Leoni’ye yaptırılmış. Ancak, İtalyan mimar Giacomo Leoni adını “Hazreti Google” a sorarsanız; Giacomo Leoni (1686 – 8 Haziran 1746) olarak da bilinen James Leoni, Venedik doğumlu İtalyan mimar olarak bir cevap alırsınız. Bu durumda binanın mimarının Giacomo Leoni olduğuna dair bir şüphe uyanacaktır içinizde. Binanın mimarı hakkında bir başka bilgide şöyle; Sarayın inşası için İtalya’dan Mimar Giacomo Leoni İstanbul’a davet edildi. Leoni, daha önce Palermo’daki Massimo Tiyatrosu’nun ve Roma Adalet Sarayı’nın inşası projelerinde rol oynayarak adından söz ettirmişti. Bir rivayete göre de Leoni İstanbul’a geldiğinde Levanten Mimar Georgio Stampa ile işbirliği yapmış ve Corpi Sarayı’nın inşasını bu iki mimar beraber üstlenmişlerdi. Yine kutsal kaynak “Hazreti Google” a soracak olursak; George Dominic Stampa’nın oğlu George Loraine Stampa, (1875-1951) illüstratör bir İngiliz sanatçıydı. Stampa’nın mimar olan babası ise Türkiye’yi Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) olarak bilinen tarihte yani 1878 yılında terk ettiği bilgisine ulaşırız. Kısacası bu binanın mimarisi ile ilgili net bir bilgi ne yazık ki mevcut değil. Okumaya devam et

MİMARİ BİR BENZERLİK

Günümüzde İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Fakültesi olarak hizmet gören Maçka Karakolhanesi, 19. yüzyılın son çeyreğinde inşa edilen karakollar arasında büyük boyutlarıyla öne çıkan bir yapıdır. 1826’da Osmanlı İmparatorluğu’nda askerlik sistemindeki Batı’yı örnek alan köklü değişiklikler, genelde askeri mimari özelde ise karakol yapılarının da tarihsel ve kültürel arka planını oluşturmaktadır. Yeni sistemin ihtiyaçlarını karşılamak üzere inşasına başlanan Batı tarzı kışla ve diğer askeri binalar İstanbul’u şehircilik ve mimari anlamda değiştirecektir. Maçka Karakolhanesi’nin mimar ve müteahhitleri olan Simon ve Sarkis kardeşlerin üyesi oldukları Balyan ailesi, birkaç kuşak boyunca İstanbul’un çehresinin Batılılaşmasında önemli rol oynamıştır. Karakol, kumandanlık ve askeri okul işlevleri taşıyan bina, 1953-54 yıllarında İstanbul Teknik Üniversitesine devredilerek sivil eğitime hizmet vermeye başlamıştır. Okumaya devam et