UCUZ GÜNLER

20161014_162258

İstanbul’da sonbaharın, ılık ve lodoslu, ucuz günlerini yaşamaktayız. Şimdi bazılarının aklında ne demek ucuz günler diye bir soru belirecektir. Ucuz günler varsa, pahallı günlerde var mıdır?  Olmaz mı? Elbette olur, günlerin ucuzu olduğu gibi pahallısı da olur.

Lokum gibi bu güzel havada, Moda burnundaki çay bahçesinin müdavimleri, etraftaki masalarda yerlerini almışlar.  Madam Eleana, bahçenin girişine yakın masalardan birine oturmuş, yanındaki masada oturan Madam Calliope ile derin bir sohbete girmişler, bir yandan da çaylarını yudumlamaktalar.

Moda Sevgilim adlı kitabındaki bir öyküsünde İzel Rozental, Moda’nın tuzu biberi olan, aslında İstanbul’un her semtinde kendilerine has özellikleriyle hep var olan adsızlar grubundan söz eder.

Onlar sokakta yaşar. Her an, her gün hayatımızın içindedirler. Ama bir gün bir de bakmışız ki sessizce gidivermişler. İşte asıl o zaman varlıkları fark edilir…”

Madam Angel’de çay bahçesinin demir parmaklıklı kapısından içeri hızlıca girerek deniz kenarında gözüne kestirdiği masalardan birine, aksayan ayağına rağmen başkasına kaptırmamak için hızlıca seğirtmekte.

Henüz, sararan yapraklar, ağaçlardan hızlı bir lodos fırtınasının eşliğinde yağan yağmurla yerlerde savrulmaya başlamamış ve çay bahçesinin kapalı mekânında daha oturan kimse yok.

Hâlbuki üç beş ay öncesine kadar öyle miydi?  Çay bahçesinin açık havada bulunan masaları bomboştu. Ancak ağaç diplerindeki masalarda gözlerden uzak kalmaya çalışan genç âşıklar otururdu, bir de üşümeyi göze alacak kadar kapalı mekânlarda oturmaktan hoşlanmayanlar.

Adsızlar grubundan olanlarsa, kapalı kışlık mekânda çıtır çıtır yanan sobanın etrafındaki masalara yerleşmişler, tepsiye doldurduğu çayları, müşterilerine metazori vermeye çalışan garsona aldırmadan, kış günlerini ucuza getirmenin yollarını aramaktalar.

Ünlü deprem profesörü Şener Hoca, uzun saçları ve fötr şapkasıyla kapıda belirince sobanın etrafındaki masalarda bir dalgalanma oldu. Şapkasını çıkartarak tanıdıklarınla selamlaştıktan sonra,  Madam Eleana’nın yanına giderek sanki amfideki talebelerine ders veren bir tavırla, Moda’da yaşamakta olan bir kaç ismi sordu. Madam Eleana ise ona dili döndüğünce cevap verdi. Adsızlar grubunun elemanları hemen hemen her gün burada bulunur, bir çay ile tüm günü yanan sobanın ısıttığı sıcak ortamda geçirmeye çalışırlardı, her ne kadar garson arada sırada sobanın geçmesini görmezden gelse de bir müddet sonra soğuktan kaçan diğer müşteriler için sobayı yeniden yakmak zorunda kalırdı.

Kış günlerinde erken kararan havanın ardından masalar teker teker boşalmaya başlar ve adsızlar grubu nerede ve nasıl olduğu bilinmez bir şekilde gözden kaybolurdu.

Ertesi günün neler getireceği belli olmaz, bir bakarsın kar, bir bakarsın yağmur yağardı. İşte, pahallı günler bu günlerdi. Evde ya da bir başka yerde üzerine kat kat giydiklerinle de olsa bütün gün soğukta durulmaz. Hava güneşlide olsa ısıtmaz, burnun donar, ellerin tutmaz.

Oysa şimdi ne güzel, Madam Eleana, bahçenin girişine yakın masalardan birine oturmuş, yanındaki masada oturan Madam Calliope ile derin bir sohbete girmiş, bir yandan da çaylarını yudumlamaktalar. Ucuz günlerin tadını, pahallı günlerin soğuklarını anarak doyasıya çıkartmaktalar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir