PUL ZENGİNİ

Dedem öldüğü zaman, ben ilkokul, kuzenim ortaokul sıralarında öğrenciydik. Birlikte pek çok şey yapardık, büyük teyzemin artist dergilerini karıştırır, macera romanları okur, radyoda arkası yarınları dinler, bahçede mahallenin diğer çocuklarıyla oyunlar oynardık.
Dedemden kalan eşyaların bir kısmı eskicilere verilmiş, bir kısmı da verilmek üzere odasında duruyordu. Onun hakkında, annemin anlattıkları ile bizim öğrendiklerimize ancak bilgi kırıntıları denilebilirdi. Tevfik Fikret’in okul müdürü olduğu zamanlarda Galatasaray Lisesinde okumuş olduğunu, Wagons-Lits’de çalışmış olduğunu, Fransızca kitaplarını ve anneannemle çok sık kavga ettiklerini bilirdik. Giyimine düşkün ve titiz bir insandı, daima takım elbise giyer, pazar günleri bile kravat takar, radyoda kısa dalga istasyonlardan yabancı yayınları bulur, onları dinlerdi. Bizden uzak durur, bizimle gerektiğinde konuşur ama bizi severdi. Okumaya devam et

AŞKIN ÜÇ HALİ

Karasevda, başlangıçtaki heyecanlı kısımdır. Gerçek aşk da arkasından gelen sıkıcı bölüm.

Suyun halleri tanımı içerisinde diğer bileşiklerin aksine, iki hidrojen ve bir oksijenden oluşan bu bileşiğin farklı isimleri kullanılır. Katı hali için buz, sıvı hali için su ve gaz hali için buhar adını alır. Su, dünya üzerinde bu üç hal arasında döngü halindedir. Katı halden sıvı hale geçiş erime veya sıvılaşma, sıvı halden gaz haline geçiş buharlaşma veya kaynama, gaz halden sıvı haline geçiş yoğunlaşma, sıvı halden katı hale geçiş ise donma olarak adlandırılır. Tabi bütün bu hallerin, aşkın üç hali ile hiç bir ilgisi yoktur. Okumaya devam et

AÇIK HAVADA YAZILAN ŞİİR

 

Yaz gecesinin sıcağında, beyaz gömleğinin kollarını kıvırarak oturduğu, küçük bahçesinde duran masasının üzerindeki daktilosundan çıkan tıkırtı sesleri etrafa yayılır, dudağına yapışmış, külü sarkan sigarasından çektiği derin bir nefesle yazmaya devam eder, başının üzerinde sallanmakta olan lambanın sarı ışığında, sinekler, sivrisinekler ve pervaneler dönerdi. Okumaya devam et

SAKLAMBAÇ

Heyecanla beklemekte olduğu e-postanın geldiğini, telefonundan çıkan bildirim uyarısının sesinden anladı. Her gelen e-posta ya da SMS mesajından sonra, dayanılamaz bir sigara içme isteği gibi o sesi duyduğu zaman telefonuna alelacele bakıp, ne mesajı ve nereden ya da kimden geldiğini görmezse rahat edemiyordu. Ama bu sefer biliyordu gelen mesajın ne olduğunu ve kimden geldiğini. Bir süredir yazışmaktaydılar, sıra tanışma aşamasına gelmiş, ilk randevu zamanı ve yerini belirlemek üzere beklediği e-posta olduğunu anlamıştı. Birkaç dokunuşla, gelen kutusundaki koyu renkli olarak görülen en son okunmamış mesajı açtığında “Yarın, Bostancı vapur iskelesinin yanındaki kafenin girişinde, saat 11.00 de buluşalım” yazıyordu. Okumaya devam et

NE YAPARSAN GİDER

Gerçek Hayat Hikayeleri” adlı çizgileriyle ile tanınan Faruk Geç, 70’li yıllarda Avrupa’ya yayılan Türk işçileri gibi birçok çizerin yurt dışında çalışmaya başlamasıyla önce İtalya’ya ardından Londra’ya gider.

Bundan sonrasını şöyle anlatmaktadır Faruk Geç:

İtalya’da çalışan İngiliz Fleetway Publication temsilcisiyle tanıştık. Ona Londra’ya gitmek istediğimi söyledim, bana kartını verdi. Londra’ya gidişimde kendisini aradım. Yakın ilgi gösterdi. Bana ne tür şeyler yapmak istediğimi sordu. O sıralar revaçta olan harp hikayeleriydi. Yapar mısın? Yaparım dedim.

İş bana kolay görünüyordu, sonra anladım ki çok zor! Düşünün bir Nazi askeri çizeceksiniz ama hiçbir detayı atlamadan, kaskıyla, ceketiyle, düğmesiyle her şey başka. İngilizler başka! Almanlar başka! Velhasıl bütün bunları öğrenmek zaman aldı. Daha doğrusu ben çizgi romanın nasıl yapılması gerektiğini orada öğrendim. Burada bir şey çizersiniz, adamın eline makineli tüfek verirsiniz, bu tüfek yanlış diyecek kimse çıkmaz. Bizde ne acıdır ki, ne yaparsanız, ne çizerseniz gider ama orada çiziyorsunuz editör bir sürü ayrıntı hatası buluyor.

Fazla söze gerek var mı? Ne diyordu oyuncu, sunucu ama diğerlerinden farklı olarak üniversitenin tarih bölümünden mezun olan bir genç kızımız: “Dağdaki çoban ile benim oyum bir mi?”

Ama deemıkrasi bööle bi şey işte…

Meraklısına Not: Türkiye’de Çizgi Roman – Levent Cantek