THEDORA İLE JUSTINIANUS

Theodora ile Justinianus

Sevgilisinin elinden tutarak ya da onun omzundan kavrayarak, kaç yaşında olduklarını kimselerin bilmediği koca gövdeli çitlembik ağaçlarıyla, rüzgârda salınışları insana huzur veren, yan yana dizili servi ağaçlarının arasında, uzaklardan esen poyrazın ürperttiği bir sonbaharın akşamüzeri,  günbatımını adaların siluetindeki kayaların üzerinde oturup da izlememiş ve aşkını, sevgilisinin kulaklarına dalgaların melodileri eşliğinde fısıldamamış bir insan, aşkı yaşamamış demektir.

Adı bile aşkın yaşanacağı en güzel şehirlerden biri olan İstanbul’un, Fenerbahçe’sine madik atacak çok farklı adresleri de vardır, hele bunlara birde aşklarını sevgililerinin kulaklarına, Sultanahmet’te, Yıldız Parkında, Cennet Bahçesinde, Beykoz’da, Anadolu Hisarı’nda, Boğaziçi’nde, Kız Kulesi’nde fısıldayanları ekleyecek olursak, orada birileri dur bakalım diyeceklerdir. Ama ben inanıyorum ki, bu adreslerin hiç birisi Fenerbahçe’nin büyüsünü yakalayamazlar.

Çünkü buradaki büyünün varlığı, yüzlerce yıllardır yaşanan aşkların gücünden gelmektedir.

Belki de bu büyünün kaynağı, Thedora ile Justinianus’un aşklarıdır.

Thedora, rüzgârın eteklerini uçuşturduğu erguvani giysileri ve dağınık saçlarıyla Fenerbahçe’deki mendireğin üzerinde Justinianus’un güçlü kollarının ağırlığını omuzlarında hissediyor, bir yandan da dalgaların eşliğinde Justinianus’un ağzından dökülen aşk sözcükleriyle, üzerinde güneşin doğmakta olduğu İmparatorluklarını seyrediyorlardı.

Çocukluğundan itibaren kentin tiyatrolarında dans eden Theodora, büyüdüğü zaman çok güzel ve çekici bir kadına dönüşmüş, tiyatro sahnesinde yarı çıplak dans etmesinin de etkisiyle erkekler tarafından arzulanan biri haline gelmişti. Onun dansçılık yaptığı dönemde sürdüğü rahat yaşantı, sonradan hakkında “fahişe” iddialarının atılmasına neden olmuş. Özellikle de Bizanslı Procopius’un Theodora’nın ölümünden sonra kaleme aldığı, geçtiğimiz yıllarda Türkiye’de de yayımlanan Bizans’ın Gizli Tarihi adlı kitap, Theodora’yı hafifmeşrep ve olumsuz özelliklere sahip biri olarak göstermekteydi.
Theodora, İmparator Justinianus ile evlenmeden önce gerçekten de birçok erkekle birlikte olmuştu ve bir de gayrimeşru kızı bulunuyordu. Ancak evlendiği günden sonra Justinianus’a hep sadık kalmıştı. Justinianus’un karısına ne kadar büyük bir aşkla bağlı olduğu ise, kitabın ilk sayfalarında yer alan şu sözlerden anlaşılıyor: “O bize Tanrı’nın hediyesi (Theou dôron) en büyük eştir.”
Adı Helencede “Tanrı’nın hediyesi” anlamına gelen bu kadın, Justinianus’la tanışmadan önce Kuzey Afrika’daki Bizans kentlerinden birinde görev yapan bir valinin metresiydi. Valinin kendisiyle evlenmemesi üzerine Constantinapolis’e geri dönmek üzere zorlu bir yolculuğa çıktı. Bu yolculuk sırasında Makedonia adlı bir dansçıyla tanıştı. O sırada, Bizans’ın imparator Justin’den sonraki en önemli adamı olan Justinianus’un casusuydu Makedonia.
Makedonia’nın Thedora’yı geleceğin imparatoruyla tanıştırması ise hem Bizans’ın hem de Theodora’nın kaderini değiştirdi. Justinianus görür görmez âşık olduğu ve dans etmesini yasakladığı Theodora’yla evlenebilmek için, imparatorların dansçı ve aktrislerle evlenmesini yasaklayan kanunun kaldırılmasını sağladı.
Justinianus ile Theodora’nın hükümdarlık dönemi, Bizans İmparatorluğu açısından başarılarla dolu, önemli bir sürece tekabül etmektedir. Hukukçuların da yardımıyla o zamana kadar çıkan tüm Roma kanunlarını bir araya getiren Justinianus, hükmü kalmamış kanunları iptal eder. Bu, Bizans İmparatorluğu’nun kuruluşundan beri yapılmış en büyük hukuki düzenlemedir.
İmparatoriçe olduktan sonra devlet işleriyle ilgilenmeye ve Justinianus’u yönlendirmeye başlayan Theodora, Justinianus’u tahtını kaybetme noktasına getiren Nika İsyanı da Theodora’nın zekâsı, cesareti ve kararlılığı sayesinde bastırılmıştı. Bütün kenti yakıp yıkan isyancılar, başka birini imparator ilan edince hayatının tehlike altında olduğunu gören Justinianus karısıyla birlikte kaçmayı düşünmüş ve bunun için gerekli tüm hazırlıkları tamamlamıştı. Ancak isyanı bastırmak için bir plan yapan ve asla Constantinapolis’ten ayrılmayacağını söyleyen Theodora’yı dinleyerek kentte kaldı. Sonuçta isyan Theodora sayesinde kanlı bir şekilde bastırıldı. Theodora’nın Justinianus’u kentte kalmaya ikna eden konuşması da kayıtlara geçti: “Buraya gelmeden önce çok düşündüm. Biliyorum ki bu ölçüde tehlikeli bir durum erkeklerin kendi aralarında konuşup karara varacakları bir husustur. İtiraf ederim ki, bu durum bize şu veya bu şekilde hareket edebilmemiz için fazla seçim de bırakmamaktadır. Ben, mevcut durum hayatımızı kurtarmak için bize kaçmaktan başka bir seçim bırakmasa dahi bunun düşünülmesi gereken en son husus olduğu kanısındayım. Düşünelim ki bir adamın ölümden kurtulması için gördüğü tek ışık bu olsa bile, bir suçlu gibi kaçmak bir imparator için katlanılamaz bir durumdur. Bana gelince bu erguvan rengi giysim olmadan var olmak istemediğim gibi ve benimle karşılaşan kişilerin bana imparatoriçem diye hitap etmedikleri günü görmek bile istemiyorum. Bir insan dünyaya geldikten sonra elbet bir gün ölecektir. İmparatorum, kendinizi kurtarmayı düşünüyorsanız zaten bu zor değil. İşte deniz orada, geminiz orada, hazineniz orada. Ama kaçışınız size ölüm kadar şeref getirmeyecektir. Bana gelince, eskilerin dediği gibi, ‘Erguvan rengi pelerinim, en iyi kefen olur’ sözüyle aynı düşüncedeyim.”

Gerçekten de Bizans İmparatorluğu’nda sadece imparator ve imparatoriçelerin giyme hakkı olan erguvan renkli pelerinini ölünceye kadar üzerinden çıkarmadı Theodora.
İsyanın bastırılmasından sonra Constantinapolis’te, Theodora’nın da yardımıyla, büyük bir imar faaliyetine girişen Justinianus, askerî alanda da önemli başarılar yakaladı. Belisarius ve Narses gibi komutanlar sayesinde imparatorluğun gerek doğu, gerekse batısındaki sorunlar büyük oranda çözümlendi.
İki kıta arasında, sıcak bir yaz gününde serinlemek için deniz kıyısına uzanan nazlı bir kadın gibi yatan kadim kentte şu an ayakta olan Bizans Çağı’na ait yapıların önemli bir bölümü Justinianus devrinde yapılmıştı. Bunlar içinde en önemlisi elbette Ayasofya’dır. Constantinapolis’e adını veren Büyük Constantin zamanında Ayasofya’nın yapımına başlanmış ve mabet 360 yılında oğlu II. Constantin döneminde tamamlanmıştı. Ahşaptan yapılmış bu ilk Ayasofya, 404 yılında yakılınca II. Theodosius zamanında yeniden yapıldı. Bu ikinci Ayasofya da, Justinianus devrinde çıkan Nika İsyanı sırasında tamamen yakıldı. Bundan sonra büyük emekler ve masrafla yeniden inşa edildi. Günümüzde insanların hayranlıkla dolaştığı Ayasofya, Justinianus devrinde inşa edilen Ayasofya’dır.
Yönetimle ilgili her konuda Justinianus’un en önemli danışmanı ve yardımcısı olan Theodora, kentin imarına da katkıda bulunmuş, huzurevleri ve hastaneler yaptırmanın yanında Büyük Saray’ın yenilenmesini işini de organize etmişti.
Theodora ile ilgili diğer bir ayrıntı ise onun Monofizit inancını benimsemiş bir Hıristiyan olmasıydı. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un bir olduğu ve birbirlerinden ayrı düşünülemeyecekleri prensibini benimseyen monofizitler, İsa Mesih’in varlığının bütünüyle Tanrısal olduğunu düşünüyorlardı. Theodora’nın imparatoriçe olmasından neredeyse bir asır önce, 451 yılında toplanan Kadıköy Konsili, Monofizit inancı taşıyanları mahkûm etmişti. Konsil’in kararlarını tanımayan monofizitler de Bizans Ortodoks Kilisesi’nden ayrılmışlardı. Theodora döneminde ise monofizitler korunup kollandılar.
O dönemden kalan yazılı kanıtlar, hiç çocukları olmayan Justinianus ve Theodora’nın birbirlerine aşkla bağlı olduklarını gösteriyor. Justinianus, ülkede çıkan veba salgınından etkilenip yatağa düştüğünde hekimlerin uyarılarına rağmen eşinin başından bir an olsun ayrılmamıştı Theodora. Justinianus bir yıl sonra karısının kendisine gösterdiği özenin de yardımıyla bu ölümcül hastalığı yenmişti.
Dünya tarihinin en güçlü kadınlarından Theodora 548 yılında bilinmeyen bir hastalığa yenik düştü. Onu deliler gibi seven Justinianus ise bir daha hiç evlenmedi. Theodora’nın gölgesi, hem Justinianus’un hem de Constantin’in güzel kentinin üzerinden hiç çekilmedi. O gölge hâlâ imparatorluklar kentinin tarihle kol kola girmiş sokaklarında belki de Fenerbahçe’deki mendireğin üzerinde hala dolaşmakta.

Yüzyıllar sonra, Constantinopolis’te İtalyan arkadaşım Fumo ile birlikte, beyaz takım elbiselerimiz ve sevgililerimizle el ele, Fenerbahçe’de Justinianus’un yaptırdığı mendireğin üzerinde, sert poyrazın dalgalandırdığı saçlarımız ve sakallarımızla yürürken, kayalara vuran dalgalar bize, gerçek aşkın yalnızca bu sahillerde yaşanabileceğini anlatıyorlardı.

Ve bu sahillerde bu güne kadar sayısız aşklar yaşandığından emin olabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

7 × 1 =