ŞEMSİYESİNİ YIKAYAN ADAM

Belli ki çok titizdi adam. Online olmayan her şeyi hayatından çıkarmıştı. Geriye çok az şey kalmış gibi görünüyordu. Düşünüyordu bir yandan, geriye kalan günler azalmıştı mesela, ileri yaşına rağmen fiziksel görünümü ele vermiyordu durumunu ama yılların üzerindeki etkilerini hissediyordu, aslında bunu çok da önemsemiyordu. Onun için yeniden doğmak gibi bir şeydi yaşama online bağlı olmak.

Anne ile bebek arasındaki göbek bağı gibiydi yaşama online bağlanmak. Milyonlarca evladı olan bir anaya bağlı kalmaktı dünyanın bir ucundan diğer ucuna kadar.  Ne demişti bir keresinde ona sosyolog ablası; “En güzel tatil, bir yere bağlı olarak yapılan tatildir.”  Sanki bu sözün anlamını yeni kavrıyordu, online bağlanmıştı yaşama işte, emeklide olmuştu, geriye çıkılacak bir tatil kalmıştı.

Evde bulduğu eski bir fotoğrafına, gözlüklerini takıp bakmaya çalışırken bazı sesler işitti. Önce etrafına bakındı, sonra anladı ki işittiği sesler kendi sesiydi. Kendi sesinin bir başkasına ait olduğunu sanarak dinlemeyi çok yadırgadı ama alışması uzun sürmedi.

Şöyle bir şeyler söylüyordu kendisine, kendi sesi: “Hatırladın mı bu fotoğrafını? Yaşamındaki en anlamlı fotoğrafın bu olsa gerek. Hadi şimdi bir kez daha dikkatlice bak bakalım bu fotoğrafına, neler göreceksin? İsteyip de yapamadıklarını mı, yoksa hiç yapmak istemeyip de yapmak zorunda kaldıklarını mı?

Dikkatlice bakabilmek üzere biraz daha yakınlaştırdı bu eski fotoğrafını gözlüklerinin önüne. Anımsıyordu, çok uzun zaman önceydi, yaşamına bir yön verebilmenin arayışları içerisindeydi. Uzun saçları ve sakallarıyla gülümseyerek kameraya bakıyordu, pek belli değildi ama parmaklarının arasında bir kalem, bir fırça ya da bir sigara tutuyordu. Oturduğu masanın üzerinde, ecoline boyalar, fırçalar, kalemler ve içi su dolu küçük bir kavanoz ile rapido seti duruyordu.

Ressam olmak için ressam gibi yaşamak gerekir” diye karar vermişti, yaşamına bir yön verebilmenin arayışları içerisindeyken. Sonra masanın üzerinde duranları yavaş yavaş ortadan kaldırmaya başlamış, taksitle aldığı bir elektronik hesap makinesi ile iktisat ve işletme kitaplarını koymuştu boyalarla fırçalardan arta kalan yerlere.

Sonra yaşamına kalamozalar, mizanlar, yevmiye defterleri girmişti. Her sabah erkenden kalkıp, kravatını takıyor, evden çıkarak servis aracına biniyor ve iş yerinde üzeri fatura dosyaları, banka ekstreleri ile dolu masasının başına oturuyor, bir bardak çayını yudumlarken pastaneden aldığı taze poğaçasıyla kahvaltısını tamamlıyordu.

Yeni evlenmiş, yaşamında yeni bir sayfa açmanın heyecanıyla eski günleri ile eski arkadaşlarından uzaklaşmaya başlamış hatta yıllardır oturduğu mahallesinden ve evinden de uzağa taşınmıştı.

İşyerinde olan bitenlerin yeni farkına varmaya başlamıştı, işlerin ötesinde süregelen bir acayip durumdu bu. Çalışanların nerdeyse hepsi bir başka ilişkinin içerisindeydi, en tepeden başlayan bu ilişkiler zincirinin en son halkasında hissedivermişti kendisini. Yoksa çok saf ve çok temiz miydi? Hele içlerinden birisinin anlattıkları, inanılması güç bir fantezi gibiydi; sevgilisinin açlığını bastırabilme heyecanıyla, bütün gün yataktan çıkamadığını, ayakta duramayacak kadar bitkin olduğunu, akşam kocasına bu bitkinliğini nasıl açıklayabileceğini düşündüğünü, aynı kısımda görevli olan bir başka arkadaşına anlatırken işitince bu hissiyata kapılıvermişti.

Kısa sürede son halka olma psikolojisini üzerinden atarak, hızla yükselmeye başladı işyerinde, bu durum aslında müdürlüğe kadar uzanacak sürecin başlangıcı olduğu kadar yaşamında ortaya çıkacak değişimlerinde başlangıcıydı.

Bitkin kadının yazdığı şiirleri okumaya başladığı anda, piyanonun siyahı kadar karanlık bir kuyuya düşüvermişti. Sevgilisinden de, kocasından da ayrılan kadın, işyerinden de çıkıp gitmişti.

Şiirlerini okumak kalmıştı geriye kadından. Her satır, her mısra, resim yaptığı günleri anımsatıyordu, sarı ile maviyi karıştırınca yeşil oluyordu değil mi?

Radyasyon yüklü bulutlardan yağmurlar yağmaya başladı bir gün. Ama elinde şemsiyesi vardı adamın. Eve gidince bir güzel yıkadı şemsiyesini, tatile çıkma heyecanıyla.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir