SAY FAZIL SAY

Bir aydının ülkesinde yaşadığı kaos.

Bir aydının ülkesinde yaşadığı kaos.

Bir ülke düşünün ki insanları nasıl etki altına alınabilir ve ne şekilde etki altında tutulabilir. Bu büyük bir oyun elbette, bu büyük oyunun her gün ayrı bir sahnesini görmekteyiz. Oyunun sahnelendiği o kadar çok alan var ki, siyasetten, sanata, gazetecilikten akademik alanlara her yerde ve her alanda boy göstermekte.

Hangi tarafa bakarsanız bakın bu oyunun sahneye konan bir parçasını görmeniz mümkün hem de en bayağı ve en adi şekliyle.

Ülkemizde yetişen ve insanlarımızı aydınlatabilmek maksadını kendisine bir görev bilerek “Halkımı klasik müzikle tanıştırmak zorundayım” diyen bir fikir ve müzik insanımız Fazıl Say elbette bir toplumun gelişebilmesi için müziğin önemini bilenlerce engellenmesinin sağlanması gerekiyordu, burada küçük ve basit bir cümle olarak görülen bu cümle aslında bir çağın başlangıcı olabilecek kadar güçlü ve büyük bir kavram olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum, tıpkı “Woodstock” müzik festivalinin adeta yeni bir çağ başlatmış kadar önemli olabileceği gibi…

Bu konu hakkında ayrıca değerlendirmelerde bulunacağız da

Şimdilik yalnız ve güzel ülkemin(!) insanlarının, düşünce ve fikirlerinin nasıl hımbıllaştırılacağının en güzel örneklerinden birini anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle kendisini bu konuda başarılı çalışmalar yapmaya adamış olan büyük Türk büyüklerinden birisi olan Hülya Avşar hanımefendinin Fazıl Say’ın “Arabesk yavşaklığından utanıyorum” sözleri hakkında söylemiş bulunduğu hepimizin feyiz alması gereken değerli düşünceleri şöyle,

Fazıl fena saçmalamış, ona hasta gözüyle bakalım. Onu idare edelim, acil tedaviye ihtiyacı var. Şöhreti hiç hazmedememiş. Kendisi hakkında daha ağır düşüncelerim var ama kendimi tutuyorum.”

Bravo gerçekten bu kadar veciz bir şekilde fikirlerini ifade edebilen bir aydın sanatçımıza.

Ne diyordu, memleketimize ve milletimize sinema sanatçılığı, tiyatro sanatçılığı, müzik sanatçılığı, yazarlığı, tenisçiliği, sporculuğu ve saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok marifetiyle önder olan bu aydın insanımız, ben 09 Aydın’dan başka aydın tanımam.

Tıpkı kargadan başka kuş tanımam demek gibi bir şey bu ama bu lafı ona söyletmek için yazılı olarak eline verenlerin esasında bizlere söylemeye çalıştığı mesaj ise, kim takar sizin aydınlığınızı, bize aydın maydın lazım değil oturun oturduğunuz yerde böyle işlerle uğraşmayın yoksa biz biliriz size ne yapacağımızı.

Bir takım uğraşlardan sonra, öncelikle tacı elinden alınan güzellik kraliçesi(!) olarak yaratılan bu figür bizim insanımız tarafından mağdur edilmiş insan psikolojisi olarak algılandığından bu güne kadar bütün iyi niyetiyle benimsenerek bağrına basıldığı halde söyledikleri ve yaptıkları ile uyandırdığı imajı ile artık kendisini yüceltmiş ve bugünlere kadar kayıtsız şartsız desteklemiş bulunanların bütün değerlerine ters olduğu gerçeği ortaya çıkan ve bunun en büyük kanıtı da artık yaptığı hiçbir tv programı izlenmemekte olduğu ve kısa bir sürede yayından kaldırılmasıyla anlaşıldığı halde yinede belki yedirebiliriz be abi düşüncesiyle çok değerli fikirlermiş gibi ortaya konan bu saçmalıklar ile hala bizim halkımızı etki altında tutmaya çalışmakta olan ne bu toplumu bilen ne anlayabilen nede tanıyabilen Johnny’lere ithafen söylemekteyim.

Şimdi yukarıda alıntı yaptığımız sözlerinde Hülya Avşar hanımefendinin Fazıl Say hakkındaki ağır düşüncelerinin neler olduğu konusunda bir açıklama yapmasını beklemek sanıyorum hakkımız ve değerlendirebilmeniz için Fazıl Say biyografisi ile büyük Türk büyüklerinden olan Hülya Avşar biyografisini ki kutsal hazine kaynağı olan internetten (başka yerde bulunmadığından) alınmış olduğunu belirterek kısaca yazıyorum.

Önce Fazıl Say biyografisi;

“Bir müzisyenin notları” isimli kitabından alınmıştır.

1970 yılında doğmuş olan Say, Ankara Devlet Konservatuarı’nda piyano ve bestecilik eğitimi gördü. 17 yaşında, Düsseldorf’taki Robert Schumann Enstitü’sünde ünlü piyanist ve pedagog David Levine ile beş yıl çalışmasını sağlayacak olan DAAD bursunu kazandı. 1992-1995 yılları arasında öğrenimini Berlin Konservatuarında sürdürdü. 1994 yılında “Genç Konser Sanatçıları Uluslararası Seçmeler Ödülü”nü kazanmasının ardından uluslararası kariyerde hızlı bir yükselişe geçti.

Bugüne değin, Amsterdam Concertgebouw, Berlin Philharmonie, Vienna Musicverein, Tokya Suntory Hall, New York Carnegie Hall ve Avery Fisher Hall gibi prestijli salonlarda; New York, İsrail, Baltimore, St.Petersburg ve BBC flarmoni orkestraları, Fransız Ulusal Orkestrası, Amsterdam Kraliyet Concertgebouw orkestrası gibi dünyaca ünlü topluluklar eşliğinde çalan Say, Lucerne, Ruhr, Rheingau, Salzburg, Verbier, Montpellier, ve Bonn Beethoven festivallerinde defalarca sahneye çıktı, tıpkı uluslararası her türlü sinema, tiyatro, müzik ve edebiyat sanatçımız Hülya Avşar gibi…

2004 yılında kemancı Maksim Vengerov’la, 2006 yılında Akiko Suwanai ile Avrupa, ABD, ve Asya turnelerine çıkan Say’ın son yıllardaki oda müziği partneri, ünlü kemancı Patricia Kopacinskaya.

Caz tutkusuyla da bilinen Say, Türk ney virtüözü Kudsi Erguner ile “Worldjazz” adlı bir dörtlü oluşturdu. Bu dörtlü 2000 yazında St.Denis, Paris, Montpellier, Montreux, ve İstanbul Caz Festivali’nin Piyano Yarışması’nda 2007 ve 2008 yıllarında jüri başkanlığı görevini de üstlenen Say, klasik müzik ve caz türleri dışında, popüler müzik ve halk müziği alanlarında Arif Sağ, Burhan Öçal gibi Türkiye’nin ve Bobby McFerrin gibi dünyanın önde gelen isimleriyle ortak projelerde buluştu.

Piyanistliğiyle olduğu kadar son yıllarda besteciliğiyle de gündeme gelen Say’ın piyano ve keman için yazdığı ilk konçertoları 1991 yılında Berlin Senfoni Orkestrası tarafından seslendirildi.

1996 yılında ikinci piyano konçertosu olan Silk Road ilk kez Boston’da dinleyiciye sunuldu. Nazım Hikmet’in şiirlerinden esinlendiği, Kültür Bakanlığı tarafından sipariş edilen oratoryosu Nazım, ilk kez 2001 yılında, Ankara’da çalındı. Say Radio France ve orkestra şefi Kurt Masur tarafından sipariş edilen Üçüncü Piyano Konçertosu’nun dünya promiyerini 2002 yılı başında Paris’te, Eliahu Inbal yönetimindeki Fransız Ulusal Orkestrası’yla birlikte gerçekleştirdi ve bu eseriyle, hem eleştirmenlerden hem de izleyicilerden büyük övgü aldı.

Metin Altıok Ağıtı adlı oratoryosu ilk kez 2003 yılında, İstanbul’da beş bin kişilik bir izleyici topluluğu önünde seslendirilen Say’ın 2005 yılında ETH Zürich tarafından sipariş edilen Dördüncü Piyano Konçertosu’nun prömiyeri ise Lucerne’de gerçekleştirildi. Say bu arada klasikleşmiş eserlerden piyano için “Rondo alla turca” ve “Paganini Jazz” adlarında usta adaptasyonlar gerçekleştirdi.

Fazıl Say’ın son dönemdeki eserleri arasında “2006 Mozart Yılı” çerçevesinde kendisine sipariş edilen, piyano, ney, kudüm ve soprano ses için Patara Balesi’nin yanı sıra, kemancı Patricia Kopaçinskaya için bestelediği Keman Konçertosu Haremde 1001 gece, iki gitar için Likya Prensesi ve İstanbul Senfonisi yer almaktadır.

Avrupa Birliği tarafından 2007 yılında “Avrupa Birliği Kültürlerarası Diyalog Büyükelçisi” unvanıyla onurlandırılmıştır.

Son yıllarda dünyanın önde gelen kayıt firmalarından Naive’in özel anlaşmalı sanatçıları arasına giren Say, bu firmadan çıkardığı Mozart, Beethoven ve Haydn’ın solo ve eşlikli piyano yapıtlarının yanı sıra kendi bestelerine ayırdığı kayıtlarıyla, ECHO Deutschen Schallattenpreis, Altın Diapason gibi klasik müzik dünyasının en prestijli kayıt ödüllerine layık görülmüştür.

Devam etmekte olan biyografisi ile günümüzün dünyaca önemli sanatçılarından biri olduğunu bilmeyen ve anlamayan kalmasın diye uzun uzadıya yazdım burada, birileri çıkıp da ona hasta gözüyle bakalım, onu idare edelim diyebilecek cesareti kendinde bularak Say’ı küçük düşürmeye çalışmasınlar, ne de bizleri enayi yerine koyamasınlar.

Derken büyük Türk büyüğü Hülya Avşar biyografisi ise şöyle başlamakta;

10.Ekim.1963 de doğan H.Avşar Ankara Cumhuriyet Lisesi’nden mezun olduktan sonra ortaöğrenim sonrası okumaya devam etmedi. 1982 yılında evlenen ve henüz 16 yaşında hamile olmasına rağmen(!!!) ayrılık kararı alan H.Avşar 1983 yılında boşandı. Sonra katıldığı güzellik yarışmasında kraliçe seçildi ancak dul olduğu için tacı elinden alınınca mağdur olup milletimize bir güzel pompalanarak aşklarıyla, yaşadıklarıyla, filmleriyle, şarkılarıyla ve her şeyden önemlisi değerli fikirleriyle toplumumuzda her zaman önder olmasını bilmiş ve son dönemlerde ortaya koyduğu birbirinden veciz deyişleriyle insanlarımıza örnek olmuş ve siyaset sahnesine sıçramayı da yakında başaracağına inandığım şekilde Edirne’den öteye kimsenin bilip tanımadığı uluslararası bir marka(!) olarak varlığını sürdürmektedir.

Sen çok yaşa Johnny.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir