EX SEVGİLİ

Sevgiliden ayrılmanın da raconu değişti. Yanımdaki masada oturanların konuşmalarını duyuyorum. “Ayrılmışlar kesin. Evleri ‘instagramları’ filan hep ayırmışlar.”  Düşünsenize üç beş sene önce hayatımızda olmayan zımbırtılar şimdi hepimizi esir almış durumda. Arkadaşlık, iş, aşk her türlü ilişkinin içine Facebook, Twitter, Instagram belki biraz da Tumblr ve Pinterest girmiş.

Sevgilinle yaşadıklarını; 140 karakter mi, yoksa genişletildi mi? 280 karakter test ediliyormuş, tartışmaları eşliğindeki cümlelerle paylaştığın, selfie’lerinle nerede, ne yaptığını ilan ettiğin ilişkini bir sebeple bitiriyorsun, sonra da her yerde paylaştıklarını silip yok etmeye çalışıyorsun.

Defter kitap aralarında sakladığın mektuplarını, fotoğraflarını yırtıp atmak kolaydı, şimdi temizle temizle bitmiyor. Ne kadar yok etmeye çalışsan da, bir yerlerden karşına çıkıveriyor. Okumaya devam et

KÖTÜLER TÜY TAKAR, İYİLER ŞAPKA GİYER!

(15) Tarih yazan, Sultan Mehmet II. Sikke Bode Museum, Berlin

(15) Sultan Mehmet II.

Tarih anlatıları, geçmişle ilgili neleri hatırlayıp, neleri unutmamız gerektiğine bizim adımıza karar veren metinlerdir.

Beyazlar Yeni Dünya’ya geldiler, Kızılderililerin elinde ne var ne yoksa aldılar ve onları öldürdüler. Yetmedi onları tecrit ettiler, hastalıktan, açlıktan kırılmalarını sessizlikle izlediler, soylarını tükenme noktasına getirdiler.

Oysa Amerika’nın şanına yakışır bir tarih yaratmaya çalışan resmi tarihçiler ve Hollywood’lu yapımcılar Kovboy filmleri, çizgi romanlar ile farklı hikayeler anlattılar bize. Böylece Vahşi Batı’yla ilgili en büyük yanılgı, kovboyların kahraman, Kızılderililerin düşman olduklarına inandırılmış olmamızdı. Okumaya devam et

NARKOLEPTİK TAKINTILAR

Yayıncının Notu sayfasında kitap için “deneysel” bir metin denmekte. Düşünsel evrenin izlerini sürmeye başlayan yayınevince metnin herhangi bir bölümünü birbirlerine okuyan insanlar, herhalde çok eğlenmiş olacaklar ki, epistemolojik irdelemelerin içinde ya da tumturaklı bir modernizm eleştirisiyle katmerlenen ateşli tartışmaların ortasında bulmuşlar kendilerini.

Yayınevi, tek benzer yanı belki yazılma tekniği Cut-up’tan izler taşıyan metni, kılıktan kılığa sokarak, Beat Kuşağından, avangard edebiyata, fanzinlerden undergrounda uzanan bir salça eşliğinde okuyucuya sunmakta. Okumaya devam et

UCUZ TARİFE TREN BİLETİ

Hiç bitmeyecek bir arayıştır, çakmasından bir yaşam arayışı. Üzerine, birde mağduriyet sosu eklenirse tadından yenmez olur. Gecekondudan çıkıp, toplu konutlara yerleşen, çamurlu yollardan geçip, dört şeritli kara yoluna bağlanan, Orhan Baba’dan Manuş Baba’ya terfi eden, çıkarıp atamadığı eski giysileriyle aradığı yaşamı bir türlü bulamayan, gölgelerde kalıpta büyüyemeyen orman ağaçlarının yerine kendisini koyan bu arayıştan kurtulmak çok zor. Ne var ki ağaçlar, hayatımıza en özlü mecazlar ve bilgiyi anlamlandırma sistemleri olarak giriyor olabilir; zira anlatımlarındaki zenginlik, mecazın çok ötesine ulaşıyor ve yayın evleri de, ucuz tarife tren biletiyle Ankara’dan İstanbula gelenleri, çay kahve ikram ederek ağırlamaya devam ediyorlar.

Sözünü ettiğim “Sinek Isırıklarının Müellifi” isimli roman. Okumaya başlayınca hafızamda kalanlar beni rahatsız etmeye başladı. Evet, yazarlar yapıtlarının dünyaya verilmiş benzersiz yanıtlar olmasını isterler ama bu yapıtların neden benzersiz olduklarını anlatmak içinde benzerlerinden farklı olduklarını ortaya koymalarını sağlayacak; başkaları ne söylerken o bize ne söylemiştir sorusunun da cevabını verebilmeleri gerekir. Okumaya devam et

PENCERE ÖNÜNDE DURAN ÇİÇEKLER

Biraz yakınımızda, biraz uzağımızda, pek de anlayamadığımız bir şekilde başlayıp biten gerçek aşkların yaşandığı bir dünya üzerinde, sanal aşkların, yaşamı çevreleyen WhatsApp, Instagram, Facebook, Twitter, Tinder ve benzerleriyle başlayıp biten aşkların olduğu bir başka dünya. Bir yaşamın ötesinde olduğu sanılanın aksine, 21. Yüzyılın biçimlendirmesi ile meşhur olmak bir yana, edebiyat denilen yazı sanatında geleceği aramak, YouTube kanalından, diksiyon dersi almış dizi film oyuncularının romantik sesleri eşliğinde, şair olmadan yazılan şiirlerin okunma zahmetine katlanmadan, izlenmesiyle olmayacaktır. Okuduğu cümlenin başını unutmaması için en uzun cümlesinin beş kelimeden fazla yazılmasının mümkün olmadığı kısır romanların okumasıyla da olmayacaktır. Pek çok iletişim alanında tanıtımı yapılarak neredeyse, her biri dünya çapında ödüle aday olacak kadar güçlü birer sanat yapıtı olduğu ilan edilerek, sex shop’ları gezerken hezeyanların yazıldığı basit oyunların sahnelenmesi ile tiyatro denilen sanatın altından girip üstünden çıkılmasıyla da olmayacaktır. Bir de “Yazdıklarıma, ben şiir demiyorum okuyanlar öyle diyor” demekle de hiç olmayacaktır. Okumaya devam et