TAVŞANIN SUYUNUN SUYU

Ülkemizde doğalgaz kullanımına yaygın olarak ilk defa 1984 yılında başlanmış, 1992 yılına gelindiğinde, havanın nefes alınamayacak kadar kirlenmesiyle birlikte doğalgaz kurtuluş olarak İstanbul’un imdadına yetişmiş/yetiştirilmişti.Büyük dönüşüm, İstanbul’da yaşayan nüfusun kazılan yollardan hiç bitmeyen çilesi eşliğinde başlatılmış, kömür yakan ne kadar bina varsa hızla doğalgaza geçiş sürecini tamamlamıştı.

Doğalgaz kömür tüketimini büyük ölçüde kesmiş, azalan kömür kullanımı karbondioksit ve kükürt dioksit salınımının önüne geçerek şehir içinde soluduğumuz havanın kalitesinde fark edilir bir düzelme meydana getirmişti.

Elbette bu hızlı değişimin maliyetine İstanbul’da yaşayan nüfus fazlasıyla katlanmıştı. Zaman içerisinde dünyanın en pahallı benzinini kullanan insanımız, yapılan anlaşmalar çerçevesinde kullanmadığı doğalgazında bedelini ödeyerek belki de dünyanın en pahallı doğalgazını da tüketmektedir.

Bu konuda herhangi bir veri veya açıklama olmadığından durumu değerlendirememekteyiz. Ancak bildiğimiz ve değerlendirdiğimiz başka durumlar söz konusu olup, bunlardan bir tanesi değerli ekonomi yazarı Ege Cansen tarafından Enerji Verimliliği Kanunu çerçevesinde dile getirilmiştir.

“Bu kanunun hazırlanışı sırasında ‘ceberrut bürokratik’ kafa, her zaman olduğu gibi, tüm haşmetiyle duruma el koymuş. Enerji kullanımında verimliliği arttırmak gibi kutsal bir başlık altında, insanlara hayatı zorlaştıran ve onları durduk yerde ‘suçlu’ durumuna sokacak ne kadar madde yazmak mümkünse yasaya yerleştirmiş. Pek tabii ‘her yasak, bir rant kapısıdır’ kuralına göre uyanık iş adamları da ‘esir müşteri’ yaratmanın yollarını yasa ve yönetmeliklerin içine şırınga etmeyi başarmışlar”

Ege Cansen’in sözünü ettiği şırınga, ünlü “The Who” grubuna ait “Tommy” albümündeki ‘The Acid Queen’ şarkısına ait görüntülerde olduğu gibi her yanımıza girip durmakta.

İlk olarak dayatılan rant kapısı ‘Isı Yalıtımı Dönüşümü’ daha sonrada ‘Hermetik Kombi Dönüşümü’ adı altında kaba etlerimize batırılan diğer şırıngalar olmaktadırlar.

Şimdi bunların ülkemiz insanına nasıl dayatıldıklarına ve kaba etlerine nasıl şırınga edildiklerine bakalım.

Doğalgaz dönüşümünün başladığı yıllarda gerekli altyapının hazırlanması ve doğalgazın büyük şehirlere taşınması ile kullanıma sunulabilmesi kamu ağırlıklı Botaş – İgdaş gibi şirketler tarafından üstlenilmiş ayrıca, binaların eski kalorifer kazanlarının sökülerek yerlerine monte edilen doğalgaz kazanları ve diğer ekipmanların tamamlanmasını sağlayacak olan yeni bir sektör yaratılmıştı.

Dönüşümün yaşandığı yıllarda, hızla boru hatları inşa edilmiş, büyük şehirlerde yollar kazılarak doğalgaz boruları döşenmiş yaratılan yeni sektör ve yapım işlerini üstelenen firmalar ile sektörde faaliyet gösteren tüm birimler rantın kaymağını paylaşmışlardı.

Bir yandan ısınmada, bir yandan sanayide sağlanan yeni enerji doğalgaz sayesinde hissedilir bir kalite artışı sağlanmıştı ama bedeli de ödenmişti.

Bu temiz ve güzel gelir, pardon enerji kaynağına sahip olmaktan gurur duyan ülkemiz insanı her daim enerjinin en pahallısını kullanmaktan yılmayarak zam üstüne zam gören doğalgazı bir kere bağlattığı için kendisine dayatılan faturayı da ödemek zorundaydı.

Sesi çıkmadan her mevsim başında zamlanan doğalgaz faturalarını ödemeyi kabullenen insanımızın karşısına yeni gelişmeler ışığında sunulan alternatifler ortaya çıkmaya başladı.

Bu seferde “Kombi”ler sunuldu piyasaya. Zira ısınma konusunda apartmanlarda sıkça yaşanan bir tartışma konusu vardı, kimi az yakıyor kimisi de çok yakıyordu ay sonunda gelen doğalgaz faturasındaki rakamda telefon numarası gibi olduğundan tartışmaların sonu gelmiyordu ki, bu tartışmalara noktayı koyacak olan tek çözüm “Kombi” çözümüydü.

Sektöre yeniden bir canlılık kazandırılmış bu seferde eski nesil apartmanların doğalgaza dönüştürülen kazanları yerine yeni nesil Kombi montajı başlamıştı. Herkes istediği kadar yakmakta ve istediği kadar ısınmakta özgürdü artık.

Tavşanın suyuna yapılan çorbaların tadı her aşamada biraz daha lezzet kazanmaktaydı.

Ülkemizde yaşanan ve tarihe geçmiş olan pek çok talihsiz yıllardan bir tanesi de 1999 yılı olup 17 Ağustos gecesi saat tam 03.00’de yaşanan büyük depremin ardından toplumda meydan gelen travma ile yaşananlardan bir kez daha büyük rant çıkarmayı hedefleyenler tarafından hazırlanan senaryoların eşliğinde, hepimizin birer jeolog olduğu TV’lerden yapılan yayınların etkisiyle, yeni kurulmakta olan semtler ile sitelere hücum etmeye başladılar. Yaşanılan büyük travmanın yarattığı stresten etkilenen pek çok aile yeni yapılaşma ile birlikte yeni kurulan bu semtlere tüm birikimlerini banka kredileriyle birlikte aktarmaktan gözlerini bile kırpmadan razı oldular.

Krizi ranta dönüştürmeyi başaranlar bir gol daha atmışlar, gümrüklerden yeni çekmiş oldukları binlerce kombiyi, banka kredileriyle yeni almış oldukları evlerine monte ettirmeyi düşleyen insanlara kamyon sırtında teslim ederek montaj ve diğer masraflarını da yıkarak karlarını bir kez daha katlamışlardı.

Olsun, yine de yeni aldığım evimde yeni kombimle sorunsuzca ısınacağım hayallerinde olan insanımız bu bedeli de ödemeyi dert etmemişti.

Sürekli olarak yeni bir şeylerin sunulduğu ve altyapısını devletin hazırladığı bu ortamda rantın paylaşımı nasıl sağlanacaktı?

Halen yaşamda olan bir dönemin politikacıları, ne yazık ki yaşamda olmayan patronuma şöyle demişlerdi;

Her yeni kanun birilerine çıkar sağlar.

Hiçbir ülkede değişmeyen bu evrensel kanuna göre, “Enerji verimliliği kanunu” da birilerine ne çıkar sağladığı sorusuna aranacak olan cevapla yola çıkarsak sonucunda karşılaşacağımız cevap bizleri şaşırtmayacaktır.

Tavşanın suyunu suyuna hatta bir suyunun suyuna daha inecek kadar hazırlanmış olan yeni uygulamalar eşliğinde dayatmalara başlanmış ve ele geçen her fırsatı ranta dönüştürmeyi başarmışlardır.

Bu çerçevede, üçüncü kuşak olarak yani tavşanın suyunun suyunun suyu olarak, doğalgaz dönüşümünden sonra kombiye geçmiş olanlar eğer bir daha ki seferde yasalarla(!)  “hermetik kombi” taktırmaya zorlanmışlar bunu da yapacak olanlara da önceden verilen tüyolarla rant kapısını açmışlardır.

Bu konuda yaşanan örnekler ise şöyledir:

Hermetik Kombi dönüşümüne zorlanan “Esir Alınmış Tüketiciler” bu dönüşümü yaptırmak üzere başvurmuş olduğu firmalarda karşılaştığı görüntülerden sonuca ulaşmaları hiçte zor olmamaktadır. On yıl öncesiden kalma, evlerinde kullanılan yer karolarının tamamı bu firmaların ellerinde ne aramaktadır. Oysa bu dönüşümde en önemli rol oynayan figüranlardan biriside yer karolarıdır.  Çünkü kırılan ve yerlerine yerleştirilecek olan yer karoları birbirleriyle uyumsuzdur oysa bu durumda onları eline geçirmiş olanlar, hermetik kombi dönüşümünü metazori yaptırmak zorunda kalanlara sundukları imkanla yer karolarında uyumsuzluğu da ortadan kaldırarak ısı verimliliği çerçevesinde işlerini sürdürmektedirler.

Ülkemizde mevcut en büyük sanayi(!) sektörü olan inşaat sektörünün de ısı yalıtımından pay alması gerektiği düşünülerek, ısı yalıtımı dönüşümü adı altında hazırlanan bir şırıngada onun eline verilmiştir.

Her bina 2017 yılına kadar verilen süre içerisinde ısı yalıtımını yaptırmak zorunluluğundadır bu yasaya göre.

Yaşamakta olduğumuz şehirde rantın her türlüsüne göz dikmiş olanlar ellerini ovuşturmakta bununla da yetinmeyerek, İstanbul’un en değerli bölgelerini de ele geçirmeye hazırlanmaktadırlar. Bilindiği üzere yaşanan hızlı şehirleşme 70’li yıllarda başlamış ve bu bölgelerdeki yapıların büyük bir bölümü de bu yıllarda inşa edilmişti. Bu durumda onlarında yeni nesil inşaat teknolojisine uyum sağlamaları gerektiğini ileri süren bazı “Laz Müteahhit” ler de kentsel dönüşüm adı altında sunulan fırsatı kullanmaya başlamışlar böylece tavşandan daha çok suyun çıkacağını hesap ederek İstanbul’un bütün ana caddelerine birer trafik canavarı olan dev kamyonlarını sürmüşlerdir.

Nede olsa bu güzel şehri yeniden inşa etmektedirler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir